Haziran 2018 - ReHiTu.com

Pazartesi, Haziran 25, 2018

Füfür Füfür Değil Püfür Püfür!

Haziran 25, 2018 32
Füfür Füfür Değil Püfür Püfür!
Bir Eleştirmen Adam değilim ama benim yazılarımda da çok fazla eleştiri görebilirsiniz. Hatta bayramda kayınpederim "Senin 'baylog"a girdim hep tenkit var." deyince önce bir afalladım. "Ne yaptın baba! Ne Bylock'u?" falan derken eşim hemen müdahale etti ve babamın beni Fetöcü olarak yargılamadığını ve blog demek istediğini anlattı.

Evet ben de çokça tenkit eden bir adamım. Halk arasında "Bay Doğru", "Doğrucu Davut", duruma göre "TDK" gibi sıfatlarla anılırım. Bu yazımda da Baymak gibi ısıtma, soğutma ve iklimlendirme konusunda lider bir firmayı eleştireceğim!

Baymak'ın son reklamını herkes görmüştür sanırım! Bir de burada izleyelim!

Reklamda baştan sona kadar kullanılan ve üzerinde durulan bir kullanım var:  "Füfür füfür" Bu kullanımın çocuk ağzıyla yapılması ve çocukların da genelde bu şekilde telaffuz ettiği bir gerçek. Ancaaakk!

Öncelikle bu zarfın doğru kullanımı "püfür püfür" Bebekler ve çocuklar dil gelişimini henüz tamamlayamadığı için "füfür füfür" diyor olabilir. Hatta bebekleşen kişiler şımarıklığından dolayı da "füfür füfür" diyor olabilir ancak bu kullanımın bu şekilde kitlesel iletişim araçları ile reklamlarda kullanılması ülkem adına çok endişe verici. 
püfür püfür



Niye endişe verici? Çünkü bu reklamı izleyen genç yaşlı yüzlerce kişi adım gibi eminim ki bahse konu zarfı bundan sonra "füfür füfür" diye kullanmaya başlayacak! Belki de bundan 10 yıl sonra "Bu kelimenin aslı "püfür püfür" ama halk arasında galat-ı meşhur olarak "füfür füfür" deniyor." gibi ifadeler bile görebiliriz.

Maalesef dilimize sahip çıkma konusunda çok zayıfız. Son zamanlarda bunun kitap okuyup okumamayla ilgili olmadığını da düşünmeye başladım. Etrafımda ve bloglarda çok kitap okuduğunu söyleyen tanıdıklarım bile bana göre çok vahim diye nitelendirebileceğim hatalar yapabiliyorlar. Bu, bence tamamen önem verip vermemekle alakalı!

"Füfür füfür" ve "füfürcük" gibi kullanımlar çok samimi geliyor evet ama ortada çok ciddi bir sorun var! Hâlâ daha "herkez" yazan insanlar varken ve bunun önüne geçemiyorken ilerleyen zamanlarda "füfür füfür" gibi bir zarf duymamak için önlem almak gerekiyor!

Bir tek ben mi kafaya takıyorum bu konuları? Adım "Hata/Yanlış Arayan"a da çıkıyor zaman zaman ama ben gördükçe uyarmaya devam edeceğim. En son kiminle bu diyaloglara girdim diye hafızamı yoklayınca Twitter'daki şu muhabbet aklıma geldi:

Ha bu arada bana "Muhalefet" diyenler de oluyor! Ne çekilmez adammışım ben ya hu! Ne diyorsunuz yazdıklarımda haksız mıyım? Baymak en azından reklamın bir köşesine "Doğru kullanımı "püfür püfür"dür!" diye bir ibare ekleseydi keşke!

Yazıyı uzattım selametle! Youtube kanalıma da abone olun lütfen! Siz abone olduğunuzda "püfür püfür" esiyormuş gibi oluyorum. :) Bu arada Youtube'a biraz daha kafa yoracağım bundan sonra da bana önerebileceğiniz ücretsiz video düzenleme programları var mıdır? 

