2019

Cuma, Temmuz 12, 2019

Kurban; Et Değil İbadet!


"Et değil ibadet" cümlesini sanırım ilk defa İnsan ve Hayat Dergisi kullandı. Eylül 2016 sayısının kapak konusu buydu. 


Et değil ibadet tanımı gerçekten de çok vurucu, dikkat çekici bir tanım. Bu tanım kullanılarak Bursa Çamlıca Talebe Yurdu tarafından bir broşür hazırlamış. Ben sizinle o broşürün sayfalarını paylaşacağım ve altına da gerektiğinde birkaç açıklama ekleyeceğim. Görsel yoğunluklu bir paylaşım olacak.


Bu yazıda özellikle kurban olmaya hâiz hayvanları öğreneceğiz; sonrasında da her aileye bir kurban mı kesmeli, yoksa her aile bireyine ayrı ayrı mı kesmeli onu öğreneceğiz.


Hayvanın iri cüssesine aldanıp da bu 2 yaşını geçmiştir diyemeyiz. O yüzden kapak atma meselesi gerçekten önemli!


Geçen sene Bir Yaşıma Daha Girdim deyip paylaşmıştım blogda. 500kg'a yakın bir hayvan, hayvan pazarında kurbanlık diye satılıyor ancak kontrol edildiğinde daha dişlerinin kapak açmadığı tespit ediliyor. O yazımı ve videomu okumak isteyenler şuraya tıklayabilir. Şimdi o hayvan birilerine satıldı belki de kurbanlık diye ama kurban olarak kabul olmadı. O yüzden işi en başından beri ehline bırakmak gerekiyor.


Her hayvan tutulup da kurban edilemez. Kurban edilecek hayvanlar bellidir. O hayvanların da hâiz olması gereken özellikler bellidir. Yukarıda dört mezhebe göre bir hayvanın kurban olabilmesi için gerekli yaşları hakkında bilgi verilmiştir.


Gelelim en çok aldanılan konulardan birine. Maalesef bizim ülkemizde hiçbir konuda dinimizi tam manasıyla yaşamadığımız için kurban konusunda da aynı gevşekliği gösteriyoruz. Cumadan cumaya namaza giden kurban konusunda da eksik davranır tabii ki! Bir aileye bir kurban yetmez. Gücü yetiyorsa; diğer Kurban Bayramı'na kadar ödeyebilecek kadar bir geliri varsa ailedeki tüm fertlere ayrı ayrı kurban kesmek gerekir. Şahsen ben 4,5 yaşındaki oğluma bile doğduğundan beri her sene kurban kesiyorum. Bu kesilen kurbanlar ile kendimizi manevi bir sigorta altına aldığımıza inanıyorum. Yıl içinde bizden çıkacak bir kanın, başımıza gelecek belaların def edileceğini düşünüyorum.

3 kişilik bir aileyiz. 3 kurbandan birinde etini alacak şekilde hisseye giriyoruz. Diğer iki kurbanı ise bağış olarak yurt dışında kestiriyoruz. Bu sene bir tane hisseye girdik, bir tane yurt içindeki kendi talebe yurdumuza bağışladık; bir tanesini de Diversity Derneği vasıtası ile yurt dışında kestireceğiz. Bu sene Diversity Derneği'nde yurt dışı kurban bedelleri 570,00₺. Siz de bağışlamak isterseniz buraya tıklayınız.


Kurban edilecek hayvanın yaşı tutsa bile kendisinde yukarıdaki 8 kusurdan biri varsa o da kurban edilemez. Aman dikkat!


Türkiye ve dünyanın dört bir tarafında halk arasında Süleymancılar denilen cemaatimizin kurban kesim merkezleri mevcut. İbadetinizi tehlikeye atmayın ve bu merkezlere (talebe yurtlarına) başvurun.


Kurbanlarınız en hijyenik şartlarda İslâmi usullere uygun bir şekilde veterinerler eşliğinde kesilir.


Ben de evlendiğimden beri her sene hisseye girerim ve tanımadığım müslüman kardeşlerle aynı kurbandan pay alırım. Paylaştırmalar kesim merkezlerindeki hizmetliler tarafından gözümüzün önünde yapılır. Yukarıda da gördüğünüz gibi 7 kefeli terazi veya benzerleri kullanılır. Diğer hisse sahipleri ile helalleşip ayrılırız.


Çamlıca Talebe Yurdu'nda ve diğer tüm talebe yurtlarında yukarıdaki 4 adıma riayet edilerek kurban ibadetiniz en mükemmel şekilde yerine getiriliyor. Size evinize gittiğinizde bu etleri eşinize, dostunuza dağıtıp paylaştırmak ve sonrasında da kalanları daha küçük parçalara ayırarak muhafaza etmek kalıyor. 

Kurban ibadetini lütfen hafife almayın. Kurban kesilen memlekette harp, darp olmaz ve kan akmaz Allah'ın izniyle. Rabbim şimdiden kurban ibadetinizi kabul etsin. 

Pazartesi, Temmuz 08, 2019

İki Blogcudan Gelen Kaynaşma Mimi


  • Yeni bir mim ile karşınızdayım. 20 soru var ve vaktim de dar ama en güzel cevaplarla mimi tamamlamayı planlıyorum. Mimi başlatanlar Ersin ve Erhan Beyler. Beni mimleyenler ise İncilay ve Duo Hanımlar.

Hemen geçiyorum mim sorularına.

  • 1 Sizi tanımak istiyoruz dersek buraya adınızı, blogunuzu ve sizi anlatan bir cümle bırakır mısınız? 

