Cumartesi, Ekim 28, 2017

Karşılaştığınız En Büyük Dolandırıcılık Nedir?
Quora'da bu soruya gelen bir cevabı bloga yazarım diye etiketlemişim zamanında. Ne yazsam diye düşündüğüm zamanlarda iyi geliyor bana bu arşivlemeler.


Hindistan'da yaşayan Aravindan Shanmugasundaram'a ait olan cevap oldukça uzun. Ben cevabını kısaltarak ve aralara girerek burada sizinle paylaşacağım. 

Ömür Boyu Tavuk Garantisi

Bu dolandırma vakası 1996 yılında Chennai - Hindistan'da meydana gelmiş.

Vaat: Sadece bir defaya mahsus olmak üzere RS15.000 ($230,00 = 870,00₺) (Akıllılar atlamadan belirteyim. O zamanın 15.000 rublesini bugünün TL'si ile çevirdim; farkındayım.) ödüyorsunuz ve karşılığında her Pazar sabahı 2 KG'lık tavuğu kapıyorsunuz. Hem de eve teslim. Hem de sınırsız, ömür boyu!

870,00₺ ilk başta yüksek gibi gelebilir belki ama adamın vaadi ömür boyu! Ayrıca parayı ödeyen adam ölse bile çocukları dolayısıyla diğer hâne halkı bu hizmetten yararlanmaya devam edecek. Bu teklife kimse hâyır demez herhalde? 
Migros'tan alınmıştır.

870,00₺ ile günümüz şartlarında (yukarıda Migros fiyatları var.) 125 kg tavuk alınabiliyor. Bu da adamın haftada 2 kg vaadinden gidersek 63 hafta eder. Yâni 15 ay. 15 aylık tavuk parası ödeyip ömür boyu tavuk almak mantıklı geliyor mu size de?

Başlangıç: Dolandırıcının insanları ikna edebilmesi için bir yol bulması gerekiyordu ve bunun için de büyük bir yerleşim biriminden 5 kadın seçti. Bu 5 kadına yukarıda bahsedilen bu hizmeti bedava sundu. Böylelikle çark işlemeye başlamıştı. 

Neden sadece kadınları seçmiş olabileceği hakkında bir görüşün var mı okur? Kadınların ağzı iyi çene yapar da diyebilirsiniz; kadınlar WOM (Word of Mouth) Ağızdan Ağıza Pazarlama konusunda erkeklerden daha iyidir de diyebilirsiniz. Dedikodu falan yapmazlar ama! :)

Neyse dolandırıcı 5 kuruş para almadığı bu kadınlara her Pazar 2 kg tavuk getirmeye başlar. Getirdiği tavuklar aynı zamanda kalitelidir de. Hem göze hem de mideye hitap eden cinslerden. (Bir de kuru yolum ve helal kesim imiş Akdeniz Toros gibi.) Ücretsiz tavuk sevkiyatı 3 hafta devam eder ve gelen tavukların söz verildiği gibi her Pazar sabahı geldiği ve kaliteli olduğu tüm şehirde yayılır. İnsanlar bu sisteme dâhil olmak için can atarlar. Sayı çoğaldığında adam bazılarını kontenjan doldu diye reddeder. Sebebi ise güven kazandırıcıdır: "Mevcut müşterilerime daha iyi, daha kaliteli ve zamanında hizmet sunmak istiyorum." Bu hareket insanların sisteme katılmak için can atmalarını artırır. Bir süre sonra dolandırıcı eleman birkaç yeni tavuk çiftliğiyle daha anlaşma sağladığını ve yeni üye kaydının tekrar başladığını açıklar.

Sonuç: Bölgenin hemen hemen tüm vejetaryen olmayan nüfusu bu sisteme dâhil olmak için tüm birikimlerini ömür boyu tavuk ümidiyle bu adama veriyor. Bu da 5000'den fazla kayıt anlamına geliyor. Haftalık 2 kg'dan fazla almak isteyenler için de hazırlanmış paketler olduğunu düşünürsek RS75.000.000 ($1.1 Million = 4.350.000₺) 'den fazla kazanç elde ediyor. 

Sonra ne mi oluyor? Tahmin ettiğiniz gibi eleman pılını pırtısını toplayıp sırra kadem basıyor!

Bu dolandırıcılığın başarıya ulaşma nedenleri:

  • Zamanında Teslim: Dolandırıcının teslimatları kusursuz bir şekilde zamanında yapması. İnsanlar Pazar sabahı dolandırıcının geleceği saatleri alarm olarak kullanmaya başlamıştı çünkü adam hiçbir zaman geç kalmamış.
  • Kalite: Adam o kadar sinsi idi ki kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez deyimine muvafık olarak kaliteli tavuk için dolandırdığı paraların bir kısmını harcamıştı. İnsanların bazıları sırf kalite yüzünden sisteme dâhil olmuştur. (Acaba yukarıdaki deyim bu adam için ilham kaynağı olmuş olabilir mi? Özneler de tutuyor zaten.) :)
  • Hizmet: Başlangıçta belli sayıya ulaştığında iyi hizmet sunamayacağını öne sürerek kayıtları kapatmıştı. Sistemde olanlar bu sayede kendilerini seçilmiş ve şanslı da hissediyorlardı. Sisteme dâhil olamayanlar ise bu hizmetten bir an evvel yararlanmak için can atıyorlardı.
  • Paketleme: Dolandırıcı tavukların kaliteli olmasının yanısıra paketinin de özenli olması konusunda para harcamıştı. Vitrini de güzeldi yâni tavukların. Göz boyuyordu. Diğer tavuk satıcıları siyah plastik poşetlere koyuyorlardı çünkü.
  • Sağlam Reklam: Adam başlangıçta seçtiği 5 kadına bedava hizmet sağlayarak sağlam bir reklam yaptı. Adam müşteri çekme ve kandırma konusunda uzmanlaşmıştı. İnsanların vakit kaybetmeden kaydolmasını yoksa geciktiklerinde bir süre sonra %30 zam geleceğini söylüyordu. 
Yukarıdaki maddelerden anlaşılıyor ki eleman, insan psikolojisinden çok iyi anlıyor ve zayıf yanlarımızı biliyor. Ne dersiniz günümüzde de buna benzer dolandırma vakaları yaşanıyor mu? Başlıktaki soruya sizin cevabınız ne olurdu? Bu adamın kurduğu sınırsız tavuk sistemine siz de dâhil olur muydunuz?




Cuma, Ekim 27, 2017

            Kitap nedir? İki karton kapak veya cilt arasında, üzerinde yazıları olan, çeşitli konular hakkında bazı bilgiler yazılan ve düşünme, öğrenmemize yardımcı bir araç mı? Bilgiye susayan akılların susuzluğunu giderecek bir nesne mi yoksa öğrenilmeye ve açıklanmaya mahkûm fikirlerin hapishanesi mi? Birbirini takip eden olayların çekiciliği içinde bizi kendimizden geçiren bir şarap mı?  Farklı bir düşünceyle baktığımızda insanın tek başına düşünerek üretebileceği, ortaya koyabileceği çıkarım ve düşünceleri onulmaz bir şekilde etkileyen kitap ne kadar masum? Diğer yandan aklın düşünme yetisini tam olarak kullanamayan insanların muzdarip oldukları bu hasletten veya gafletten kurtulabilmesi için yine Yaratıcı’nın bahşetmiş olduğu akıl ve fikre sahip insanların yazmış oldukları bir reçete mi? Yoksa bir dolap süsü mü?


        Kitap nedir? Kitap, her şeydir. Kâğıttan bihaber dönemlerde insanların taşa, kile, yaprağa ve tahtaya yazdığı şekillerdir. Mısırlıların papirüsü, Yunanların parşömeni ve Çinlilerin kâğıdıdır. Kalite satan, satmaya çalışan dergilerdir. Her gün çıkarmaktan yorulmadıkları anlamlı ve anlamsız gazetelerdir. Üzerinde yazı bulunan her şeydir, kitap. Allah-u Teâla ile kulu arasındaki manevi bağın ne ve nasıl olduğunu, dünyada nasıl yaşanması gerektiğini bildiren, Âdem, Şit, İdris ve İbrahim peygamberlerin sayfaları iken Musa, Davut, İsa ve Muhammed (S.A.V)’in kitaplarıdır, kitap… İnsanın kinini, öfkesini, sevinçlerini, aşklarını kaydettikleri günlüktür, kitap…
            Aslında kitap insanın kendisidir, özüdür, okumasını bilene…   


Salı, Ekim 24, 2017

Yazıyı Okuyunca "Ya Bu Bizim Şey Değil mi?" Diyeceksiniz...
Aşırı geveze, ukala bir insan ve onu dinlemek… Ne sıkıcı bir durum değil mi? Birileri konuşuyor ve siz sürekli dinliyorsunuz… Uzun uzadıya cümleler, ağızdan saçılan tükürükler, sonu gelmez kahkahalar… Bu durumun en ilginç yanı da siz konuşmaya başladığınızda, dinlemek zorunda olduğunuz insanların kontra atağa geçmiş bir takım gibi tekrar konuşmaya başlaması… Konuşmanıza fırsat verilmediği gibi, az konuştuğunuzu ve pek akıllı bir kişi olmadığınızı pişkin bir şekilde yüzünüze söyleyebilme özellikleri olan bu kadim modeller, inanın beni de çok yoruyor.

 Her şeyi bilmek ayrı, bildiğini sanmak ayrıdır. Her şeyi bildiğini, her konuda bir fikir sahibi olduğunu, her işin en iyisini yanlışsız bir şekilde yerine getirdiğini söyleyen birçok insan var çevremde. Bu gibi insanların birkaç özelliklerini şöyle maddeler vermek istiyorum ki yazdığım cümlelerin oluşturduğu paragraflar sizleri de yormasın.
ü  Her konuda bilgi sahibidirler ve her şeyi bilirler. Aynı zamanda bildiklerini şiddetli bir şekilde savunurlar.
ü  Kendini çok beğenmiş bir yapıya sahiptirler.


