Çarşamba, Ağustos 30, 2017

Nereden Gelmiş Bu Gamboç Kelimesi?
Kelimelerle haşır neşir olduğumu biliyorsunuz artık. Dün ilk defa duyduğum bir kelimeyi araştırdım ancak bir türlü tatmin edici hiçbir cevaba ulaşamadım. Kelimeyi nereden duyduğumu da detaylıca anlatayım da yazı uzasın. Hem içinde yararlı bilgiler de var uzatmanın. :)

Morhipo'dan normal fiyatı 550,00 TL olan Fabrika marka yandaki takım elbiseyi 150,00 TL'ye (hatta %10 indirim koduyla 135,00 TL'ye) almıştım. Tıkla Gelsin seçeneği ile kargo parası da ödemedim ve ürünü Bursa Zafer Plaza Boyner'den teslim aldım. Hemen orada denedim ve paça ile kollarında işlem olacağı için terzi işlemi talebinde bulundum. Kolda da işlem olacağı için yoğunluktan dolayı 3 gün sonra alabileceğimi söylediler. Sorun olmadığını söyledim. Ölçüler alınırken erkek reyonundaki görevliler elbiseyi bu fiyata aldığıma inanamadılar.

Üstteki paragrafta ucuza nasıl internet alışverişi yapılırı öğrenmiş oldunuz. :) Dün teslim almaya gittiğimde takım elbiseyi koymak için bir "şey" istediğimde kasalardan "gamboç" alabileceğimi söylediler. Açıkçası "gamboç" dedikleri şeyi kuru temizlemecilerin elbiselerin üzerine taktıkları poşet korumanın adı olarak düşündüm ancak öyle değilmiş.

Kasaya gittiğimde bana bildiğiniz takım elbise taşıma kılıfı verdiler "gamboç" diye. Açıkçası ne kadar da cahilim dedim durdum kendi kendime. Bugün de aklıma takıldığı için bu kelimeyi araştırdım.

Google Amca'ya "gamboç" yazdığınızda size bir sürü takım elbisesi kılıfı gösteriyor. Google Amca biliyor ancak TDK dâhil hiçbir sözlükte "gamboç" kelimesi geçmiyor. "Kamboç" şeklinde de arattım ancak o da yok. Kamboçyalılar çıkıyor karşıma hep. :)

"Gamboç nedir?" diye bir soru 18 Aralık 2015 tarihli Kim Milyoner Olmak İster? Yarışması'nda da sorulmuş. Demek ki çok uç bir kelime değil.


Şimdi merak ettiğim bu gamboç kelimesi dilimize nereden, hangi dilden geçmiş acaba? Tekstilciler belki bilir diye düşünüyorum. Sizin bu konuda bir fikriniz var mıdır acaba?

Pazar, Ağustos 27, 2017

Annelerin Hayatını Kolaylaştıracak, Bebekler İçin Yapılmış 10 İcat
Dikkat ederseniz yazımın başlığında "annelerin hayatını kolaylaştıracak" dedim. "Ebeveynlerin hayatını kolaylaştıracak" diyecektim sonradan vazgeçtim. Anneler çocuğun her türlü ihtiyacı ile ilgilenirken biz babalar sadece onunla oynayarak, oyalayarak babalık yapıyoruz. O yüzden bu yazıda biz babalara yer yok. :)

Annelerin işi gerçekten çok zor. Bizim Kayra Eymen bile genel anlamda uyumlu bir çocuk olmasına rağmen annesini çok zorluyor. Allah birden fazla çocuğu beraber büyüten anne babalara sabırlar versin.

Neyse konumuza dönelim. Teknoloji geliştikçe annelerin hayatını kolaylaştıracak ürünler de üretilmiyor değil. Bazıları gerçekten çok işe yarayacak ürünler iken gereksiz pahalı. Benim denk geldiğim sayfada fiyat bilgisi olmadığı için ben de sadece görselleri sizinle paylaşacağım.

1. Biberonvâri Mama Kaşığı
Bu ismi tahmin ettiğiniz üzere ben kattım lügatımıza. TDK'nin otobüs için "oturgaçlı götürgeç" önerisinden hâllice. :)

2. Bir Tarafı Çukur Yatak
Özellikle yeni doğan bebeklerin sürekli kontrol altında tutulması gerektiğini biliyorsunuz. Böyle bir yatak bunun için biçilmiş kaftan.
Adamların Photoshop'la yaptığı nasıl da belli!
3. Pusetli Bisiklet
Bunu daha önce de görmüştük ve kayınpeder ve kayınamca bu tarz işlerden anladığı için yapıverin demiştik ama unutuldu gitti. Yapsak satsak tutar sanki. :)

4. Kangurumsu Kapüşonlu Kıyafet
O sonradan üzerimize giydiğimiz kanguru ana kucaklarından iyidir bu. Yazın olmaz o yönden kötü.