ReHiTu yeterli sanırım. İsmim REcep Hİlmi TUfan. Sosyal medyada ve bloglarda genelde insanların işine yarayacak şeyler ve komik paylaşımlar yapmak en büyük hobim. 


Pazartesi, Temmuz 01, 2019

Pazarlamacı Arabası


Bir firmanın bölge sorumlusuyum. Bölgedeki her türlü satış, teknik destek, tahsilat gibi her türlü işlemden ben sorumluyum. Bizim gibilere "pazarlamacı" derler. Aslında hiç de sevmem bu tanımlamayı ama en çok bilinen, benimsenen, kullanılan tanım bu. 


Cumartesi, Haziran 29, 2019

Cumartesi, Haziran 22, 2019

Daha Çocuk / Dâhi Çocuk!


Aslında bu yazıyı daha önceleri yazmam gerekirdi ancak yeni fırsatım oldu. Ben yazacak konu sıkıntısı değil de yazacak vakit sıkıntısı yaşayan blogculardanım. Sürekli yazacak bir şeyim var ama bunları yazmak için vaktim yok maalesef.


Konumuz başlık ve görselde de gördüğünüz üzere "daha çocuk" veya "dâhi çocuk" dediğimiz olgular. Görseli hazırlayan ne güzel yazmış: "Piyano çalınca dâhi çocuk oluyor; Kur'ân okuyup hafızlık yapınca daha çocuk. Yok ya!"

Salı, Haziran 11, 2019

"Ama Mutlu Değil Bizim Çocuklar"


Biraz önce bir arkadaşımın Whatsapp durumunda güzel bir şiir gördüm ve sizlerle paylaşmak istedim. Günümüzün çocuklarından bahsediyor. 4,5 yaşındaki bir ergenin babası olarak aynı durum bizde de var maalesef. Hatta eşim sürekli kızar ve "Sen bir türlü mutlu olmuyorsun" der bizim ergene. Biz ebeveynlerin hâlini özetleyen şiir şu şekilde:

Cuma, Haziran 07, 2019

Yaz Mimi


Ece Abla beni yine mimledi. O olmasa beni mimleyecek birileri de olmayacak. Bir de Ali kardeşim var beni unutmayan. O beni eskiden mimlemişti ama felsefe ağırlıklı soruları cevaplamakta zorlandığım için bir türlü o mime girişemedim daha. :) Bu sefer mimimizin adı ve konusu yaz. Yaz ile ilgili soruların olduğu bir mim. Mimi Efsunvari başlatmış.

Haydi başlıyoruz mime:

Salı, Haziran 04, 2019

Kutsal Emanetler Loxeal'e Emanet!


Geçenlerde İstanbul bölgedeki satış sorumlusu arkadaşımız Emre Bey, şirketimizin satış sorumlularının oluşturduğu Whatsapp grubuna bir video göndermişti. 28 Mayıs akşamı evinde Show Haber izlerken TV'den kaydedip göndermiş. Show Haber'in özel haberiyle ekranlara gelen haberin başlığı "Kutsal Emanetler Ona Emanet!" Haberin içeriğinde Peygamber Efendimiz zamanından kalan kutsal emanetlerin nasıl muhafaza edilerek sonraki nesillere aktarıldığı anlatılıyordu. O videonun orijinal hâlini Show Haber'in Youtube sayfasında buldum ve sizlerle paylaşmak için kendi Youtube kanalıma aldım.

Cumartesi, Haziran 01, 2019

Doğru Bilginin Talibi Yok!


Artık önüme konu geldikçe yazacağım. Blogumda ne kadar fazla içerik olursa Google Amcama soru soranlara cevap olarak sunulma oranım o derece artar diye düşünüyorum. Yazıları önceden hazırlasam bile sıkmamak için programlayacağım ve 2-3 güne bir yazı düşecek sizlere. 


Evet, başlıkta da okuduğunuz gibi doğru bilginin talibi yok. Herkes kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Kimse yanlışını kabullenmiyor. O yanlış bilgiyi yayan popüler biri ise veya yayış biçimi ilgi çeken bir şekilde ise doğru bilgi arada kaynayıp gidiyor. Bu konuda bir blog zaten yazacaktım ancak son günlerdeki Ekrem İMAMOĞLU'nun Habertürk'te katıldığı programın sosyal medyada yayılmasıyla tekrar gündemime aldım. Önce bu olaydan başlayalım isterseniz; buyurun önce videoyu izleyelim:

Perşembe, Mayıs 30, 2019

Pazar, Mayıs 26, 2019

Kocamanlar Bir Rezalet!


Üzerinden 8 iftar geçmesine rağmen içimdekileri paylaşma isteğim hâlâ taze. Sizlere rezervasyon yaptırıp yiyemediğimiz bir iftardan bahsedeceğim. Başlıkta bir anormallik var diye düşünmeyin, çünkü bahsedeceğim mekan Kocamanlar ismiyle maruf Bursa'daki bir balık restoranı. Evet Kocamanlar gerçekten de kocaman bir rezalet oldu bizim için. İftarımızı geç açmamıza sebep oldukları akşam tam 8 gün önce 18 Mayıs Cumartesi günü idi.


İftar için firmayı Cumartesi sabah saatlerinde aradık ve yemek istediğimiz balıkları da seçtikten sonra 5 yaşındaki oğlumuzla geleceğimizi de üstüne basarak söyledikten sonra rezervasyonun mutlaka akvaryumun dibindeki masalardan yapılmasını istedik. Telefondaki bayan da "Tamam efendim; akşam görüşürüz." dedi.