Perşembe, Haziran 14, 2018

Dünya Kupalarının İlginç Tarihi

Haziran 14, 2018 8
Dünya Kupalarının İlginç Tarihi

Yukarıdaki görsel bana Bip Sporx kanalından gelmişti. Görseli AA hazırlamış. İçindeki ilginç bilgilere bakınca tam da Bir Yaşıma Daha Girdim'e göre bilgiler de var dedim ancak sonrasında topluca buraya yazmak istedim. Görselde verilen bilgileri yeni görsellerle destekleyip daha fazla bilgi eklemeyi hedefliyorum. Bildiğiniz üzere bu akşam itibariyle 2018 yılının Dünya Kupası da başlıyor artık. Türkiye maalesef yok!

  • 1930 Uruguay / Final maçını yöneten hakem sahada ceket ve kravatla yer aldı.


İşte görüntü aynen yukarıdaki gibiydi. Uruguay'daki dünya kupasının finalinde ev sahibi Uruguay rakibi Arjantin'i 4-2 yenmişti. Maça Belçikalı hakem John Langenus yukarıdaki gibi çıkmıştı. Finale de böyle bir kıyafet yakışır diye düşünmüş herhalde! :) 1930'da Dünya Kupası'na sadece 13 takımın katıldığını da eklemiş olayım. 
  • 1938 Fransa / Penaltı olmadığı için ilk turda uzatmaya giden 5 maçın 3'ü tekrar edildi.

Maç uzatmalara gittiğinde yine kazanan olmazsa şu anki şartlarda penaltı vuruşlarına geçiliyor ancak 1938'de henüz bu kural yokmuş. O yüzden de uzatmaya giden 3 maç yeniden oynanmış. İlginçmiş.

1938'de ilginç olan bir diğer şey daha var ki yukarıdaki videoda da gördüğünüz üzere yarı final maçında İtalyan Giuseppe Meazza, Brezilya'yı 2-1 yendikleri maçın 2. golünü penaltıdan atıyor. Hem yabancı hem yerli kaynaklarda yazdığına göre Meazza bu golü attıktan sonra şortu düşüyor ama ben videoda göremedim. Kamera açısından çıktıktan sonra düşüyor demek ki!


  • 1950 Brezilya / Maçları çıplak ayakla oynama isteği reddedilen Hindistan katılmadı.

Hindistan'ı futbolla çok anımsamayız değil mi? Yabancı bir kaynakta 40'lı ile 60'lı yılların Hindistan futbolu için altın yıllar olduğu yazıyor. 1950 yılındaki Dünya Kupası'nda Hindistan 3. Grup'ta İtalya, Paraguay ve İsveç ile eşleşmiş ancak turnuvada ayakkabısız yer alma istekleri kabul edilmediği için Brezilya'ya uçmamışlar. Yukarıdaki görselde çıplak ayaklı futbolcuları görüyorsunuz.

1950 yılı normal şartlarda Türkiye'nin katılmaya hak kazandığı ilk Dünya Kupası ancak maddî şartlar elvermediği için biz gidememişiz.


  • 1986 Meksika / Maradona'nın eliyle İngiltere'ye attığı gol tarihe geçti.



Maradona'nın bu golüne "Tanrı'nın Eli" de derler. Küçük boylu cüce Maradona, İngiltere kalecisi Peter Shilton'u alt etmek için elini de kullanarak o unutulmaz golü atıyor. Yukarıda videosunu; aşağıda ise net görselini görebilirsiniz.
  • 2006 Almanya / İsviçre, gol yemeden elenerek ilginç bir rekora imza attı.

İsviçre, maçların normal sürelerinde hiç gol yemediği hâlde son 16 turunda Ukrayna ile oynadığı maçın normal ve uzatma sürelerinin berabere bitmesi üzerine penaltılara gidiliyor ve hiç penaltı çalışmamış olan İsviçre 3 penaltıyı da kaçırınca rakibi de 3'ünü de gole çevirdiği için kırılması zor bir rekora da imza atmış oluyor! İsviçre'nin o zamanki maç sonuçları yukarıdaki görselde yer alıyor.