ü  Bir soru sormaya kalktığınızda daha soru bitmeden cevapları hazırdır.
ü  Bencillik hat safhadadır zaten. “Teşekkür ederim” demek onlar için aşağılayıcı bir söylemdir.

ü  Hatasız (!) bireyler oldukları için eleştiriye kapalıdırlar.
ü  Siz ne kadar okusanız, tahsil görseniz akıllı bir birey olmaya çalışsanız da onların doğru bildiklerine “yanlış” dediğiniz takdirde en aptal kişi olarak görünürsünüz onlara.

Çevremde böyle insanların olmasından şikayetçi miyim?
Hayır, tam tersine memnunum. Her konuda bilgisi olduğunu söyleyip, böbürlenen, kendini yüceltip çevresindeki insanlara tepeden bakanların, düşüşlerini izlemek ve düşerken yüzlerinde oluşan ifadeyi görmek beni mutlu ediyor. Daha doğrusu mutlu etmesinden ziyade, kendimi kaybedip ifade ettiğim insanlardan olabilme ihtimaline karşı beni dizginliyor. Bir ders niteliğinde tutuyorum böyle insanları çevremde. Sevmediğim, kendisine bir şeyler bile söylemek için çaba sarf etmediğim insanların üzerine salmak… İşin şakası bu tabi J Düşününce de mantıklı gibi…


Egosu yüksek böyle ukala insanlarla baş etmek için çeşitli çözüm yolları var. Biraz da internette denk gelen teknikler, öğütler, bilgiler vs. Kimisi ölü takliti yaparak, konuşmaya başlayınca kafasına vurarak yani edimsel koşullanma yöntemi ile kurtulabileceğinizi söylerken kimisi de şahsınızı, kendinizi o daha bir şeyler söylemeden küçük göstermek suretiyle ağzına laf vermemek koşuluyla kurtulabileceğinizi söylüyor.


Ben onlardan kurtulma veya onlardan uzaklaşma, kendimden uzaklaştırma çabası içinde değilim. Bunu bir psikolojik rahatsızlık olduğu ve toplum baskısından meydana geldiği kanısındayım. Mesele onlardan kurtulabilmek değil, onları kazanabilmek. Böyle insanlardan kurtulmaya çalışmanız karşılığında sadece siz kurtulursunuz. Ama toplum içinde hâlâ o insanla beraber yaşamaya devam edeceksiniz. Onları kazanmak daha zahmetli olsa da inanın buna değecektir.

Pazar, Ekim 22, 2017

İnsanın, İnsan Olamayışı
Bugün teyze oğlum Recep Hilmi ile yazılardan ve çizilerden bahsettik biraz. Yönetici olduğu www.rehitu.com için bir yazı yazmaya karar verdim.
            Şöyle bir durup düşündüğümüzde, düşünce deryalarında gemiler yüzdürdüğümüzde, aklımıza olur olmadık birçok düşünce ve hayal gelir. Böyle bir durumda, yazdıklarınızın veya düşündüklerinizin, başkaları tarafından okunup değerlendirileceğini bildiğinizde, konuya nereden başlamak gerektiğini bilemezsiniz.
            Ben hep insanın, insan olamayışından dert yanarım. Aslına bakarsanız bu konuda birçok kitap dolusu cümle yazsak da anlatmak istediğimize ulaşamayız. Yine de www.rehitu.com için kaleme alacağım ilk yazımda da bu konu hakkında bahsetmeye çalışacağım.
            Yazıyı okuduktan sonra ‘ne kadar yanlış veya kötümser düşünüyorsun insanlar hakkında’ demeyin. İyi olanı değil, kötü olanı iyi yapmaya çalışırız.

            İnsanoğlu, yaratılışı gereği bencilliği ön planda olan bir yaratıktır. Çekememezlik, çıkarcılık, kin, büyüklenme vs. ne kadar kötü olarak addettiğimiz haslet var ise onları, bir nişan, bir madalya olarak göğsüne takar. Görmez, kendisinden başkasını. Ağlamaz, başkasının derdine. Bir insan hangi konuda veya durumda olursa olsun bir yükseliş yaşadığı sırada, kesinlikle başka bir insan tarafından inişe zorlanır. Sosyal bir varlık olmasına rağmen bu hasletler sebebiyle hep toplum dışı bir unsur olmuştur. Çevremizde böyle insanlar varsa onlardan hep uzak durmamızın sebebidir, bütün bunlar.