Cuma, Mayıs 17, 2019

Nerede O Eski Ramazanlar? (Mimlendik)


Bloglarda bir durgunluk var. Bu durgunluğa bir canlılık katmak isteyen İstiridye Avcısı güzel bir mim başlatmış. Beni de Ece EVREN, nâm-ı diğer Ece Abla mimledi. Mimin ana teması "Nerede O Eski Ramazanlar?" Şu sıralar "Nerede o eski Ramazanlar?" denince ilk aklıma gelen şey Saadet Partisi'nin hazırlattığı video. Onu izleyip geçelim sorulara...



1) Ramazan'ı bir hediye paketine benzetirsek sizin için nasıl bir paket olurdu? İçinde sizin için neler olurdu?

Ramazan Ayı zaten bize bir hediye. Hem de ışıl ışıl, cıvıl cıvıl gelen bir hediye ancak son yıllarda o hediyeyi aldığımızda olması gereken kadar sevinemiyoruz sanki. Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem'den azat olan bir aydan başka ne hediye beklenebilir ki? Farz namazların sevapları katlanıyor, nâfile namazlar ise farz namazmış gibi kabûl ediliyor Allah indinde. Daha ne olsun? Bundan güzel hediye mi olur? Bizim ufaklık var (Kayra Eymen) ne hediye alırsak alalım mutlu olmuyor; Ramazan Ayı'na da biz aynı muameleyi yapıyoruz sanki. İçerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi de Ramazan'da. Bundan büyük hediye, bundan büyük nimet mi olur ki!


2) Ramazan ile ilgili hatırladığınız en net anınız hangisidir? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız?

Açıkçası geçmişte yaşanılan anıları hatırlamakta çok da iyi değilimdir ancak çocuklukta yaşadığım bir anım aklıma geldi tam da şu an! Biz aslen Afyonluyuz ancak babamın işi dolayısıyla Kütahya'da doğup büyüdüm ben. Bayramlarda Kütahya'dan Afyon'a giderdik. Ramazan Ayı'nın o son günlerinde amcamın çocukları ile sahura kadar oturduğumuzu, davulculara bahşişler dağıttığımızı iyi hatırlıyorum.

3) Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdiki yaşadığınız Ramazan arasındaki en belirgin farklar sizce nelerdir?

En belirgin fark saygı! Eskiden insanlar oruç tutanlara saygı gösterirdi. Şimdi kimsede empati de kalmamış saygı da kalmamış! Oruç tutup tutmamak değil mesele. İsteyen tutar, isteyen tutmaz ancak tutmayanlar, tutanlara karşı saygılı olmalılar ve açıktan yiyip içmemeliler. Eskiden Ramazan ayında lokantaların camları gazete kağıtları ile kapatılırdı ki oruç tutanlara karşı bir saygısızlık olmasın ama şimdilerde lokantalar, cafeler, restoranlar yine hınca hınç dolu oluyor gündüz vakitlerinde bile. Bazen kendi kendime oranlıyorum da sanki oruç tutanların sayısı, oruç tutmayanların sayısından azdır şu güzelim memlekette. İstatistiklere baksak %90'ın üzerinde müslümanız! Ama sözde!

Ben İtalyan Dili ve Edebiyatı okudum. Üniversitedeki arkadaşlarımdan biri Romanyalı idi. Ben oruç tuttuğumda sözde müslümanların göstermediği saygıyı gösterirdi. Yine dediğim gibi tutup tutmamak ayrı mesele; tutana saygı duymak ayrı mesele.

Bir mimin daha sonuna geldik. Ben şu an kimseyi mimleyemiyorum çünkü şarjım bitecek! :) Okuyan ve yapmamış olan varsa yapsın lütfen mimi!

Cuma, Mayıs 10, 2019

"Aloo Duymuyor musun?"


Bir şirkette pazarlamacı olan Gürcan Ali, iş icabı Balıkesir'e gitmişti. Pazarlamacı tanımını da hiç sevmezdi. Pazarlamacı dendiğinde insanların aklına çok da iyi bir insan profili gelmediğini düşünürdü hep. Kıştan yaza geçişte hasta eden tarzda bir hava vardı o gün. Tıpkı insanların sabahleyin evden çıkarken ne giyeceğine karar veremediği havalardan.


Bir reklamcı müşterisi için şehir merkezine geldi ancak arabasını park edecek bir yer bulamadı yakınlarda. Söylene söylene park yeri aradı. "Balıkesir'in şehir içi trafiği Bursa ve İstanbul'u bile geçmiş azizim!" diye içinden geçirdi. Nihayet, gideceği müşteriye biraz uzakta katlı bir otopark buldu. Mevlevi dervişleri gibi döne döne katlı otoparkın en üst katına çıktı; yer buldu ve arabasını park etti. 

Müşteriye gitmeden önce tuvalet ihtiyacını gidermek istedi. Allah'tan hemen katlı otoparkın yanında tarîhî bir camî vardı. Hemen tuvaletine koştu; sadece iki tuvalet vardı erkeklere ayrılmış olan. İlk kapıyı zorladı ancak kapı kolu tam tur dönüyordu. Bozuk herhalde deyip ittirmeye başladı ancak bir sonuç alamadı. Kullanım dışı herhalde deyip diğer kapıya yöneldi. O kapının kolu da tam tur dönüyordu. Bilerek böyle yapmışlar herhalde deyip zorlamaya başladı ki içeriden arka arkaya homurdanmalar gelmeye başladı. 