5. Çok Katlanır Bebek Arabası
Bayanlar zaten koca koca çanta taşıdığı için onlara yönelik tasarlanmış bir bebek arabası. Katla çantana koy, ihtiyaç anında aç kullan!

6. Hacıyatmaz Kâse
Hacıyatmazı bilirsiniz. İşte bu kâseyi de bebeğinizin devirmesi kolay olmayacaktır.

7. Yatağa Takılabilen Beşik
2 numaradaki yataktan alma şansınız yoksa en azından bu beşiği deneyebilirsiniz.

8. İkisi Bir Arada Sallanan Sandalyeli Beşik
Bebeğinizi sallarken yorulmayın diye geliştirilmiş. Yok mu şunu yapabilecek bir mobilyacı. Yapın ve gidin bebek mağazalarıyla anlaşın ve yok satın!

9. Bebek Yıkama Yastığı
Yenidoğan bebeklerin yıkanması da olukça zahmetlidir. Buna bir şans verebilirsiniz.

10. Çok Amaçlı Mama Kutusu
Bu mama kutusunu koltuk yükseltici olarak da kullanabiliyormuşsunuz ama bizim kültürümüze ters. Yemek yediğimiz ve içinde nimet olan şeyin üstüne oturulmaz. Türkiye için önermiyorum. :)

Siz bu icatlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlar hâricinde sizin önerdiğiniz veya gördüğünüz ürünler var mı?

Cumartesi, Ağustos 26, 2017

Türkiye'deki Yabancı Hayranlığı
Beşiktaş taraftarıyım. Daha önce sanırım hiç futbol konularına girmedim o yüzden yazımın başında belirteyim dedim.

Galatasaray dünkü DG Sivasspor maçıyla ligde 3'te 3 yaptı. Tâbiri câizse doludizgin ilerliyorlar. Ancak dün akşamdan beri her yerde Bafétimbi Gomis konuşuluyor. Tamam konuşulsun ama bu arada bir kişiye ise haksızlık yapılıyor. O isim ise Tolga CİĞERCİ.

Gomis'in en çok konuşulduğu konu ilk 3 haftada 4 gole ulaşması ve her maçta gol atması. İyi de be kardeşim Tolga da aynısını yaptı. İkisinin de şu an ilk 3 hafta sonunda 4'er golü var. Bizde maalesef kendinden olanların yaptığı iyi şeyler göze görünmez ancak kötü bir durumda da linç kampanyası başlatılan ilk kişi o kendi canından olan kişiye karşı yapılır.

Bizde de sürekli eleştirilmesine rağmen Cenk TOSUN var. Ya bu adamı beğenmiyorsunuz ama adam takıma bir şekilde müthiş katkı sağlıyor. O yokmuş gibi niye davranıyorsunuz ki?

Bu hayatın her alanında böyle sanki. Birilerine fazla değer verirken diğerlerini gözardı etmekten bahsediyorum. Orta yolu bulamıyoruz sanki.

Yabancı hayranlığı da yine hayatımızın her alanında var. Yabancı futbolcu sınırlaması kalktığından beri takımlar altyapılarına önem vermemeye başladı. Kimse çekirdekten iyi futbolcu yetiştireyim diye ekstra gayret göstermiyor. Fenerbahçe Basketbol Takımı, Euroleague'i kazandı takımda Türk oyuncu yoktu.

Olimpiyatlarda Türkiye adına yarışan atletlerden kaç tanesi doğuştan Türk acaba? Sporcu devşirme konusu da bana saçma geliyor. Etiyopyalılar ve Kenyalılar iyi koşuyor evet. Türkler kötü koşuyorsa illâ oralardan koşucu bulup da vatandaşlık mı vermek lâzım? Bu konulardan anlamıyorum ancak kahvehanede  memleketi kurtaran amcaların düşündüğü gibi düşünerek böyle bir yorum getirdim konuya.