Ayrıca 2006'ya damga vuran bir kafa atma olayı var ki onu da hemen ekleyelim! Zidane, Materazzi'yi yere böyle sermişti:

Futbol çok sıkı takip ettiğim bir mecra değil ama yine de biraz ilgilenirim. Sizce bu sene Dünya Kupası'nı kim kazanır? Benim favorim bu sene Portekiz. Herkes yorum olarak yazsın bakalım kim doğru tahmin etmiş olacak!

Pazar, Haziran 10, 2018

İmaret'in Gölgesinde Kalan 40 Direkli Camii

Haziran 10, 2018 8
İmaret'in Gölgesinde Kalan 40 Direkli Camii
Bir Afyonlu olarak utanç duyduğum bir eksikliğimi 2 gün önce cuma namazında giderdim. Yanından geçip birkaç defa Afyon Kalesi'ne çıktığım hâlde 2 gün öncesine kadar hiç Afyonkarahisar Ulu Camii'ye girmemiştim. Başlıkta bahsettiğim 40 direkli cami oluyor burası. Bugüne kadar ziyaret etmeme sebebim 2 gün önceki ziyaretimde koyduğum tespit olabilir. Evet bu 40 direkli Ulu Camii, Afyon'un diğer meşhur camisi İmaret Camii'nin gölgesinde kalmıştı.




Ben aslen Afyonkarahisarlıyım evet ama Kütahya'da doğdum. Lise dönemimde yine Afyon'da okudum ama sonra İstanbul'a geçtim üniversite için. O yüzden Afyon'a ehemmiyet verememişim zamanında.

Ulu Camii'nin yapımında hiç çivi kullanılmadan 40 adet ahşap direkler kullanıldığı için halk arasında Kırk Direkli Camii olarak da biliniyor. Ben bu meşhur cami çok kalabalık olur diye düşünmüştüm cuma namazında ama öyle değildi. Normal camilerde bile cuma namazında yer kalmaz ve cemaat dışarılara taşar ama burada caminin yarısı ancak dolmuştu. İşte bu safhadan itibaren "Burası İmaret'in gölgesinde kalmış." diye düşündüm. Bu gölgede kalmayı Afyon Müftülüğü'nün camiye yeterli önemi vermemesi de tetiklemiş olabilir çünkü camide müezzin yoktu. Bilmiyorum belki de vardır daimi müezzinleri ve izinde olabilir ancak durum böyle bile olsa izinli olan bir müezzin yerine böyle tarihi bir cami için müftülük geçici birini görevlendirmeli. Afyon Ulu Camii'yi yurtiçinden ve dışından turistler de ziyaret ediyor çünkü. Müezzinlik görevini önce mahalleden olduğunu düşündüğüm yaşlı bir amca yaptı; sonra da genç bir arkadaşa devretti. O tarihî ve manevî atmosfere yakışmayan ses tonu vardı ikisinin de. Lütfen burada kimse yanlış anlamasın. Kişilere karşı bir eleştirim yok. Benim de sesim kötüdür bu arada. :)

İmaret Camii de Afyon'un en büyük camilerinden. İmaret daha merkezî bir konumda olması hasebiyle daha çok biliniyor. Ulu Camii ise Çavuşbaş Mahallesi civarında ve Afyon Kalesi ile Hıdırlık Tepesi'nin eteklerinde kalan vadi üzerinde kalıyor. Biraz daha mahalle arasında kalıyor evet ama burayı bir cazibe merkezi hâline getirmeyi bilmeli bence hem müftülük hem de belediye. Müftülük bu konuda hiç çalışmıyor desek ayıp olur. Mesela her sene olduğu gibi bu sene de bu gece idrâk edeceğimiz mübârek Kadir Gecesi için özel bir program düzenlenecekmiş Ulu Camii'de. 

Kendimce eleştiriler yaptıktan sonra gelelim Kırk Direkli Camii'ye. Bu aşamadan sonra yazarak yazıyı uzatmak yerine TC Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından hazırlanmış broşürü sizinle paylaşmak istedim. Bu broşürde o harika ahşap işçiliği de görebileceksiniz. Fotoğrafları daha net görebilmek için tam ekrana geçmenizi tavsiye ederim.