            Aslında insana, bize ne yapmamız, nasıl bir tavır ve davranış sergilememiz gerek dinimiz gerekse inançlarımızın temelini oluşturduğu toplum ahlakımızı ortaya koyan gelenek ve göreneklerimiz tarafından da belirtilmiştir. Mesela bir Hadis-i Şerif’te: “İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin” denilmektedir. Bu hadise kaynak olduğunu düşündüğüm Hucurat Suresinin 12. Ayetinde de yine insanın bu yönüne dikkat çekilmekte ve bu hasletlerini bırakması konusunda öğütlenmektedir.
            “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan çekinin çünkü zannın bazısı vebaldir, tecessüs de etmeyin, bazınız bazınızı gıybet de etmesin, hiç arzu eder mi ki biriniz kardeşinin ölü halinde etini yesin? Demek tiksindiniz! O halde Allaha korunun, çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir
            Görüldüğü gibi, dinimizin emirlerine uymaktan dahi aciz olan bizlerin, insanlığın halet-i rûhiyesi bu şekilde.
            En son eklemek istediğim bir söz daha var, ecnebi bir filozof olan Albert Camus’a ait.
            “İnsan ‘ne ise o olmayı’ reddeden tek yaratıktır.”

Cumartesi, Ekim 21, 2017

Tas mı, Maşrapa mı Diyorsunuz?
İşim gereği hırdavatçıları ve yapı marketleri dolaşıyorum. Hırdavatçılar hizmet sundukları fabrika müşterilerinin her şeyini tedarik ediyorlar. Bunun içinde şantiyede çalışacak elemanların battaniyesinden tutun da ofiste içilecek çay - kahve de var. Geçen hafta bayilerimden birinde otururken müşteri geldi ve "maşrapa" istedi. "Biz buna köyde 'tas' diyoruz." dedim orada. Onlar da "Biz de öyle." diye karşılık verdiler.


Burada mevzusu geçince acaba "maşrapa" ismi nereden gelmiş, neden maşrapa demişler araştırayım diye düşünürek notumu aldım. Etimolojisini öğrenince aslında bildiğim bir kökeni olduğunu anladım ve buradan türetemediğim için kendime kızdım. Aslında aklımdan bir köken türetmeye de çalışmamıştım.

Maşrapa, Arapça "içmek (içti)" anlamına gelen شَرِبَ kelimesinden türemiştir. Arapça'da 24 sîga denilen bir çekim tablosu vardır. Orada ism-i zaman,  ism-i mekan mastar mîmi denilen sîgaya denk gelir "maşraba" ve anlamı da "içilecek zaman, içilecek mekan içmek" tir. Kısacası "maşrapa" "içilen yer" demektir. Zamanla "b" "p" olmuş ve bu taslardan da artık su içilmiyor da sadece tuvalet ve banyoda görüyoruz artık.

Dilimizi Arapça kelimelerden kurtarıp tamâmen ÖzTürkçe kelimeler kullanmaya çalışanlara kötü bir haberim var ki o da "tas"ın da Arapça'dan dilimize geçmiş olmasıdır. Arapça طاس kelimesi dilimize olduğu gibi geçmiştir. Hatta sadece Türkçe'ye değil diğer Latin dillerine de geçmiştir. Mesela Fransızca'da "tazze", İspanyolca'da ise "taza" Arapça "tas"tan türemiştir.

Peki siz ne diye isimlendiriyorsunuz bu üstteki mavi şeyi? Maşrapa mı, yoksa tas mı diyorsunuz? Sizin yörenizde farklı bir ismi var mı acaba?  

Perşembe, Ekim 19, 2017

Unutkanlığın Cezası: 206,00₺
Bu sıralar aşırı unutkanım. Sanırım bel fıtığı tedavisinden dolayı kullanmaya başladığım ilaçlardan kaynaklanıyor. Unutmadığım unutkanlıklarımı sıralamak gerekirse geçen hafta Cuma hazırladığım şirkete göndermem gereken evrakı daha dün gönderebilmem, Pazartesi evden çıkarken çantamı unutmam, Salı günü evden çıkarken tüm kartlarımı ve paramı evde unutmam, yine Salı akşam işten eve geldiğimde arabadan almam gereken hafıza kartını almayı unutmam ve akabinde gece tekrar otoparka inip hafıza kartını almam tam daire kapısından girecekken hafıza kartı okuyucuyu unutmam dolayısıyla tekrar otoparka inmem vs. [Vs diyorum çünkü unuttuğum bir şeyler daha var sanki :)]


Yukarıda da yazdığım gibi Salı günü evden çıkarken kartlarımı evde unuttuğumu Görükle'deki rutin polis çevirmesinde anladım. Ruhsatı uzattım ancak ehliyetimi aradım bulamadım. Evde unuttuğumu anlayınca polis memuruna durumu izah ettim ancak polis memuru "kendini niye evde unutmadın" diyen öğretmen edasıyla "telefonun nerede" dedi. Ben de saf gibi "arabada" deyince o mükemmel cevabı yapıştırdı: "Telefonunu neden evde unutmadın!"