Dükkan isimlerindeki yabancı kelime hayranlığına da artık sonra değiniriz. Bu Cumartesi benden bu kadar. :)

Sizler ne düşünüyorsunuz bu yabancılara daha fazla değer verilmesi konusunda? Aile büyükleriniz sizin fikirlerinizden ziyade yabancıların fikirlerine daha fazla değer verdi mi hiç?

Bitirmeden önce son not: Bu yazıda "yabancı" kelimesi hem ırk/millet olarak başkalarını hem de en basit anlamda diğerlerini ifade edecek şekilde iki anlamda kullanılmıştır. :)

Cuma, Ağustos 25, 2017

Mal Sahibi - Kiracı İlişkileri Nasıl Olmalı?
Geçenlerde başımızdan bir olay geçince ev/dükkan sahibi ile kiracı ilişkileri hakkında bir yazı kaleme alasım geldi. Bugüne kadar ben çoğunlukla kiracı tayfasından oldum. Bir dönem Afyonkarahisar'da kendi evim vardı ve orada da kiracım vardı ancak o evi yangından sonra satmak zorunda kaldığım için mal sahibi tayfasından olma özelliğimi kaybettim.

2011'de iş için Uşak'a taşınınca başladı benim kiracılık deneyimim. Yeni evli ve yeni bir işe başlayacak gençlere kapısını açan anlayışlı bir ev sahibimiz vardı.

O evi bulmadan önce Uşak'ta ev aramak için dolaşırken beğendiğimiz bir ev sahibi henüz evli olmadığımız için bize ev vermemişti. 1-2 ay (tam hatırlayamıyorum) içinde evleneceğimizi yanımızdaki ailelerimiz de anlattı ancak adam ya nişan atarsanız diye ben bekara ev vermem dedi ve vermedi. Bu da böyle bir anımdır.

Konuyu getireceğim asıl nokta şudur ki bu devirde iyi bir ev sahibi bulmak da zor iyi bir kiracı bulmak da. Ben bugüne kadar hep iyi ev sahipleri ile karşılaştım. Kendimin de iyi bir kiracı olduğunu düşünüyorum.

Haftasonu tatil dönüşü evde sıcak su için kullandığımız hermetik şofbenin ısıtmadığını fark ettim. Biz 2 yıl önce Bursa'daki bu evimize taşındığımızdan beri ayarını bile değiştirmemiştik. O yüzden herhangi bir kullanıcı hatası değildi. Bilmediğimiz bir ayarı vardır belki diye ev sahibimizi arayıp danıştım. Çalışmaması için bir sebep bulamayınca da servis çağıralım dedik. Ev sahibimiz bir servis yönlendireceğini söyledi. Bir gün sonra servis geldi ve su türbininin değişmesi gerektiğini söyledi. Değiştirdi ve 100,00 TL ücret talep etti. Ev sahibimizi arayıp bilgi verdim. O da sağolsun kiradan düşersin dedi. Ben de her şeyin şeffaf olması için Mehmet Usta'dan bir belge istedim.


Yazımın başında belirttiğim başımdan geçen olay buydu. Burada geleceğim nokta şudur. Ev veya iş yerlerinde çıkan bu tarz masrafları kimler öder? Kiracı mı ev sahibi mi? Kira sözleşmelerinde şöyle yazar:

Ben bu konuda kendimce şöyle bir çözüm buldum. Ben şu an oturduğum Bursa'daki eve taşınalı 2 yıl oldu. Taşındığımdan beri 3 defa musluk değiştirdim. Musluk konularında kesinlikle ev sahibine değiştirmesi talebinde bulunmadım. Son olayda ise ev sahibini arayıp bilgi verdim çünkü musluk ile bu şofben konularında bir fark vardı. Muslukları biz sürekli kullanıyoruz. Onlarda bir kullanım hatası olabilir. (Aslında yok çünkü 5 yıllık musluklar çürümüştü.) O yüzden muslukları kiracı olarak ben hallettim. Ancak şofbeni biz açıp kurcalamadık. Bir kullanım hatası olması mümkün değil. Yukarıdaki 12. madde bunu izah eden bir madde. O yüzden de şofben olayındaki masrafı da ev sahibi üstlenmiş oldu.

Kısacası bu masraf paylaşımlarını düşünürken bir elektronik ürünün garantisi gibi düşünüp bir kullanım hatası mı yoksa olağan normal kullanımdan kaynaklı mı olduğuna bakılarak ödemenin kimin tarafından yapılacağına karar verilir.