Okuyucular arasında Afyon'a gelip de kaleye çıkan ve bu eşsiz camiyi ziyaret eden var mı acaba; merak ettim de! Bu arada camiyi oturduğunuz yerden gezmek isterseniz 3DMekanlar.com'un şu sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Bu vesile ile bu gece idrak edeceğimiz Kadir Gecenizi tebrik eder; dualarınızda bu aciz yazarı da unutmazsanız sevinirim. 

Çarşamba, Haziran 06, 2018

Müşteri Memnuniyetinde Son Nokta: Bülent Dağlı Kestane Şekeri

Haziran 06, 2018 22
Müşteri Memnuniyetinde Son Nokta: Bülent Dağlı Kestane Şekeri
Önceki yazımda da bahsetmiştim. Yıllık iznimden bir hafta kullandım ve memleketim Afyonkarahisar'a geldim. İftar davetlerine giderken elimiz boş gitmeyelim diye doyduğumuz şehir Bursa'dan doğduğumuz şehir Afyon'a Bursa'nın meşhur kestane şekerinden götürelim dedik. Bu amaçla yola çıkmadan 1-2 saat önce Bülent DAĞLI Kestane Şekeri markasının bayilerinden biri olan Neşeli Pastanesi'ne gittim evime en yakın orası olduğu için.


Neşeli Pastanesi'nin adını falan tabii ki bu yazıyı hazırlamaya yeltendiğimde öğreniyorum. Ben orayı Bülent DAĞLI markasının şubesi sanmıştım. Zaten Google Haritalar'dan aldığım soldaki görselde de gördüğünüz üzere sadece bir yerde Neşeli Pastanesi yazıyor. İşte bu firmadan 100,00₺ tutarında alışveriş yaparak 7 kalem ürün aldım. İlave olarak oğluma da hemen yemesi için 1 adet karyoka aldım ve firmadan ayrıldım.


Eve gelince de arabada ürünler etkilenmesin diye tüm kestane şekerlerini eve çıkarıp serin yerde muhafaza ettim. Bursa'dan Afyon'a yola çıktığımızda da yine aynı şekilde ürünler bozulmasın diye bagaja koymayıp yanımıza aldık klimalı ortamda muhafaza ettik. 3 saatlik yolda bir şey olmasın diye dikkatli davrandık.

Aldığım ürünlerin çoğu çocuklar çikolatalısını sever diye; çikolatalı idi. Açıkçası şu ürünleri almıştık:

Special olanlardan 1'er adet diğer şeffaf olandan ise 5 paket almıştık. Şeffaf olan lütfen kilosu 10,00₺'ye satılan çikolatalı kestane şekerleri ile karıştırılmasın. Kestane oranı daha yüksek ve kaliteli kestanelerden yapılan bir ürün bu. En azından bize öyle denildiği için tercih ettik.

3 saatlik yolculuktan sonra Afyon'a geldik ve oğlum onun için aldığım karyokayı yemek istemiş. Eşim çikolatası bozulduğu için yiyemediğini söyledi. Biz oruçlu olduğumuz için asıl kestane şekerlerini denemek için iftar sonrasını bekledik. Teravihten sonra aklımıza geldi ve kayınpederimgile getirdiğimiz paketi açtık. Çikolatalılar kimimize göre bozulmuştu; kimimize göre ise idare ederdi. Sade kestane şekerine lafımız zaten yoktu.

Neyse Pazar günü de öyle geçti. Pazartesi günü iftara davetli olduğumuz için köye gittik. Giderken de yanımızda 2 adet sırf çikolatalı olan paketlerden götürdük. İki akrabamıza hediye paketleri içinde teslim ettik. İftar sonrası tekrar kayınpederimgile döndük (burada kalıyoruz çünkü) ve gece vakti otururken canımız kestane şekeri çekti. Dolapta muhafaza ettiğimiz kestane şekerinden alıp geldi eşim ve bu sefer gerçekten de çikolatalı olanların bozulduğuna hükmettik. Hatta test etmek için başka misafirlikler için ayırdığımız paketleri de açıp test ettik. Onlar da bozulmuştu. Eşimin amcasının oğluna gündüz vermişler o da yememiş.

