Pazartesi, Kasım 06, 2017

İnsanın Gözünü Ancak Toprak Doldurur!

Hayat her geçen gün pahalılaşıyor. Her şeye zam gelirken aslında insanların gelirleri de bir yandan artıyor. Giderlerdeki artış kadar olmuyor gelirlerdeki artış evet o konuda hemfikiriz ancak çuvaldızı biraz da kendimize batırmamız gerekiyor. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyoruz artık. Her şeyin en iyisini hak ediyoruz evet ama bu hakedişlerimiz bütçemizi aştığı zaman sıkıntı başlıyor.



Dünya malına düşkünlük zenginde de var; fakirde de var. Herkes maddî konularda hep en iyisini istiyor ama mânevî konularda durum maalesef böyle değil. Dünkü Fazilet Takvimi'ndeki Hadîs-i Şerîf ne kadar da uygun şuraya:



Eskiden paranın bir bereketi vardı. Şimdi gelecek para gelmeden gidiyor. Herkes borçlu. Bu borçluların çoğu da mecburiyetten evet ama kimse de bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmıyor. Ailelerde bu durum daha da sıkıntılı. Paranın gidişâtı takip edilemezse veya bir taraf takip etme taraftarı iken diğer taraf destek vermezse büyük sıkıntılar hâsıl oluyor ve boşanmalara kadar gidiyor.

Çamlıca Basım Yayın'dan çıkan Gülistan'dan Seçmeler isimli eserde yer alan bir hikayeyi de sizinle paylaşmak istiyorum:

Şeyh Sâdî anlatır: “Yüz elli deve yükü ticâret malı, kırk köle ve hizmetkâra sâhip bir tüccar gördüm. Bir gece beni İran’ın Hürmüzgan eyâletine bağlı Kiş Adası’ndaki çadırına götürdü. Bütün gece susmak bilmedi, boş laflar konuştu. “Falanca ortağım Türkistan’da, falanca sermayem Hindistan’da, bu kâğıt falanca yerin kâğıdıdır, falanca şeye falanca kefildir.” diye anlatıp durdu. Bazen, “İskenderiye’ye yolculuk yapmaya niyetliyim.” diyor, bazen de “Mağrib Denizi (Atlas Okyanusu) kâfirler ve korsanlar sebebiyle tehlikelidir.” diyordu.

- Ey Sâdî! Bir yolculuğum daha var. Eğer o yolculuğu yapabilirsem geri kalan ömrüm boyunca bir köşede oturup ticâreti bırakırım, dedi.

- O yolculuk hangi yolculuktur? diye sordum. Şöyle dedi:

- Fars kükürtü Çin’de değerliymiş. Onu Çin’e götürmek istiyorum. Oradan Çin porselenini Anadolu’ya, Anadolu ipeğini Hind’e, Hint çeliğini Halep’e, Halep camını Yemen’e ve Yemen kumaşını da Fars’a götürdükten sonra ticâreti bırakıp bir dükkân köşesinde oturacağım, dedi.

 Nihâyet konuşmaya gücü kalmayınca:

- Ey Sâdî! Sen de görüp duyduklarından anlat, dedi. Ben de şöyle dedim:

- Bir kervanbaşı Gûr çölünde bindiği hayvandan düşünce şöyle dedi: 

“Dünya heveslisinin aç gözünü ya kanâat ya da mezar toprağı doldurur.”
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

6 yorum:

  1. çok doğru sözler ve güzel bir hikaye..para her şey değil ama onsuz da olmuyor..ancak ben şuna da inanırım..karşılığı para olmayan her türlü iş ve hizmetlerde de yüce Allah(cc),insanlara çeşitli yollardan rızık ve nimetlerini zaten açık/gizli bir şekilde verebiliyor..bunun örnekleri sayılamayacak kadar çoktur..emeğinize sağlık,faydalı bilgilerdi.. :)


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzda bahsettikleriniz çok doğru. Teşekkürler...

      Sil
  2. Artik gereksiz isteklerimiz var haklisiniz. Kizimin adinin anlamini sormustunuz sizin için wikipedia dan kopya çektim 😊 :Karya veya Karia güneybatı Anadolu'da ana hatlarıyla günümüzdeki Büyük Menderes Nehri güneyi, Muğla ili kuzey kısımları ve içerideki bölgeye denk gelen coğrafyanın eski çağlardaki ismi.
    Bütün çocuklara Türkiye ile ilgili isimler verdik Ege malum denizden Ada da esim heybeliada li oldugu için oradan geldi 😊

    YanıtlaSil
  3. Dünya malı sonuçta,zengin olsanda bu toprağa gireceksin fakir olsanda,zenginlik uğruna gereksiz hırslara kapılıpta kendimizi heba etmemeliyiz.Ayrıca herşeye özenip almak ta nereye kadar,al al sonu yokki.İnsan ayağını Yorganına göre uzatmalı ki sonu hüsran olmasın öyle değil mi?Yüreğinize sağlık güzel bir konuya değinmişsiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzla katkı sağladınız; teşekkürler...

      Sil