Yazı uzadı ama kiracılık konusunda kafama en çok takılan nokta ise boya işi. Biliyorsunuz ev sahipleri her kiracıya ister girerken boyat der istersen de çıkarken boyat der. Her hâlükarda senden o boya masrafı çıkar. Ben de bu konuda şöyle düşünüyorum. Kiracı ister boyatır isterse de boyatmaz. Bu ev sahibini ilgilendirmez. Yeni girecek kiracıya da ister boyatın da oturun isterseniz de böyle oturun denmesi lazım. Ki zaten eskisi gibi değil ki boyalar. Şimdi bir boyuyorsun neredeyse ömür boyu tekrar boyaya ihtiyaç duymuyorsun. O eski tip boyalardaymış her sene boyama ihtiyacının duyulması. O yüzden buradan ev sahiplerine sesleniyorum şu boya alışkanlığınızdan lütfen vazgeçin!

Yazıma burada son verirken (yok ağlamıyorum) mevcut ve eski 2 ev/dükkan sahibime selam ediyorum. Sizler de kiracı mı yoksa mal sahibi mi olduğunuzu belirterek bu konuda ne düşündüğünüzü yorumlarda belirtir misiniz?

Kiraların yüksekliğinden, bu devirde ev almanın zorluğundan da daha sonra konuşuruz artık.

Salı, Ağustos 22, 2017

Her Aileye Değil Her Bireye Bir Kurban!
Hepinizin bildiği üzere Kurban Bayramı'na çok az kaldı. Kurban Bayramı dolayısıyla da kurbanlık telaşı başladı. Kurbanlık telaşı evdeki herkesi sararken yaptığımız bir yanlış var. Evdeki herkese ayrı ayrı kurban düşerken biz sadece bir kurban kesiyoruz.


İşin maddî boyutunu da konuşacağız ancak bunu yapanların çoğu her ferde ayrı ayrı kurban kesilmesi gerektiğini bilmeyenler. Müslümanlığı Cuma'dan Cuma'ya namaz kılıp Ramazan'da da tutabildiği oruçları tutmak olarak benimseyen büyük bir kitle var maalesef.

Kurban kesmek Hanefî mezhebine göre vâcip bir ibadettir. Kendisine fıtır sadakası vâcip olan kimselere kurban da vâciptir. Yâni nisâba mâlik olan hür, mukîm her müslümana vâciptir. Dînî konular direkt bireyleri ilgilendirir. Yâni tek bir kurban ile tüm âile kurban kesmiş olamaz.

Son devrin büyük İslâm âlimlerinden Üstâzımız Süleyman Hilmi TUNAHAN Hz'leri kurbanla alakalı olarak şöyle buyurmuştur:

"1- Kurban kesmek gadab-ı ilâhîyi söndürür.
2- Rızâ-i ilâhîyi celbeder.
3- Kurban çok kesilen bir memlekette harp olmaz.
4- Eğer bir insan hali vakti yerinde olup da kurban kesmezse, Hz Allah (cc) kurbandan akacak kanı onun ya kendinden veya çoluk-çocuğundan veya malından ticaretinden servetinden varlığından mutlaka bir kan çıkaracaktır.
5- Kurbanda çoluk çocuk ve fakir ve fukara için umumi bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır. Şu sözümü isterseniz defterinize not edin. Sağ olur da bir dahaki sene gelirsem sorarım anlatırsınız. Doktorlar bıçaklarını bilemiş, ameliyat masası başında kurban kesmeyen insanları bekliyor. Kurbanda umûmî bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır. Kurban bayramında afv-ı umûmî tecellî eder.

Maalesef zamanımızda kurban kesmenin değil kesmemenin yolları aranıyor. Adam tatile gidiyor, telefonunu değiştiriyor, gereksiz harcamalar yapıyor ancak kurbana gelince durumum müsait değil diyor. Yine büyük âlimler bir sonraki kurbana kadar taksitle ödeme yapılarak bile kesilebiliyorsa kurban kesilmesinin önemi üzerinde duruyor.