Verdiğim 100,00₺'ye mi yanayım yoksa hediye olarak götürdüğüm kişilere tabiri caizse rezil olduğuma mı yanayım bilemedim ve bir hışımla Dağlı Kestane Şekeri firmasının Instagram hesabına yazdım. Burada öğrendim ki iki farklı firma var: Biri Dağlı Kestane Şekeri, diğeri ise Bülent Dağlı Kestane Şekeri. Muhtemelen ikisi beraber Dağlı Kestane Şekeri olarak yola çıkmışlar sonradan ise Bülent DAĞLI Bey ayrılıp kendi firmasında yoluna devam etmiş.

İnternetten Bülent DAĞLI Bey'in numarasını bulup Pazartesi gece 23:31'de kendisini aradım. Sitemimi ilettim ve kendisi sakin bir şekilde bana durumu izah etti. 9 dk 14 sn süren görüşmemiz oldukça verimli geçti. Kendisi ürünlerinde kesinlikle katkı maddesi kullanmadığını; bu yüzden de ürünlerin üzerinde yazan son tüketim tarihlerinin kısa olduğunu söyledi. Ayrıca Ramazan ayında işler diğer aylara nazaran daha durgun olduğu için sirkülasyon da az oluyor ve havaların da mevsim normallerinin üzerinde gitmesinden dolayı bozulmalar olabiliyor dedi. Ürünlerin erken bozulmasında ürün verdikleri bayilerin tasarruf için akşamları dolaplarını kapatmaları, uygun saklama koşullarına uymamaları gibi nedenleri de sıraladı. Son 1 hafta 10 gün içerisinde değişim için topladığı kestane şekerlerinin haddi hesabı olmadığını belirtti.

Anlattıkları gıda sektöründe olabilecek şeylerdi ve kendisine anlayışla hak verdim. O da mağduriyetimi anlayıp telafi etmeyi teklif etti. Kendisine Afyon adresimi mesaj yoluyla ilettim ve burada yazdığı cevap bile işine ne kadar sahip çıktığını gösteriyor:

Gece görüşme ve yazışmamızdan sonra kendisi söz verdiği gibi ürünleri dün kargoya vermiş. Bugün elimize ulaştı. Yanımdakiler çikolatalı olmasın hepsi sade olsun deyince yüzsüzlük yapıp onu da iletmiştim ve sağolsun dikkate almış ve hepsini sade olarak göndermiş. Ürünler biraz önce kargoyla geldi. Hemen fotoğrafladım sizinle paylaşmak için. Gayet özenle paketlenmiş ancak kargocu bana getirdiğinde paketi yatay tutmak yerine dikey şekilde tutuyordu. Bu da şerbetinin akmasına sebep olmuştu. Online satış yapan bir firma da olduğu için paketlerin üzerine hangi yönün yukarıya gelmesi gerektiğini yazabilirler. Tabii kargocu arkadaşlar buna ne kadar riayet eder o bilinmez!

Oldukça uzun bir yazı oldu farkındayım ancak her şeyi detaylıca anlatmak istedim. Firmanın müşteri şikayetine yaklaşım şekli gerçekten takdire şayandı. O yüzden bunu da herkesle paylaşmak istedim. Gerçekten ürünleri lezzetli ve kaliteli. Gönül rahatlığı ile hediyelik olarak Bülent DAĞLI Kestane Şekeri markasını tercih edebilirsiniz. Bizim yaşadığımız talihsizlik Ramazan ayında olmamızdan ve dolayısıyla alırken tadına bakamamızdan kaynaklandı.

Yukarıda da bahsettiğim üzere Bülent DAĞLI firmasının online satışı da var. daglikestane.com.tr adresinden sizler de Türkiye'nin neresinde olursanız olun bu lezzetleri adresinize isteyebilirsiniz. Ayrıca online alışverişlerde yararlanabileceğiniz şu fırsatlar da var:


Ücretsiz Kargo

50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bizden.

Havale İndirimi

Ödemenizi havale ile yapın anında %10 indirim kazanın.

