BirYudumKitap - Kâtip / İsmâil SAYMAZ

Yaklaşık 2 ay önce keşfettiğim bir hizmet var. Adı Bir Yudum Kitap. Adı üzerinde bu hizmet size her sabah bir yudumluk kitap alıntıları, şiirler, dergilerden pasajlar gönderiyor. Oldukça özenle seçilmiş eserler hepsi. http://www.biryudumkitap.com/ adresine tıklayarak siz de abone olabilir ve yarın sabah 08:00'de gelecek kitabınızı merakla bekleyebilirsiniz.



Bugünkü gelen mailde İsmail SAYMAZ'ın Bavul Dergisi'nin Ocak 2017 sayısında yazdığı "Kâtip" başlıklı bir pasaj vardı. Çok hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak istedim. Yazının başındaki paragraf ise Bir Yudum Kitap'ın sunuş paragrafıdır.

Pek çoğumuz hayatının bir bölümünde adaletsizliğe tesadüf etmiştir. En azından şahit olmuştur, belki bir söz edememiştir, gücü yetmemiştir ve saire. Hatırlayın: "Gülümsemek, adaleti bozuk düzene sessiz bir küfürdür." diyordu ya şair, hiçbir şey yapamıyorsanız gülümseyin sevgili okur. Bir de unutmadan, var olun.
 

İsmail Saymaz - Kâtip

Bavul Dergi, Ocak 2017

 
Üniversite sınavına girdiğim o yaz biraz harçlık biriktirmek ve biriktirdiğim harçlıkla bir cep telefonu alabilmek için Avukat Mehmet'in bürosunda kâtip olarak çalışmaya başlamıştım.
   İlk iş deneyimim değildi bu. Öncesinde çay ocağında, eczanede ve beyaz eşya mağazasında çıraklık yapmış; Rus Pazarı'nda penye ve video kaset satmış, yerel gazetelerde yazılar yazmıştım. Elim daktiloya yatkındı. Avukat Mehmet tereddüt etmeden, "Yarın gel başla!" demişti.
   Ertesi gün beni, Avukat Mehmet'in masasında biriken onlarca dava dosyası bekliyordu. Turuncu kâğıt dosyaları icra davalarına aitti. Kimileri senedini ödememiş, kimileri taksitini yatırmamıştı. Dosyaları koltuğumun altına sıkıştırıp Rize Adliyesi İcra Müdürlüğü'nün yolunu tuttum. İtiraf etmem gerekir ki, avukatlık bürosunda çalıştığım için heyecanlıydım: Şayet üniversite sınavından yüksek puan alırsam hukuk fakültesini yazacaktım.
   Adliyenin zemin katındaki icra müdürlüğü küf ve nem kokuyordu. İcra Müdürü, en üstteki dosyayı araladığında, "adalet" ile tanışmış oldum. Her dosyanın içerisine "cıgara parası" sıkıştırılmıştı. Derken paralar alındı; mühürler basıldı.
   Birkaç gün sonra, ilk "mal kaldırma" işlemi için icra memurlarıyla dolmuşa binip Fındıklı'ya gittim. Sahil kenarındaki Fındıklı, adres sormayı bile gerektirmeyecek kadar küçük bir ilçeydi. Bize "Caminun karşisindan sağa gir, baştan ikinci tükkan" denilmişti. İflas etmek üzere olan dükkânda bizi, namlusu kapıya doğrulmuş el yapımı bir tabanca karşıladı. Müflis esnaf, "Canumi mi alacaksunuz ula adaletuni s...tuklerum!" diye bağırdı. Biz kaçarken aramızdan kurşunlar ve "Nanaskani..." diye başlayan Lazca küfürler yağmaktaydı. İlk dolmuşla Rize'ye döndük.
   Haftalar sonra bindiğimiz dolmuşla bu kez Borçka'ya yol aldık. Rize sınırını ve Hopa'yı geçip dağa kıvrıldık. Yol üstünde Türkçeyi yalnızca muhtarların anlayabildiği Laz, Hemşin ve Gürcü köylerinden geçtik. Yolcu aldığımız her köyde bir başka dile kulak verdik.
   Nihayet dolmuş, borçlunun oturduğu tek katlı evin önünde durdu. Briketle örülmüş ev, sıvadan bile mahrumdu. Çocuklarının eline birer tabak içinde şekerli makarna tutuşturmuş genç anne, icra memurlarını görünce "Allah rızası için etmeyun," dedi. İcra memurları annenin yalvarmasına aldırmadan eve girip televizyona ve merdaneli çamaşır makinesine el koydu. İplerle bağlanıp omuzlanan aletler evden çıkarılırken; anne çömeldiği kapısında bizlere beddualar ediyordu. Anneleriyle birlikte ağlaşan çocukların sümüğü, şekerli makarnaya akıyordu. Ben utancımdan fındık bahçesine saklandım.
  Yaz sonu Avukat Mehmet ile ben büroda icra dosyası hazırlarken; içeriye sakalı uzamış bir borçlu girdi. Kışın hamsici, yazın çay fabrikasında mevsimlik işçiydi. Aldığı maaş, ancak mutfak masrafına yettiği için borcunu ödeyememişti. Tek isteği, senetlerin icraya konmamasıydı. Avukat Mehmet, "Olmaz!" dedi. "Dosyaları adliyeye yolladım. Avukatlık ücretini almadan kapatmam." Usulca çayını yudumlayan işçinin, "Senun dosyanun a... koyarum!" diye ayaklanıp Avukat Mehmet'in boğazına sarıldığını; uysallığıyla bildiğim avukatın senetleri vermemek için çekmecesindeki tabancaya uzandığını gördüm. Büroda silah patladığında ben çoktan sokağa inip kalabalığa karışmıştım.
   O gün hukuk fakültesini yazmaktan vazgeçtim. Üniversite sonuçları açıklandığında, küf ve nem kokulu icra müdürlüğünde "cıgara paraları" sıkıştırılmış dosyaları işleme koymakla meşguldüm. İlk maaşımla aldığım cep telefonu müjdeli bir haber için çaldı: Hayalim gerçek olmuş ve gazeteciliği kazanmıştım.
   Günün sonunda avukat kâtipliğinden istifa ettim.
   Bu adliyeden "adalet" çıkmazdı.
   Kim bilir, belki de icra dosyalarına "sıkıştırılanları" yazacak bir gazeteci çıkardı.

Yorumlar

  1. Bir yudum kitaba bakacağım adalette olmazsa olmazımız sevgiler:))

    YanıtlaSil
  2. Bu benim de çok hoşuma gitti...Sonunda diyeceğini sağlam demiş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O son cümle zaten benim paylaşma sebebim. :)

      Sil
    2. O son cümle zaten benim paylaşma sebebim. :)

      Sil
  3. Merhabalar, sayfama beklerim :)

    http://gezgiccift.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önce uğrayıp yorum bırakmıştım. Tekrar uğrarım tabii ki.

      Sil
  4. Ben de üyeyim bu siteye.. Gerçekten çok işe yarıyor. 15 dakika da olsa rahatlıyorsun okurken..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle. Yorum için teşekkürler.

      Sil
  5. Ne güzelmiş bu site :) Bilgi ve paylaşım için teşekkürler.. Şimdi tek tek geriye giderek tüm paylaşımlarınızı okuyorum. Tekrar teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler ilginiz için Yıldız Hanım. Keyifli okumalar...

      Sil

Yorum Gönder