Geçenlerde tarafıma Whatsapp yoluyla gelen benim de Facebook'ta Müslümanca Yaşama Sanatı sayfasına eklediğim "Bir Babanın Kurban Muhâkemesi" başlıklı konuyla alakalı bir mesajı da paylaşmak istiyorum:



İşin maddiyat kısmına gelince şöyle bir tüyo da vereyim. Kurban demek et demek, et yemek demek değildir. Kurbanı et olarak görenlerle kurbanı vahşet diye sınıflandıranlar aynı derecede olayı kavrayamamış kişilerdir. Kurbanınızı yurtdışında da Türkiye'den daha uygun fiyatlara kestirebilirsiniz. 100,00$ yani 350,00 TL gibi bir rakamla bu kurban vazifesini ifâ edebilirsiniz. Bu sâyede kurbanın tamamını ihtiyâcı olan talebeye, kimsesizlere, muhtaçlara bağışlamış oluyorsunuz ki burada tamamını kendi evine getirdiğin kurbandan daha makbuldür diye düşünüyorum şahsen. Bu konuda da kurbanın kesileceğinden emin olduğunuz, ehil makamlara başvurunuz.

Kendimden örnek vermem gerekirse evlendiğimden beri her sene tüm aile efradına ayrı ayrı kurban keserim. Kayra Eymen doğunca ona da kesiyoruz. Bu sene kurbanımızın birini Türkiye'de, birini Medîne-i Münevvere'de diğerini de Moğolistan'da kestireceğiz. Allah şimdiden kabul etsin herkesin kurbanını.

Sâhi bu bayram siz ne kesiyorsunuz? Düğün Dernek'teki espriyi yazmayın lütfen. :)

Cumartesi, Ağustos 12, 2017

Nareepol Ağacı Gerçek mi, Sazan.avi mi?
Sabah sabah Pinterest'te dolaşırken aşağıdaki görseli gördüm.


Dedim tam da Bir Yaşıma Daha Girdim sayfasına malzeme olabilecek bir görsel. Buraya bir parantez açıp Bir Yaşıma Daha Girdim sayfasının reklamını yapayım diyorum. Sizler de ilginç konular hakkında bilgilenmek isterseniz buyurun gelin sayfama.




Parantezi kapatıp devam ediyorum konuya. Nareepol yazıp Google Amca'ya bir sorayım acaba gerçek mi yoksa sazan.avi mi dedim. Sadece Türkçe kaynaklara bakacak olsak neredeyse inanacaktım gerçek olduğuna. Ancak değilmiş. Farklı kaynaklardan araştırdım ve sonuç olarak internette, sosyal medyada her gördüğümüze inanmamamız gerektiğini tekrar öğrendim.

Ağacın gerçek olmadığına dâir Türkçe bir yazıyı BitkiCenter isimli websitesinde Yasemin YALÇIN kaleme almış. Muhtemelen o da benim bulduğum İngilizce kaynaklardan yararlanmış.

Şöyle ki bu Nareepol efsanesinin ilk ortaya çıkış 2008'li yıllara dayanıyor. 2008 yılına kadar hiçbir yerde böyle bir kaynak yok. Hatta Google arama trendlerinden de araştırdığınız üzere "Nareepol" kelimesinin ilk araması Nisan 2008'de gerçekleşmiş.



Çizelgeden de görebildiğiniz üzere 2004'ten 2008'e kadar hiçbir arama yapılmamış.

Kadın vücudu şeklindeki meyvelere sahip olan Nareepol'ün sahte olduğuna dâir diğer bir kanıt ise internette dolaşan fotoğrafların hepsinin aynı olması. Mâdem Tayland'da böyle meyve veren bir ağaç var neden hiçbir gezgin, hiçbir botanik bilimci bu konuyu ele alıp fotoğraflarını çekmemiş ki! Böylesine ses getirecek bir konunun unutulması veya gözardı edilmesi mümkün değil!

Nareepol aslında Tayland'da efsanevi bir olgu imiş. Bu efsaneden yola çıkan birtakım uyanıklar da bu şekilde bir meyve veren ağaç var diye yem atmışlar ve sazan.avi'na başlamışlar.

Kurban olduğum Allah neler yaratıyor demeden önce internette her gördüğümüze inanmamamız gerektiğini unutmayalım. İnternet efsanesi olan bir olayı daha aydınlatmış olduk. Sizin de bu şekilde karşılaştığınız internet efsaneleri var mı?