Normal kimliğim de evde kalmıştı. Cüzdan kullanma alışkanlığım yok. O yüzden bütün kartları para gibi cebimde taşıyordum. Şu yazımda anlattığım şekilde yeni kimlik kartına geçtiğim için onu da kartların arasında taşıyordum. Polis memuru "OHAL'deyiz kardeşim" dedi ve açtı ceza kitabını. Oradan ne kadarlık ceza yiyeceğimi buldu ve yazdı. O sırada bayan polis memuru acıyan gözlerle birkaç soru sordu. En sonunda o da şu özlü sözü paylaştı: "Nedense telefonumuzu hiç unutmuyoruz; her yere onunla gidiyoruz; bağımlısı olduk!

İtiraz edecek bir durum olmadığı için yalvarıp yakarmadım. Cezam neyse çekerim dedim ve sineye çektim. 206,00₺ çok koydu ama bana. Ben biraz daha düşük olur diyordum. Trafik kurallarına aşırı dikkat eden biri olarak bu bana haksızlıktı. :) yayayayolverenadam'a bu yapılır mıydı? Yüzyılın icadı olan sinyal kolunu bile en fazla ben kullanırım bu memlekette. Ceza puanım da 5 oldu. Toplamı da bu kadar zaten, düşünün!


Neyse o paranın gideceği varmış demek ki! O kadar arabanın içinden beni sağa çeken polis memuruna ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Peki siz yakınlarda hiç trafik cezası yediniz mi? Tadı nasıldı? Tavsiye eder misiniz?

Yayaya Yol Veren Adam (@yayayayolverenadam)'in paylaştığı bir gönderi ()

Pazar, Ekim 15, 2017

Orta Direk Çatırdıyor!
Ekonomide halkın da anlayacağı bir "orta direk" tabiri vardır. Genellikle memurlar ve özel sektörde orta düzey yönetici olarak çalışanlar için bu tabir kullanılır. TDK tarafından şöyle tanımlanmış: "Toplumun memur, emekli, küçük esnaf, küçük çiftçi gibi dar ve sabit gelirli kişilerden oluşan kesimi."

Orta direk terimini ilk kullanan kişi Turgut ÖZAL imiş. Seçim sloganı olarak kullanmış ve bu terim siyaset ve ekonomi terminolojisine eklenmiş. Evrak ararken şunu buldum. Hoşuma gitti.
ÖZAL - Ortadirek
Bu konuya eğilmemin sebebi dün oğlumla kanalları dolaşırken adı sanı duyulmamış sabah akşam Kemal SUNAL filmleri veren bir kanalda Kemal SUNAL'ın "Orta Direk Şaban" filminin başlangıcına denk geldik. Müziği hoşuna gittiğinden değiştirmeme izin vermedi. Filmin başlangıcında bir fabrikada işçi olan Şaban'ın kahvaltıyı  zeytin ve peynirin kokusuyla geçiştirdiğini; sonrasında markete gittiğinde de her şeyden gramla ve adetle aldığını izliyorsunuz.




Mizahî bir filmde tabî ki konular abartılarak işlenecektir ancak mantığa uymayan detaylar da var şu bahsettiğim ve videosunu eklediğim sahnede. Adamın yiyecek yemeği yok ama evine gazete geliyor. :) Acaba o zamanlar gerçekten böyle miydi? Gazete okuma oranları yüksek miydi? Günümüzde okuma alışkanlığı yok. Ne gazete ne de kitap okumuyoruz. Gazete okuyanlar da artık internet gazeteciliğinden takip ediyor her şeyi.

Neyse biz gelelim günümüze! Günümüzde artık orta direk kalmadı. Herkes kıt kanaat geçiniyor. Kimseye aldığı yetmemeye başladı. Herkes elini bankaya kaptırmış durumda. Elini kaptıranlar yine iyi durumda. Kolunu ve bütün vücudunu kaptıranlar da var. Her şey ateş pahası. Kiralar ve satılık ev fiyatları bunca ev stoğuna rağmen çok uçlarda. Alınan maaşın yarısı kiraya ve evin aslî giderlerine gidiyor. Maaş geldiği gün bitiyor ve sonraki günler yine kredi kartlarıyla hayat döndürülmeye çalışılıyor. Eskiden bir memur emekli olduğunda aldığı ikramiye ile ev alabiliyordu. Şimdi aynı memur aldığı ikramiyeyi 5'le çarpmadan iyi bir ev alamıyor.

Neyse içim karardı. Türkiye'deki yoksulluk sınırının 4.960,00 TL olduğunu hatırlatarak yazımı sonlandırayım. Siz orta direkler olarak tasarruf için neler yapıyorsunuz? Şaban gibi en uç noktada tasarruflarınız var mı? Neler önerirsiniz tasarruf için?

Cumartesi, Ekim 14, 2017

Dünyanın En Renkli 10 Yeri
Aşağıdaki fotoğrafları görünce muhtemelen böyle yerlerin olamayacağını; hayaller sonucu üzerinde oynanmış fotoğraflar olduğunu düşüneceksiniz. Ama öyle değil. Aşağıda göreceğiniz her yer gerçekte de mevcut. Mars'ta falan da değil, Dünya'mızda. 

Başlıyoruz.