- "Dolu diyoruz birader, anlamıyor musun?"
- "Hâlâ zorluyor ya hu! Aloo duymuyor musun?"

gibi sesler artık net olarak gelmeye başlamıştı. "Duymuyor musun?" kısmını anlayınca; anladı ki içerideki adam sesini yükseltmişti! Anladığı bir diğer şey ise işitme cihazlarını arabasında unuttuğu idi. Çok sıkıştığı için kıvranarak beklemeye başladı. İlk boşalan tuvalet kendisine içeriden bağırılan ikinci kontrol ettiği tuvalet oldu. Adam çıkınca sinirden kaşları çatık bir şekilde

- "Birader alacaklı gibi neden kapıya yükleniyorsun?" dedi. Kapı kollarının kendisini şaşırttığını anlatmaya çalıştı ancak adam onu dinlemiyordu. Aslında o sırada neden zorlamaya devam ettiğini de anlattı ancak tuvaletten çıkan kişi ona kulak asmıyordu bile. "İşitme cihazı kullanıyorum, işitme kaybım var." falan dedi ama etkisi olmadı. Adam çekip gitti dinlemeden. Muhatabının hangi ruh hâlinde olduğunu, ne gibi rahatsızlıklarının olabileceğini, neden böyle davrandığını düşünmeden, empati yapmadan çekip gitti.

Gürcan Ali çok sıkışmıştı ve hemen attı kendini tuvalete. Tuvaletteyken, insanların geniş düşünemediğini, empati yapmadığını aklından geçirdi. Kendisinin zaman zaman maruz kaldığı benzer sahneler aklına ReHiTu.com'daki "Engelli Bireyler Her Yerde" adlı yazıyı getiriyordu. Yine aynısı oldu.

İşini bitirdikten sonra tuvaletten çıktı ve tekrar otoparka döndü. Ömür boyu takmak zorunda olduğu işitme cihazlarını alıp bir an evvel müşteriye geçmeliydi. Pazarlamacıydı ve aracı takip ediliyordu. Patrona hesap vermek zorunda kalmayı sevmezdi Gürcan Ali. Tuvaletini kullandığı caminin adını merak etmişti. "İbrahim Ağa Camii imiş" diye mırıldandı ve akşam evde araştırmayı düşünerek aklının bir kenarına not etti.

Perşembe, Mayıs 02, 2019

17,5 Saatlik Orucu 17,5 Dakika İçin Heba Etmeyin!


Konunun önemine binâen 3 sene önce yazdığım yazıyı tekrar yayımlamak istedim. Ayrıca 2017'de de yine bu konuyla ilgili bir yazı iktibas etmiştim. Onu da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Konuyu tekrar gündeme getirmeme vesile olan yazı ise Diriliş Postası adlı internet sitesinde Cemalettin HACIOSMANOĞLU'nun kaleme aldığı "Ramazan, İmsak, Vebal, FETÖ..." Onu da muhakkak okumalısınız.

***

Öncelikle herkesin Ramazân-ı Şerîf'i tekrar mübarek olsun. Tuttuğumuz oruçları kabul eder inşaAllah Mevlam! Tabii ki bu oruçları gerçekten tutabiliyorsak; boşu boşuna aç kalmıyorsak.

Her Ramazân-ı Şerif'te olduğu gibi bu Ramazân Ayı'nda da gündeme gelen konulardan bir tanesi oruca başlama vakti ile ilgili. Asırlardır uygulanagelen bir takvimimiz var ancak bu takvim maalesef 1983 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar ALTIKULAÇ'ın "Ben millete 20 dk daha az oruç tutturacağım" safsatasıyla değiştirilmiştir. Geçen 23 yılda da maalesef bu hatadan dönmemiştir Diyanet.

Bu sene ortalama 17,5 saat oruç tutuyoruz. Ancak temkin vaktini hesaba katmayıp ezan okunana kadar yediğimiz o 20 dk'dan dolayı acaba oruçlarımız kabul oluyor mu? Be hey müslüman! Zaten 17,5 saat oruç tutuyorsun. Gel boşu boşuna aç kalma da temkin vaktini de düşünerek orucuna 20 dk önce başla. Fazilet Takvimi veya Türkiye Takvimi kullan ki kafan rahat olsun.

Temkinin Tanımı: İbadet vakitlerimizin başlangıcında ve bitiminde şüphelerden kurtulup tedbirli amel etmek demektir. Ayrıca bu temkin meselesi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kendi yayımladığı
Tecrîd-i Sarîh Tercümesi'nin 6. cildinin 268. sayfasında ve birçok ilmî eserde belirtilmektedir.


Konuyla ilgili olarak aşağıdaki TV programı kaydını da buldum. Hocamı tanımıyorum ancak konuyu çok güzel açıklamış. İsmi Osman ÜNLÜ. Allah razı olsun!


Konu hakkında daha detaylı bilgi ve belge için aşağıdaki açıklamaları da dikkatli bir şekilde okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca şunu da belirteyim ki bu temkin mevzuu, sadece orucun başlangıcı ile ilgili değil. Yukarıdaki tanımda da yer aldığı üzere tüm ibadetlerimiz için geçerli. Mesela yatsı namazı da olması gerekenden 9 dk öne alınmış 1983'te Diyanet tarafından.




Müslüman uyanık olmalı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın maalesef çoğu konuda eksik kaldığını kabul etmek gerekir. Saçma sapan konulara el atacaklarına müslümanların itikat ve amel hususundaki konulara el atsalar daha makbule geçer!

Pazartesi, Nisan 29, 2019

Dondurma Ayrımı Yapan Araba!