Cuma, Ağustos 11, 2017

Pardesü mü Pardüse mi?
Dilimize farklı dillerden geçen kelimelerin söylenişleri bazen sorun olabiliyor. Başlıkta yazan kelime de bunlardan biri. Doğru cevabı aşağıya yazacağım ancak bu konuyu aklıma getiren ben bunu muhakkak yazmalıyım dedirten olay ise Alem FM'de Fatih YILDIRIM'ın sunduğu İzlenecek Bi'şey Değil programının 7.8.17 tarihli yayını oldu. Şöyle ki Fatih Bey trafikte tedirgin olduğu bir konuyu anlatırken bu kelimeye takıldı ve çeşitli şekillerde okudu. İzleyiciye de sordu hangisi doğru diye. Yayının kaydını aşağıdan dinleyebilirsiniz. Bahsettiğim yere gelmek için ise kaydın 1:17:30'uncu saniyesine geliniz.

Fatih YILDIRIM'ın programını beğenerek dinliyorum denk geldikçe. İzlenecek Bi'şey Değil! ancak tam da Dinlenecek Bi'şey! Birbirinden farklı programları ile her gün güldürüyor.

Neyse asıl konumuza dönelim. Dikkat ettiyseniz yazımın içeriğinde üzerinde konuştuğumuz kelimeyi hiç yazmadım. Çünkü ne "pardesü" ne de "pardüse" doğru imiş. Türk Dil Kurumu'na göre doğrusu "pardösü" imiş. Dilimize Fransızca "pardessus" kelimesinden evrilmiş. Açıkçası bu konulara ilgi duyan biri olarak ben bile ilk defa "pardösü" şeklinde duyuyorum.



Google Amca'ya "pardesü" diye yazıp arattırdığımda 2.450.000, "pardüse" yazdığımda 40.600 ve "pardösü" yazdığımda ise 207.000 sonuç çıkıyor. Bu demek oluyor ki insanların çoğu "pardesü" şeklinde biliyor. Bu tarz ürünler satan firmaların çoğu da "pardesü" kelimesini kullanıyorlar. Tıpkı endüstriyel sektördeki insanların "rakor"a "rekor" demesi gibi. 

Peki siz bu kelimenin doğrusunu biliyor muydunuz? Benim gibi bilmeyenler şimdi öğrendi ve artık sağda solda hava atabilirler. :)

Perşembe, Ağustos 10, 2017

Tuvalet Kağıdı Rulolarından Kayra Eymen'e Garaj
Pinterest'te karşıma çıkan DIY görsellerine bayılıyorum. DIY dedim evet ama bazı kelimeler / kelime grupları var ki sanki çevrildiğinde istenilen anlamı vermiyormuş gibi geliyor. DIY (Do It Yourself) bilmeyenler için söylüyorum Türkçesi "Kendin Yap!" demektir.

Aslında çok fazla el becerim yoktur ancak bu tarz kişinin kendisi tarafından yapılabilecek şeyler de nedense bir hayranlık uyandırır bende. Pinterest'te açtığım Çocuklar İçin Oyun isimli panoya eklediğim pinleri eşimle de paylaşıyordum. Eşim onlardan bir tanesini gördü ve biz de yapalım diyerek gerekli olan tuvalet kağıdı ve el havlusu rulolarını toplamaya başladı.


Yapacağımız şey yukarıda gördüğünüz çok katlı araba garajı idi. Geçen haftasonu eşim, Kayra Eymen ve ben koyulduk işe.


Yukarıda görünen gibi başarılı bir sonuç çıkmadı ancak yine de fena olmadı. İstenilen gibi bir sonuç çıkmamasının en büyük nedenlerinden biri kullandığımız kartonun ince ve ezik olmasıydı. Küçük olması da bir başka dezavantajımız oldu. İşin sonunda "Bizim adımız Hıdır, elimizden gelen budur." dedik eşimle.


Sizler de evde çozuklarınızla hoş vakit geçirmek istiyorsanız bu gibi uğraşlara yönelebilirsiniz. Çok katlı araba garajını yapmak için ihtiyacınız olacak malzemeler şöyle:

* Uygun ölçülerde bir karton kutu
* En az 6-7 adet tuvalet kağıdı rulosu
* En az 2 adet kağıt havlu rulosu
* Peligom vb. kırtasiye tipi yapıştırıcı
* Gazete kağıdı veya elişi kağıdı
* Makas
ve tabii ki de miniminnacık oğlunuz veya kızınız. :)

Bizimkinden güzel olursa darılırım ama! 

Çarşamba, Ağustos 09, 2017

Bursa Millet'te Kafe Savaşları
Zaman zaman Bursa'da yaşadığımı yazılarımda belirtiyorum. Bursa'da Yıldırım Millet Mahallesi'nde oturuyoruz. Buraya Bursalılar "Doğu'nun Özlüce'si" diyorlar. Özlüce de Nilüfer'de bir mahalle. Bursa'ya kıyasla üst orta ve üst sosyokültürel kesime hitap eden bir yer Özlüce. 2 sene önce ev ararken Bursa'da oraların kirasına yaklaşamamıştık.