1. Lavanta Tarlaları / Fransa

Fransa'nın Provence Bölgesi'nde yaz aylarında bu muhteşem görüntüyü yakalayabilirsiniz. Tıpkı bizim ülkemizde de (benim bildiğim) Manisa Alaşehir'de gözün alabildiğine üzüm bağları olduğu gibi. 

2. Procida Adası / İtalya

Akdeniz'e uzanan renkli evleriyle tam da yaşanılası bir ada. Bodrum'un beyaz evleri mi, Procida'nın renkli evleri mi desem oyunuzu hangisinden yana kullanırsınız?

3. Cano Cristales Nehri / Kolombiya

"Beş Renkli Irmak" diye de bilinen Cano Cristales Nehri'nin bu renklere bürünmesinin sebebi etrafındaki nâdir bulunan bitki örtüsü imiş. 

4. Retba Gölü / Senegal

Tuzlu sularda yetişen ve insana bir zararı olmayan bir bakteri türünden dolayı pembemsi bir renk alan Retba Gölü, Senegal'in en çok turist çeken yerlerinden.

5. Lale Bahçeleri / Hollanda

İnsanın baktıkça bakası geliyor. İstanbul gibi sahte laleci değiller en azından. :)

6. Büyük Mercan Kayalıkları / Avustralya

Pasifik Okyanusu'nda yer alıp Dünya'nın en büyük mercan kayalığı olan Büyük Mercan Kayalıkları (Great Barrier Reef) 400 mercan, 500 deniz yosunu ve 1500 balık türüne ev sahipliği yapıyor. Bu kadar çeşidin de farklı farklı renklerinden bu renk cümbüşü ortaya çıkıyor.

7. Luoping / Çin

Kanola çiçekleri açtığında tam bir "altın deniz" olan Luoping; Çin'de tarımsal faaliyetleri ile ünlü bir il. 

8. Çiçekler Vadisi Millî Parkı / Hindistan

Burası sonradan oluşturulmuş bir çiçek bahçesi değil. UNESCO tarafından Korunması Gerekli Dünya Mirası olarak nitelendirilmiş Himalayalar'a doğru uzanan; geçmişi olan harika bir vadi burası. Gitmek, görmek lâzım.

9. Shibazakura Tepesi / Japonya

Bahar geldiğinde Fuji Dağı'nın eteklerine giden yollar pembenin her türlüsünden yosun yaprakları ile kaplanır. Shibazakura, Japonca'da yosun yaprağı demekmiş. Bizde de nedense sadece yeşil yosun yaprakları var. :)

10. Natron Gölü / Tanzanya

Natron Gölü o kadar tuzludur ki rengi kırmızıya dönmüştür. Çok tuzlu olması sebebiyle çoğu bitki örtüsü ve faunaya zararlıdır. Yüzülür mü ki acaba?

Cuma, Ekim 13, 2017

Dünyanın En Başarısız Hırsızları (Gif)
Hırsızlık, yolsuzluk, başkasının olanı zimmetine geçirme, tüyü bitmemiş yetimin hakkına tecavüz etme en büyük suçlardan, günahlardan. Hırsızlık girişiminde bulunan herkesin bir şekilde cezalandırılacağı kesin! Ülkemizde de büyük hırsızlar var ama nedense sürekli alkışlanıyorlar! Hesap günü yakındır herhalde. Ne de olsa âhir zamanda yaşıyoruz.

Neyse biz biraz gülelim yoksa çekilmiyor bu düzen! Aşağıda hırsızlık girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmış sakar, beceriksiz, talihsiz hırsızlar var. Bakalım siz en çok hangisine güleceksiniz?

- Sanırım çekmecenin sapı çıkmış da onu düzeltiyordum!


- Hey dostum! Bunu kim böyle yüksek yaptı ha!


İlâhî adalet tez tecellî etti.


- Buyurun tabancanız! :)


- Al işte! Sana da yâr olmadı, bana da.


- Peki tamam o zaman öyle olsun! Görüşürüz!


- Pardon yüzümü kapatıp hemen geliyorum!


- Açıl açıl ben geliyorum! Açılmadı...


- Kablo da çok sağlammış hacı!


- Kapat kapat! Şimdi soygun yapıyorum da!


- Lanet olası! Bir beden büyük külotlu çorap almalıydım!


- Kandırdım, kandırdım!


- Adam gibi yandan gelsene evlâdım!


- İçeride Muhammed Ali vardı ağabey! Yoksa beni biliyorsun...


Çarşamba, Ekim 11, 2017

Cami Tuvaletleri Hk.
Bir mailin başlığı gibi oldu değil mi yazının başlığı? Cami tuvaletleri konusunda o kadar çok konuya değinmek istiyorum ki hangi konuyu öne çıkarıp da başlığa yazacağımı sapıttım. Bu arada ben önce başlık yazıp, sonra içeriği yazanlardanım. Ya siz?