Şimdi sizlere bir müşteri şikayeti sonrası firmanın nasıl bir yol izlediğine dair vâkıa (TDK, vaka diye almış ama bence doğrusu bu.)  çalışması örneği okutacağım. Alıntıdan sonra ben de birkaç kelam edeceğim; bir yere ayrılmayın cemaat!

"Porsche firması, 1983 yılında otomotiv sektöründe yankı uyandıracak teknik donanıma sahip bir otomobille pazara girer. Müşterilerinden gelen her türlü yorum ve fikirlere açık olan yönetim, aracın piyasaya sürülmesinden 2 ay sonra ilginç bir şikayet mektubuyla karşılaşır. Müşterinin şikayeti şudur: “Adım Danny Troatman. New Jersey’de yaşıyorum. Eşim ve çocuklarımla her akşam film seyretmeden önce şehir merkezinde bulunan markete dondurma almaya gidiyorum.


Bir ay önce aldığım Porsche marka arabamla tabii ki… Fakat ne ilginçtir, ne zaman çikolatalı veya meyveli dondurma alıp arabama dönsem, araç çalışmıyor. Oysa vanilyalı aldığım zaman aracım rahatlıkla çalışıyor. Bunun bir kaç kere denedim ve her seferinde aynı sonucu aldım.Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler” Bu olay Türkiye’de olsa ne olurdu?

 Muhtemelen mektubunuz ciddiye alınmayıp bir kenara fırlatılırdı. Ama hayır! Porsche firmasındaki yetkililer derhal adı geçen bölgeye bir mühendis gönderiyorlar ve sebebini öğreninceye kadar orada kalmasını sağlıyorlar. Ertesi gün mühendis NewJersey’e varıyor ve Bay Troatman’la hemen temasa geçiyor.


  Aynı akşamdan başlamak üzere her akşam üstü mühendisimiz ve Bay Troatman dondurma almak üzere markete gidiyorlar. Gerçekten de çikolatalı ve meyveli dondurma alındığı zaman araba çalışmıyor, vanilyalı alındığı zaman ise rahatlıkla çalışıyor. Mühendis başlangıçta bu olaya şaşkınlıkla bakıyor fakat bilimsellikten uzaklaşmamaya gayret ediyor.

Aradan yaklaşık bir ay geçiyor. Bay Troatman ile her gün markete giden mühendis, sonunda olayı çözüyor. Yeni model Porsche arabalarda kullanılan soğutma sistemi, araç durdurulduktan hemen sonra devreye giriyor ve motor belirli bir ısıya düşene kadar motoru kilitliyor. Markette en çok satılan dondurma ise vanilyalı. 


  Bu yüzden vanilyalı dondurma tezgahı önünde sürekli sıra oluyor. Bay Troatman sıraya girip dondurmasını alana kadar geçen süre,motorun soğuması için yeterli oluyor. Fakat çikolatalı veya meyveli dondurma tezgahı önünde sıra olmadığı için dondurmayı hemen alıp aracına geri dönüyor.

Motor ise kilitli olduğu için araç çalışmıyor. Mühendis,raporunu yönetime sunuyor. Piyasadaki araçlar geri toplanıp, gerekli ayarlamalar yapılıyor ve müşterilere yeni haliyle teslim ediliyor."

Bizimkisi 3 sene önce dondurma yerken :)
Bu yazıyı ilk okuduğumda "Bir Yaşıma Daha Girdim'lik bir konu bu; hemen oraya yazmalıyım" dedim ve araştırmaya başladım. Bu yazıyı Bir Yaşıma Daha Girdim'de değil de burada okuyorsunuz; neden? Çünkü bu gerçek yaşanmış bir olay değil, şehir efsanesi. 

İngilizce kaynaklarda araştırdım. Aynı hikaye Pontiac için de yazılmış. Hikayelerin birinde vanilyalı dondurma ile araba çalışırken; diğerinde vanilyalı dondurma ile araba çalışmamış. Bizdeki Teyit.org gibi yayınlar yapan Snopes.com da olayın bir şehir efsanesi olduğunu yazmış.

Tamam bu hikayede birilerini rencide eden herhangi bir unsur yok ancak internette her gördüğünüze inanmayın. Her gördüğünüze inanıp da paylaşmayın! Biraz kendiniz de araştırmalar yapın. Yayılan bu yanlış bilgilerden kendinizin de mesul olacağınızı unutmayın. Bu konuda daha önce de paylaşımlar yaptım. Lütfen onları da okuyun ve tüm bu yazıları; asılsız, yalan - yanlış paylaşımlar yapan arkadaşlarınızla paylaşın!

Perşembe, Nisan 25, 2019

Bereket Hayatımızdan Çekildi mi?


Geçenlerde bir söz karşıma çıktı. İlk olarak arkadaşlarımın durumlarında görmüştüm. (Farkında mısınız "arkadaşlarımın durumları" deyince "Whatsapp durumları" kastettiğimi hemen anladınız. "Hikayede paylaşacağım" deyince de Instagram akla geliyor direkt. Facebook da "hikaye" terimini kullansa da aynı işlem için ilk akla gelen Instagram.)

İşte o sözde diyordu ki "Bereket hayatınızdan çekilirse, çuval dolusu paranızla aç gezersiniz!"


Bereket hayatımızdan tam anlamıyla belki çekilmedi ama yavaş yavaş çekiliyor sanki. Maddî anlamda da çekiliyor, mânevi anlamda da çekiliyor. Kimse ay sonunu getiremiyor. Herkesin bir borcu var. Ayağını yorganına göre uzatanların sayısı da çok az. Bizim babalarımız eskiden maaşlarını aldıktan sonra kenara döviz veya altın koyabilirlerdi; şimdi onların devrine göre maaşlar daha yüksek gibi görünmesine rağmen olmayan paraları esnek hesaptan yiyoruz. Sürekli eksilerdeyiz. Tamam giderler de arttı ama kabul edelim bir şükürsüzlük, bir bereketsizlik var.

