Pazar, Ekim 22, 2017

İnsanın, İnsan Olamayışı

Bugün teyze oğlum Recep Hilmi ile yazılardan ve çizilerden bahsettik biraz. Yönetici olduğu www.rehitu.com için bir yazı yazmaya karar verdim.
            Şöyle bir durup düşündüğümüzde, düşünce deryalarında gemiler yüzdürdüğümüzde, aklımıza olur olmadık birçok düşünce ve hayal gelir. Böyle bir durumda, yazdıklarınızın veya düşündüklerinizin, başkaları tarafından okunup değerlendirileceğini bildiğinizde, konuya nereden başlamak gerektiğini bilemezsiniz.
            Ben hep insanın, insan olamayışından dert yanarım. Aslına bakarsanız bu konuda birçok kitap dolusu cümle yazsak da anlatmak istediğimize ulaşamayız. Yine de www.rehitu.com için kaleme alacağım ilk yazımda da bu konu hakkında bahsetmeye çalışacağım.
            Yazıyı okuduktan sonra ‘ne kadar yanlış veya kötümser düşünüyorsun insanlar hakkında’ demeyin. İyi olanı değil, kötü olanı iyi yapmaya çalışırız.

            İnsanoğlu, yaratılışı gereği bencilliği ön planda olan bir yaratıktır. Çekememezlik, çıkarcılık, kin, büyüklenme vs. ne kadar kötü olarak addettiğimiz haslet var ise onları, bir nişan, bir madalya olarak göğsüne takar. Görmez, kendisinden başkasını. Ağlamaz, başkasının derdine. Bir insan hangi konuda veya durumda olursa olsun bir yükseliş yaşadığı sırada, kesinlikle başka bir insan tarafından inişe zorlanır. Sosyal bir varlık olmasına rağmen bu hasletler sebebiyle hep toplum dışı bir unsur olmuştur. Çevremizde böyle insanlar varsa onlardan hep uzak durmamızın sebebidir, bütün bunlar.

            Aslında insana, bize ne yapmamız, nasıl bir tavır ve davranış sergilememiz gerek dinimiz gerekse inançlarımızın temelini oluşturduğu toplum ahlakımızı ortaya koyan gelenek ve göreneklerimiz tarafından da belirtilmiştir. Mesela bir Hadis-i Şerif’te: “İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin” denilmektedir. Bu hadise kaynak olduğunu düşündüğüm Hucurat Suresinin 12. Ayetinde de yine insanın bu yönüne dikkat çekilmekte ve bu hasletlerini bırakması konusunda öğütlenmektedir.
            “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan çekinin çünkü zannın bazısı vebaldir, tecessüs de etmeyin, bazınız bazınızı gıybet de etmesin, hiç arzu eder mi ki biriniz kardeşinin ölü halinde etini yesin? Demek tiksindiniz! O halde Allaha korunun, çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir
            Görüldüğü gibi, dinimizin emirlerine uymaktan dahi aciz olan bizlerin, insanlığın halet-i rûhiyesi bu şekilde.
            En son eklemek istediğim bir söz daha var, ecnebi bir filozof olan Albert Camus’a ait.
            “İnsan ‘ne ise o olmayı’ reddeden tek yaratıktır.”
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

6 yorum:

  1. Ellerine sağlık teyzom. İlk yazının ilk yorumu benden olsun. Nice yazıların olur umarım.

    İyi hasletler maalesef bu devirde daha da yok olmuş durumda. Başklarından önce kendimize bakıp önce kendimizi sonra diğerlerini değiştirmeye çalışmalıyız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğinde haklısın. Ben kendimi merkezine koymadığım bir tutumu veya durumu eleştirmem. Yani bir nevi kendimi eleştiriyorum.
      Elbette yazıların devamı olacak...

      Sil
  2. Çok farklı.. Bakış açısını oluşturan şeyler yaşanmışlıklar ve de izlenimler değilmidir..

    İnsanoğlu bu imaları kazanmak için hiç boş durmuyor malesef..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakış açısını oluşturan kriterler konusundaki düşüncelerinize veya çıkarımlarınıza diyecek bir sözüm yok. Ama "insanoğlu bu imaları veya hasletleri yaratılışından gelen bir yafta olarak taşıdığı" düşüncesindeyim. Bu yafta olarak nitelendirdiğim de nefsin birinci mertebesi, nefs-i emare'dir.

      Sil
  3. çok doğru.. ne desem bilemedim..

    YanıtlaSil