Böyle bir konuyu gündemime alma sebebim Bursa'da yaşanan şu olay oldu: 

Öncelikle camilerin tuvaletleri maalesef istenilen düzeyde temiz olmuyor. Öyle cami tuvaletleri var ki içeriden temiz çıkıp da o üstbaşla namaz kılmak mümkün değil. Bunda başta Diyanet'in sonrasında da o camilerdeki din görevlilerinin çok eksikleri var. İmam Efendi 5 vakit namazı kıldırıyor sonra yüzünü gören cennetlik. Caminin ne eksiği var; tuvaletler temiz mi değil mi hiç umrunda değil! Umrunda olmayan başka şeyler de var ama konumuz dağılmasın!

Tuvalet temizliğinden gelelim şimdi de pisuvarlara! Cami tuvaletinde taharetlenmeyi farz olacak şekilde yapmaya mâni olan pisuvarın ne işi var Allah aşkına? Bu tarz detaylara füruattan deyip deyip iyice dinimizi unutturdular maalesef. (Afedersiniz) O donuna damlayan son damla ile namaz olmaz hacı amca! İstinca, istinka ve istibrânın ne olduğundan haberdâr olmayan cami cemaati var maalesef!

Camileri de artık iyice ticarethâneye çevirdiler. Cami altlarında tuvaletlerden sonra şimdi de kahvehaneler açılmaya başlandı. Bu kahvehaneler namaz vaktinde kapansa yine sesimi çıkarmayacağım ama içeride 3-5 kişi namaz kılıyor; cami kahvehanesinde ise 35 kişi çayını içiyor! Tuvaletleri yukarıdaki haberde gördüğümüz gibi yüksek bedellere kiraya veriyorlarmış öğrenmiş olduk. 4 tuvalet için 1800,00 TL kira veren Afgan Amca'yı orada görsek acırız da fazla para veririz ama amcam demek ki kazanıyor ki 1800,00 TL'yi kabul etmiş. 

Cami tuvaletlerinin tamamen ücretsiz olması lâzım. 0,50 - 1,00 TL verdiğim ücrette gözüm yok ama neden paralı oluyor ki? Namaz kılmak için gittiğimde abdest öncesi tuvalete girip para ödemek bana saçma geliyor. Bu tarz uygulamalar insanları camilerden de soğutur. Burada tüm iş cami görevlisine düşüyor. Cemaatini iyi organize etse cami temizliğini de tuvalet temizliğini de gönüllü olarak yaptırabilir. Balıkesir'in Küçük Sanayi Sitesi'ndeki iki cami ile İnegöl OSB'deki büyük caminin tuvaletleri tamamen ücretsiz ve bir de tuvalet kağıdı da mevcut. Abdest alma yerlerinde kağıt havlu bile var. Temizlik ise yine 10 numara! Oralarda bu hizmeti ve devamlılığını sağlayanlardan Allah râzı olsun.

Yazıma son verecektim aslında ama bir üst paragrafta tuvalet kağıdı deyince aklıma geldi. Tamam tuvaletler ücretli olsun ama bari müslümanların namazının tam olması için tuvaletlerinizde tuvalet kağıdı da olsun. Aksi takdirde namaz kıldığını zanneden ama aslında (teşbihte hata olmasın) jimnastiğe gelmiş olan hacı amcaların toplanma mekanı oluyor camilerimiz!

Yazdıklarım sadece yarası olanı gocundurur. İstisnalar kesinlikle kâideyi bozmaz! Hz. Allah en iyi bilendir!

Pazar, Ekim 08, 2017

Cinnet Getirilir mi, Geçirilir mi?
"Cinnet geçirilir mi, getirilir mi?" diye benim gibi çok kafa yoran olmuş yaptığım araştırmada gördüğüm kadarıyla. Her ne kadar güvenip inanmasam da ilk referans olarak TDK sitesine bakarım ben bu konularda. TDK, her ikisine de onay vermiş ve her ikisinin de doğru olduğunu söylemiş.


Tariflerinde küçük farklılıklar var ama:

Cinnet geçirmek: delirmek, aklını kaçırmak
Cinnet getirmek: bir an için delilik belirtisi göstermek

Bu açıklamaların ardından farklı kaynaklardan araştırmaya geçtim. Yazıma devam etmeden söyleyeyim; ben daha çok "cinnet geçirmek" deyimini kullanıyorum. "cinnet getirmek" bana saçma geliyor. Yazı sonunda fikrim değişecek mi bakalım!

Hakkı DEVRİM de zamanında Radikal'de bu konuda gelen bir soruyu cevaplamış:

Yukarıda Hakkı DEVRİM'in Dil Yâresi köşesinden okuduğumuza göre doğrusu "cinnet getirmek" imiş. Hakkı DEVRİM bu konularda yabana atılamayacak bir referanstır ne de olsa.

Ekşi Sözlük'te ve diğer sözlük sitelerinde de bu konularda ahkam kesmiş yazarlar. Kimisi "cinnet geçirmek" doğru derken kimisi de "cinnet getirmek" doğru demiş. Ekşi'den TheirGreatMasquerader rumuzlu yazar "cinnet geçirmek"in doğru olduğunu "kriz geçirmek" ile kıyaslayarak savunmuş.