Zaman da bereketsiz artık. Yapmak istediklerini, planladıklarını yetiştiremiyorsun. Saatler dakikalar gibi, dakikalar saniyeler gibi geçip gidiveriyor. Daha dün gibi değil mi 2019'un o ilk günleri? 25 Nisan'a gelmişiz ve neredeyse yılın yarısına ulaşacağız ancak geriye dönüp baktığımızda elle tutulur bir gelişme de kaydetmemişizdir. 17 Ağustos Depremi ne zaman oldu desem belki de çoğunuz 3-5 yıl önce diyecek ama tam 20 yıl önce 1999'da oldu deprem. Ne kadar da hızlı dönüyor bu devran değil mi?

Eskiden "Allah bereket versin!" sözünü ve karşılığında da "Bereketini gör!" sözünü çok duyardık ancak azaldı sanki. Bu konuda Köfteci Yusuf'u es geçmek istemem; her şubesinde ödeme yaptıktan sonra kasiyer hanımların söylediği bir söz "Allah bereket versin!" İlk duyduğumda çok hoşuma gitmişti. Her şubesinde aynı muamele var ki bu da muhtemelen yönetim tarafından tembih edilmiş bir kural. 

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bereketsizlik var mı hayatınızda veya çevrenizde? Gözlemlerinizi ve fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. 

(Son zamanlarda benim blogumda bir bereketsizlik var. Ziyaretçi sayıları düştü; dua edelim de bereketli olsun.) 

Salı, Nisan 16, 2019

Burcum Kova


Burçlara çok inanmam ancak boş yere ortaya atılmış olduğunu da düşünmem. Aslında şöyle diyeyim burçların belirli karakteristik özelliği olduğuna inanır ve düşünürüm ancak günlük, haftalık burç yorumları gibi bilgilere inanmam ve itibar da etmem. Mesela 16 Nisan 2019 günlük burç yorumlarındaki kova burcuna yazılanları farklı kaynaklardan aktarıyorum size:


Yeni Asır: Bugün kendinizi farklı bir statü alanı içinde çalışırken bulabilirsiniz. Becerikli ve akıllıca davranmalı ve şartlarınızı karşı tarafın istekleri doğrultusunda değerlendirmelisiniz. Çalışma sisteminizi değiştirme konusunda yeniliklere ihtiyacınız var. İşinizle ilgili pozitif gelişmeler var ve işinize olan bağlılığınız, önemli noktaların oluşmasına neden oluyor.

Takvim: Mesleki konularda hitabet yeteneğinizin ön plana çıktığını göreceksiniz. Açıklanması gereken konu olduğunda çevrenizdeki kişiler sizi ön plana sürebilir. Kariyerindeki gelişmeler, kendine olan güvenini tazeleyecek. Onca emeğin boşa gitmediğini anlayacaksın. Bugün kendinizi farklı bir statü alanı içinde çalışırken bulabilirsiniz. Becerikli ve akıllıca davranmalı ve şartlarınızı karşı tarafın istekleri doğrultusunda değerlendirmelisiniz. Çalışma sisteminizi değiştirme konusunda yeniliklere ihtiyacınız var. İşinizle ilgili pozitif gelişmeler var ve işinize olan bağlılığınız, önemli noktaların oluşmasına neden oluyor.

Habertürk: Gün boyu geçici hazlara odaklanırsanız öfkeli tutumlar sergilersiniz. Kendinizi ve etrafı zorlamadan olayları akışında değerlendirirseniz yenilenme arzunuzu karşılayan imkanlar gelişebilir.

Ask Moyra: Sevgili Kova; biraz rahatlamaya ve kendine zaman ayırmaya ihtiyacın olabilir. Ortak kazançlar ve paylaşımlarla ilgili planlara yoğunlaşman, gelişmelerin lehine işlemesini sağlayabilir. Gün içinde duygusal konularda pürüzlerle karşılaşman, etrafındakilerle fikir ayrılığı yaşaman ve birtakım konuların zorla dayatılması mümkün.

İnsan Haber: Bugün geçmişte yaşadığınız olayları hatırlayabilir ve duygularınızı denetlemekte zorluk çekebilirsiniz. Bu yüzden duygu ve düşünceleriniz arasında dikkatli bir hesap yapmalısınız. Duygularınızın fazla yoğun olmamasına dikkat etmelisiniz. Sevdiğiniz ile aranızdaki ilişkilere özenli davranmalısınız. Bazı endişeleriniz olabilir ancak kaygılarınızı sevdiğinize yansıtmaktan kaçının. Arkadaşlarınız ile birlikte yapacağınız aktiviteler keyfinizi yerine getirecek.

TNN: Aile ortamınızı etkileyebilecek özel durumlar söz konusu olabilir. Bu konuda yol gösterici bir rol oynayabilir, herkes tarafından kabul görecek anlaşma koşullarını uygulayabilirsiniz. Karşı taraftan gelebilecek ikazlara da değer verin. Partnerinizin davranışlarınız konusundaki istekleri önemli. Arkadaşlarınızla yapacağınız görüşmeler sizi bir nebze olsun sıkıntılardan uzaklaştırabilir.

 Şöyle bir okuyorsunuz hepsi birbirinden farklı hatta bazı noktalarda zıt! O yüzden günlük - haftalık burç yorumlarına hiç önem vermem ben.