İyi ki de Millet'te bulmuşuz evimizi diyoruz şimdilerde. Çünkü sitemizde komşuluklar iyi; işimize lâzım olabilecek market, berber, kasap, kırtasiye, mescit hepsi yürüyüş mesafesinde. Millet Mahallesi'nde bilhassa bizim de üzerinde ikamet ettiğimiz Derya Caddesi var ki son zamanlarda kafe savaşlarına sahne oluyor.

Bu cadde üzerinde biz taşındığımız zamandan beri var olan caddenin üst taraflarındaki Sayanora Pastanesi ile biraz daha aşağılarda Gözde Cafe gördüğümüz kadarıyla çok fazla müşterisi olmayan yerlerdi. Caddenin paralelindeki sokak ve caddelerde de zaman zaman kafeler açılıp kapandı bu süreçte ancak kafe anlamında mahalleye hareketlilik getiren yer Kahve Trendi oldu.

Kahve Trendi

Kahve Trendi gerçekten de Millet Mahallesi'ne ayrı bir soluk getirdi. Sürekli kendini geliştirdi, değiştirdi, gördüğüm kadarıyla müşterilerden aldığı dönüşlerle tasarım değişikliklerine bile gittiler. Özellikle çocuklu ailelere hitap eden oyun alanı bölümü Kahve Trendi'nin tercih edilmesinde önemli rol oynuyor. Buradaki en büyük sıkıntı ise servisin yavaş olması. Son zamanlarda bunu da aştılar yeni elemanlar alarak. Eskiye göre daha hızlılar artık. Servisin yavaş olması ile ilgili Facebook sayfalarına yorum da yapmıştım.


Bu yorumumu yanlış anlayanlarla atıştığım da oldu. Kahve Trendi bu mahallede bu anlamda işin kaymağını yedi ancak son savaşlara gördüğüm kadarıyla onlar da yerlerini daha da büyüterek dâhil oluyorlar. İşletmecilerini tebrik etmek lâzım akıllıca hamleler yapıyorlar ve gözü kara kişiler.

Sancar Cafe

Kahve Trendi'ne ilk rakip tam Derya Cd. üzerinde olmasa da ona yakın konumda olan Sancar Cafe oldu. İlk açıldıklarında oraya da gittik. İşletmecisine hayırlı olsun dedikten sonra oyun alanlarının çok küçük ve yetersiz olduğunu söyledik. Büyüteceklerini söylediler ancak aylar geçmesine rağmen hiçbir adım atmamışlar. Bu bölgede çocuklu aileler kafe tercihlerine buna göre yön veriyor diye de belirtmiştik. Aslında yerleri de çok müsait bunun için ancak tabii ki kendi bilecekleri iş. Bu arada servis sunuş şekilleri başarılı. Sancar Cafe aynı zamanda fırın olarak da hizmet sunuyor.

David People

Mahalledeki kafe savaşlarını kızıştıran hamle David People'ın açılması oldu. Yeri de gayet güzel köşe bir dükkan. David People gibi bilinen bir markanın gelmesi mahalle esnafını ve sakinini bile etkiledi. Sahibinden.com'da 2-3 ay önce 1 km çapında kiralık ev baktığımda en ucuzu 900,00 TL iken şimdilerde ise 1.200,00 TL.

Coffee Shop

David People ile aynı hizada olacak olan Coffee Shop'un tadilatı tüm hızıyla devam ediyor. Sanırım bir aya kalmaz bitirirler. Astıkları afişlerden anlaşıldığı üzere burası nargile kafe olarak kendisine has bir müşteri kitlesi çekmeye çalışacak. İngiltere'de ve Türkiye'ni farklı yerlerinde şubeleri varmış.

Kahveland

Bizim sitenin tam karşısında, David People ile Coffee Shop arasında yeni açılacak bir kafe. Afişi bizi korkutsa da mahallemize hoşgeldin diyelim.


Coffee Brownse

Derya Cd.'nin hemen girişinde yeni açılan bir kafe daha. David People ile aşağı yukarı aynı zamanlarda açıldılar. İlk açıldığı sıralarda oyun alanına bakalım diye gittik ancak orası da küçüktü. 2,5 yaş altı çocuklara uygun ancak üstündeki çocuklar için yetersiz.