Taksit İmkanı

75 TL üzeri siparişlerde vade farksız taksit imkanını kaçırmayın.


Bülent DAĞLI Kestane Şekeri firmasının sahibi Bülent Bey'e yaklaşımından ve müşteri memnuniyetine verdiği önemden dolayı tekrar teşekkür ediyorum buradan. Bundan sonra kestane şekeri için ilk tercih edeceğim firma yine Bülent DAĞLI olacaktır. Yorumlarında çok beğenilen ama her yorumun sonuna "...ama çok pahalı" yazılan diğer bilinen markalarla aynı kalitede olan bir marka. Verdiğiniz parayı sonuna kadar hak eden bir kalitesi var. Tavsiye ederim. Bülent Bey'in bu yaklaşımı da diğer tüm markalara örnek olur umarım.

Siz de sever misiniz kestane şekeri? Sevenlere çekilişle kestane şekeri mi ısmarlasam acaba? Aklımda deli sorular... :)

Pazar, Haziran 03, 2018

"Ben Lisedeyken..."

Haziran 03, 2018 22
"Ben Lisedeyken..."
Dün memleketimiz Afyonkarahisar'a geldik. Yıllık iznimden 1 hafta kullanacağım ve onu da Afyon'da eşin dostun yanında iftar ve sahur muhabbetleri ile geçirelim diye düşündük. Kendimizi zorla iftarlara davet ettirdik Facebook üzerinden.

Afyon'a her geldiğimizde şehre Özdilek tarafından giriş yaptıktan sonra şehirde neler olmuş; neler bitmiş; yeni hangi mekanlar açılmış; hangileri kapanmış diye görmek için şehir merkezinden geçerek Fatih Mahallesi'ndeki ailelerimize gideriz. Dün de böyle yaptık ve bu esnada eşime "Ben lisedeyken bu yolları sabah akşam yürüyordum." deyince o da bana "O yüzden çok zayıfmışsın." dedi. Gerçekten lisedeyken çok zayıf biriydim. Şimdi ise 15 kg fazlası olan biriyim. :)

Bu konuşmadan sonra acaba ne kadarlık bir yolu yaya olarak gidip geliyormuşum o zamanlar diye düşünmeye başladım. Hemen Google Haritalar'dan güzergâhı seçtim ve işte sonuç:


3 rota çıktı haritalarda ve ben çoğunlukla mavi işaretli yolu kullanırdım. Tüm rotalar zaten 3 km imiş ve aynı sürede gidilebiliyor. Sabahları Taşlıdere Talebe Yurdu'ndan çıkıyordum ve yaklaşık 45 dk'lık bir yürüyüşten sonra Cumhuriyet Lisesi'ne geliyordum. O zamanlar Cumhuriyet Lisesi düz lise olarak geçiyordu ama bir de bizim gibilere yabancı dil ağırlıklı eğitim veren Süper Lise kısmı da vardı. Aynı yolu akşamları tekrar yürüyordum ve toplamda 6 km yol yürüyordum. Sağa sola sapmıyorsam tabii ki bu da. 

Bu yol üzerinde ilerlerken hemen hemen her gün Birlik Cd. üzerindeki Bim'e girerdim ve oradan abur cubur alırdım. Hem yolda giderken yerdim hem de yurtta dolabımda stoklardım. 

12-16 yıl öncesinde gördüğüm dükkanların %70'ten fazlası değişmiş artık. Aynı yerinde duran çok az. Düşünüyorum da aynı yolu tekrar yürümeye kalksam ve bunu her gün yapmaya çalışsam çok yorulurum herhalde. Günde 6 km yürürken şimdilerde araba üstünde ömrüm geçiyor. O yüzden de göbeğim hiç erimiyor. Benim eski formuma kavuşmam için 15 yıl öncesine gidip günde 5-6 km yürümem gerekecek galiba. 

Lise fotoğraflarım ile şimdiki fotoğrafımı aşağıya bırakıyorum. İnsan 15 yılda bu kadar mı değişir ya hu?

Konu nereden nerelere geldi. Blog yazarken bu şekilde çok dağılıyorum ben ama iyi de oluyor sanki. Siz de yazsanız bu konuda ne güzel olur? Sizin de liseli hâlleriniz ile şimdiki hâliniz arasında ciddi farklılıklar var mı?