Kova burcu olanların ortak özelliklerini okuduğunuzda kendimi övdüğümü düşünebilirsiniz ancak hiç de öyle bir düşüncem yok.



  • Arkadaşları tarafından sevilen, sayılan bir kişilik (Sevenlerim, sayanlarım sağ olsun.)
  • Karşı koyulması zor (Ne anlamda acaba? Cazibeli biri de değilim de.)
  • İştahlı, yemek yemeyi seven (90kg olduk bu yüzden.)
  • İyi bir baba, iyi bir eş. (Kendim olduğum için demiyorum gerçekten öyleyim ve olmaya çalışıyorum.)
  • Akıllı, cesur (Eyvallah biraderim.)
  • Esnek ve yardımsever (Öyle derler.)
  • Sosyal yardımlaşma konularına eğilimli (Lâyık olmaya çalışıyorum.)
  • Güvenilir bir dost. (Bana güvenebilirsiniz.)
  • Dalgın ve hayalci (Herhalde öyleyim tam emin olamadım şimdi.)
  • İyi bir dert ortağı (Dert Anası kadar olmasa da idare ediyoruz.)
  • Herkesle dost! (Bu iyi bir özellik mi yoksa kötü mü anlayamadım.)
  • Hassas noktası: Sinir sistemi (Çok fena sinirlenirim hem de!)
  • Affedici (Hiç dayanamam hem de.)
  • Güçlü bir içgüdü ve altıncı his (Doğrudur.)
  • Özgürlüğüne düşkün (Katılmıyorum.)
  • Kendilerini başkalarının yerine koyabilme kabiliyeti (Bunu çok iyi yapıp abartırım üstüne üstlük.)
  • Aşırı korkusuzluk sonucu tehlikeli işler yapabilme (Henüz "Yusuf Yusuf" dedirten korkunç olaylar gelmedi başıma.)
  • Sürekli yeni planlar yapma (Tam ben!)
  • İlk adımları atarken kararsız (Cezasını da çekiyorum bazen.)
Sizin burcunuz nedir? Burçlara inanır mısınız? Burcunuzun karakteristik özelliklerini taşıyor musunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Cumartesi, Nisan 13, 2019

Pak Bir Devlet Pakistan!


Pakistan'daki ümmet-i Muhammed'e dinini ve diyanetini ekmel biçimde öğretmek için hicret eden bir kardeşim var. Adı Orhan. Zaman zaman Pakistan'dan hâlimi hatrımı sorar. Onun paylaşımlarından Pakistan'ın bizim için daha çok şey ifade ettiğini öğrenmiş oldum ve Pakistan - Türkiye (Osmanlı) ilişkileri hakkında az bilinen gerçekleri sizlerle de paylaşmak istedim. 


Türkiye'nin bile hâlâ soykırım diye tanımadığı "Hocalı Soykırımı"nı ilk tanıyan ülke Pakistan imiş. Tüm dünyada "soykırım" diyen 9 devlet ve 1 oluşum var sadece:

Meksika, Macaristan, Pakistan, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Honduras, Peru, Sudan ve İslam İşbirliği Teşkilatı. Türkiye "katliam" diyor geçiyor.

Pakistan, Ermenistan'ı tanımıyormuş bile. Bununla ilgili resmî bir kaynaktan bilgiler de buldum. Asparagas değil yani.


İsrail'i de devlet olarak görmüyor Pakistan. İsrail pasaportlarını kabul etmiyor Pakistan. Pakistan pasaportlarının da İsrail'de geçerliliği yok. İsrail'i tanıma konusunda ise bizim ülkemiz en ön saflarda olmuş hep. 14 Mayıs 1948'de kurulan sözde İsrail Devleti'ni, fiilen 28 Mart 1949'da, hukuken ise 12 Mart 1950'de tanımışız.

Osmanlı, Çanakkale'de cephede iken Pakistanlı dostlarımız ziynet eşyalarını satıp Osmanlı'ya, Türkiye'ye göndermiş. Bununla ilgili de TRT Haber'in şu güzel videosunu izlemelisiniz:


Pakistan ile Türkiye ilişkilerinin bu kadar üst derecede, vefâkarlık düzeyinde olduğunu ben bilmiyordum. Orhan Hocam sâyesinde öğrendim. Pakistan'ın dedelerimiz için yaptığı yardıma karşı vefa borcumuzu ödemek isterseniz Orhan kardeşime ulaşabileceğiniz iletişim bilgilerini paylaşırım. Kurban, sadaka, zekat gibi gönlünüzden kopanlar olursa direkt kendisiyle irtibata geçip ulaştırabilirsiniz. Küçükbaş kurban bedeli 500,00₺, büyükbaş kurban bedeli ise 3.500,00₺ imiş. Geçen haftalarda dînî tedrisât gören talebeler için kesileceğini söyleyip bana da ulaşmıştı Orhan Hocam ben de sizlere ulaştırmış olayım.

Pakistan hakkında bu bilgilere sizler vâkıf mıydınız daha önceden? Pakistan'a gitme şansı buldunuz mu hiç? Pakistan deyince sizin aklınıza ne geliyor?

Pazartesi, Nisan 08, 2019

Acve Hurması Hakkında İlginç Bilgiler


Acve hurmasını daha önce duymuşsunuzdur muhakkak. Acve hurması, hurmaların şahıdır ve cennetten çıkmıştır. Acve hurması hakkında güzel bilgiler içeren 2 dk'lık bir ses kaydını sizinle paylaşmak istiyorum. Sonrasında ise acve hurması ile ilgili hadîs-i şerîfleri sıralayıp üzerine kendimden hiçbir şey eklemeyeceğim.