Yine Ekşi'den What Can I Do Sourtimes da ancak "cinnet(i) getirmek" şeklinde doğru bir kullanım olabileceğini söylemiş.

Uludağ Sözlük'ten CikarinBeniBuradan rumuzlu yazar da arasındaki küçük anlam farkına dikkat çekmiş. Bu ayrım bana en mantıklı olanı geldi. Aynı şekilde E-Zeka.net isimli site de bu anlam farkını ortaya koymuş yazısında.

DilForum diye bir site var. Lise dönemlerinde ben de dilci olduğum için abone idim. (Yazıyı tamamladıktan sonra bir bakayım aboneliğim duruyor mu acaba?) Burada da tartışılmış bu konu. Huckster isimli kullanıcının açıklaması gayet iyi.


DilForum'un bahsekonu kullanımlar hakkında bir de anketi varmış. Ankete ben oy verdiğimde durum şöyle idi.


Bir güncel anket de biz koyalım ve yazıyı sonlandıralım. Siz hangisini kullanıyordunuz? Bu yazıdan sonra kullandığınız deyim değişecek mi? Hangisi doğru sizce? Hem anketimize katılıp hem de yorum yaparsanız sevinirim.

Salı, Ekim 03, 2017

DeneBunu Dediler Ama Deneyemedim!
DeneBunu.com'u duymayan yoktur herhalde. Her ay belirlenen bazı paketler var ve bu paketleri profiline uygun olan üyelerin talep etmesine bağlı olarak o üyelerine denemeleri için gönderiyor. 


Ben de zamanında sanırım bloglar vesilesi ile görüp üye olmuştum. Eylül ayının kutusu bana da uygun görülmüş olacak ki talep açabileceğim bildirildi. Talebi açtım ve 8 Eylül'deki talebin ardından 21 Eylül'de ürünlerim kargoya verildi. 

Eylül ayı kutusu içeriğinde bana gönderilen ürünler arasında şunlar vardı:

 Kutundaki Ürünler
Hellmann's Mayonez 10 gr
K2R Colour Catcher Renk Koruyucu Mendil
Tchibo Gold Selection Çözünebilir Kahve Tek kullanımlık 1,8 g (2 adet)

Ürünler kargoda da uzun süre bekledi ve geçen hafta Perşembe veya Cuma günü elimize ulaştı. Ürünler hakkında deneyimlerimizi paylaşmamız için bazı yönergeler olan kartlar da çıktı içlerinden. Tchibo kahveleri denedik beğendik. K2R Colour Catcher Renk Koruyucu Mendil'i eşim güvenip de deneyemedi. Ürün renklilerle beyazların aynı anda yıkanmasına olanak sağlayan bir mendil imiş. Renklerin beyazlara geçmesini engelliyormuş ancak dediğim gibi eşim güvenemedi ve kıyafetlere de kıyamayınca deneyemedi henüz. Önem vermediği kıyafetler olduğunda deneyeceğini söyledi. Arkasında Henkel gibi bir marka olduğu için ben sorun çıkacağını düşünmüyorum. 

Asıl konumuza gelelim. Hellmann's Mayonez 10gr ürünü deneyemedik. Çünkü tarihi geçmişti. Aslında denedik ve tadında bir değişiklik olduğunu farkedince pakedi incelemeye başladık. Ben ilk önce saf biri olarak bu ürün gezen tavuk yumurtasından elde ediliyormuş daha doğal o yüzden tadı böyle demek ki dedim ancak durum öyle değilmiş. Ürünün son kullanma tarihi 15 gün geçmiş. Bununla alakalı DeneBunuCom, Hellmann's ve Unilever'in Twitter adreslerini etiketleyerek bir twit attım ancak kimse dönüş yapmadı. Haftasonu kaleme alacaktım bu yazıyı ancak haftasonu ilgilenemezler haftabaşı belki dönüş yaparlar diye düşündüm 2 gün oldu yine kimse dönüş yapmadı.



Hellmann's için gönderilen kartta 30 Eylül - 1 Ekim tarihlerinde İstanbul Burger Fest olduğu falan yazıyordu ve bu festivale giriş için de Instagram'dan yapılması gereken bir görev vardı. Ben de oraya da yazdım ve oradan da cevap gelmedi.


Recep Hilmi Tufan (@rehitu)'in paylaştığı bir gönderi ()


DeneBunuCom ve Hellmann's tenezzül edip de dönüş yapmadığı için buradan yazmak istedim. Firmalarla yaşadığım olumlu / olumsuz tecrübelerimi buradan paylaşıyorum zaten. Bunu da paylaşarak sizlerle üzerinde konuşmak istedim. Siz de DeneBunuCom üyesi misiniz? Size gelen Eylül kutusunda bu üründe veya daha önce gelen ürünlerde böyle bir sıkıntı ile karşılaştınız mı?

Bazıları çıkıp hem bedava ürün talep ediyorsun hem de tantana yapıyorsun diyebilir. Evet öyle yapıyorum. :)