Bu kafelerin haricinde de Millet Mahallesi'nde adını hatırlayamadığım ve dikkatimi çekmeyen kafeler mevcut. En son açılanlardan ve aklımda kalanlardan br tanesi Kıvam mesela. Onların da yeri oldukça güzel.

Mahallenin eski kafe ve fırın esnaflarından olan Bursam Cafe ile Afiyet Fırın da bu pazardan pay kapmak için bir revizyona girdiler ve dışarıya masa sandalye koymaya başladılar.

Ne diyelim Hz. Allah herkesin gönlüne göre versin. Ticaretini en iyi şekilde helal yollardan yapan tüm esnafa kolaylıklar diliyorum. Millet Mahallesi'ndeki özellikle Derya Cd.'ndeki bu kafe savaşları neticesinde farklı kafeler de gelecek gibi görünüyor. Kafelerin yanısıra bankalar, büyük kıyafet mağazaları da buralardan dükkan bakıyor diye söylentiler dolaşıyor. Görelim bakalım neler olacak!

Cumartesi, Ağustos 05, 2017

Kanayan Yaramız "Bizim Hikaye"
Biraz önce eşimle televizyonda kanalları karıştırırken Bizim Hikaye diye yeni bir dizinin başlayacağını öğrendik. Dizi meraklıları muhtemelen haberdâr olmuşlardır ancak ben yine de dizinin ilk fragmanını aşağıya yerleştiriyorum.



Merak etmeyin ben size diziden bahsetmeyeceğim. Dizi izlemeyi ben 3-4 sene önce bıraktım. Benim değinmek istediğim konu dizinin adı. Dizinin adını duyduktan sonra birkaç defa kendi kendime tekrar edip bir gariplik var bu işte dedim. Sonrasında ise iyelik ekinin düşmesinden kaynaklı kulağı tırmalayan bir yanlışlık olduğunu fark ettim.

Konuya geçmeden önce belirteyim bir dil bilimci değilim ancak bu konulara ilgi duyuyorum. Konuyu sizlere daha iyi ifade etmek için Google Amca'ya da danıştım ancak tam da meramımı açıklayabileceğim kaynaklar bulamadım.

Şöyle ki "Bizim Hikaye" yanlış bir kullanım olmuş. Fragmanın sonuna doğru kızın da söylediği üzere doğrusu "Bizim Hikayemiz" olmalıydı. Evet iyelik ekleri bazen düşürülebiliyor ancak burada olmuyor. Nerelerde düşürülüp nerelerde düşürülemeyeceği konusunu araştırdım ancak dediğim gibi net bir bilgiye erişemedim. Ulaştığım bir kaynak olan Asistan Okutman Emir Nezir HAYDAR'ın "İsim Tamlamalarının ve İyelik Grubunun Arasındaki Ortak ve Ayrı Noktalar" isimli çalışmasında şu bilgileri edindim:

Yukarıdaki bilgiler kendi bilgilerimi de tazelememe vesile oldu ancak kulağımı tırmalayan yanlışlığın sebebini bulamamıştım. Sonra "bizim" kelimesini farklı kelimelerle birlikte kullanmaya başladığımda "bizim"den sonra gelen kelime eğer somut bir isimse uygun olduğunu; ancak soyut bir isim ise uygun olmadığını anladım.

"Bizim evimiz" yerine "bizim ev" dediğinizde oluyor ancak "bizim aşkımız" yerine "bizim aşk" dediğinizde olmuyor. Bunun gibi siz de "bizim" ifadesinden sonra somut ve soyut isimler getirerek deneyebilirsiniz. Başlığımı "Bizim Kanayan Yara..." şeklinde atsam nasıl olurmuş?

Yazımın başında da belirttiğim gibi bu konuda bilimsel makale yazabilecek donanımda birisi değilim. Belki de bu yazdığım yanlıştır ancak "Bizim Hikaye" kullanımında iyelik ekinin düşürülmesi kulağı tırmalamış. Eğer benim dediğim gibi bir yanlışlık varsa ve yapımcılar da bunu göremediyse vah hâllerine.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Sizin de kulağınızı tırmalıyor mu bu kullanım? Benim bahsettiğim gibi iyelik eki düşürülmesinde somut / soyut isim farklılıkları var mı; sizin bu konuda bilginiz varsa bizleri de aydınlatır mısınız?