Acve hurması ile ilgili hadis-i şerifler

Ebu Hureyre'den rivayetle; "Acve denen hurma cennetdendir ve zehire karşı şifadır." (Tirmizi, tıb 22)

Hz. Aişe (RA)'dan rivayetle; "Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."

Sa'd bin ebi Vakkas rivayet ediyor; Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: "Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder." Başka bir rivayette "zehir ve sihir zarar vermez".

Yine başka bir rivayette "Aç karnına hurma yiyiniz zira aç karnına yenen hurma asalakları öldürür." (Buhari, et'ime 43; Müslim, et'ime 154)


"Sen kalp hastalığına yakalanmışsın"
Sa'd İbn Ebi Vakkas (r.a.) hasta olduğunda Rasulullah (s.a.v.) hasta ziyaretine giderler. Hazret-i Sa'd diyor ki:

Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra:
'Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif’in kardeşi Haris İbn Kelede’ye git. Tedavi ol. O tabibdir/doktordur. Medine’nin acve hurmasından yedi tane alsın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün), sonra onu süt ve yağ ile sulandırarak sana yedirsin.' buyurdu." (Ebû Dâvud, Tıb 12)
Sa'd (r.a.) bu tavsiyelere uyarak hastalıktan kurtulmuştur.

Cumartesi, Nisan 06, 2019

Sen Bu Lokmayı Yer misin?


Bazı iş grupları çok hızlı yayılıyor. Geç kalan treni kaçırmış oluyor. Ben çok iyi hatırlıyorum eskiden memleketim Afyon'da bir tane çiğ köfteci vardı ve adı Komagene idi. Sonradan mantar gibi her sokakta bir çiğ köfteci açılmaya başlandı. 5,000,00₺'ye çiğ köfte bayilikleri verildiği için herkese cazip gelmişti bu iş o zamanlar. Bu işe zamanında giren bir arkadaş iyi kâr var çiğ köfte işinde demişti. Kilosu etle yarışıyor zaten.


Çiğ köfte işi gibi olur mu bilmiyorum ancak son zamanlarda lokmacılar revaçta. Lokmayı bilirsiniz; bazı yörelerde cenaze, mevlüt, doğum, hayır, adak gibi cemiyetlerde lokma dökülür ve halka dağıtılır. Dükkan olarak açılan lokmacılar ise biraz farklı. İçi dolgulu ve üzeri süslü bu lokmalar göze ve mideye hitap ediyor. 

Lokmacıların revaçta olduğunu da mahallemizde birer hafta arayla açılan 2 lokmacı ile şu an iç dekorasyonu yapılan 1 lokmacıdan çıkardım. Şu an açık olan 2 lokmacı da sürekli dolu. İyi para kazandıklarını düşünerek ben de Afyon'a bir dükkan açayım diye düşündüm. 3 lokmacıyı da aradım franchising şartlarını öğrenmek için. Gelin birlikte bu lokma markalarına bakalım. Bunların haricinde varsa onları da siz yazın yorumlarda olmaz mı?

* Lokmades

Bursa'da Millet Mahallesi'ne ilk açılan lokmacı. 8 Mart 2019'da açıldılar. Bursa'da ve Türkiye'de farklı yerlerde şubeleri var. Arkasında The Kitchen Project var. Websitelerinde bir numara var ancak açan yok. Instagram hesaplarına atılan mesajlara dönüş yapan yok. Ya aşırı yoğunlar ya da yeni bayilere ihtiyaçları yok. O yüzden bayilik şartlarını öğrenemedim. Dışarıdan aldığım bir bilgiye göre 80.000,00₺ gibi bir ücreti varmış.

Lokmades'te 4 çeşit ürün var. Hepsi de 16,00₺. İçinde 8 tane lokma var. Çay 3,00₺. Tasarım ile öne çıkıyor. Lokmades için "restoran" dersek, biraz sonra bahsedeceğim Lokmacın için "esnaf lokantası" diyebiliriz.


* Lokmacın

Lokmades Millet'ten 1 hafta 10 gün sonra açıldı. Çeşitler biraz daha fazla gibi. Fiyatları daha uygun. Sadece bir çeşit lokma 16,00₺ iken diğer çeşitler 12,00₺ ve çay da ücretsiz. Lokmades'te sıra beklersiniz ama Lokmacın'da aynı yoğunlukta bile böyle bir sıkıntı olmaz. Bayilik için görüştük kendileri ile ancak anladığım kadarıyla bayilikte bir zincir gibi ilerlemekten ziyade dükkanı açmak için gerekli olacak olan masa - sandalye - ocak - tezgah ve işin eğitimi gibi kalemler için toplamda 40.000,00₺ istiyorlar.

  

* Lokmanice

Lokmanice, henüz açılmadı. Sadece lokma değil kahve ve dondurma da olacakmış. Biraz daha cafe tarzı bir konsepti olacak sanırım burasının. Bayilik için kendileri ile görüştüm. Dükkanın büyüklük ve küçüklüğüne göre değişecektir ancak başlangıç maliyeti olarak 150-160.000,00₺ gibi bir tutar telaffuz ettiler.


Siz ne düşünüyorsunuz? Çiğ köfte işi gibi tutar mı bu lokma işleri? Siz daha önce denediniz mi? Sizin gördüğünüz, duyduğunuz bu tarz lokma markaları var mı? Ben yazı için kaynaklara bakarken birçok değişik marka gördüm açıkçası ancak sizlerin yazmasını istiyorum. Öneri ve yorumlarınızı bekliyorum.