2019 - ReHiTu.com

Perşembe, Mart 21, 2019

Bazen Kafa Dinlemek İster İnsan...

Mart 21, 2019 4
Bazen Kafa Dinlemek İster İnsan...
Ben bir şeyi uzun süre kafaya takmam. Özellikle moral ve sinir bozucu şeyleri anlık yaşarım ve uzatmam. Eşim de bu konuda bana çok kızar. "Bu dünyada senin kadar gamsız birini görmedim!" der. Ben de her zaman şunları söylerim: "Üzülmenin, ağlamanın bir faydası var mı? Olanla ölene çare mi var? 5 liralık dert için 50 liralık üzülüyorsun; ne gerek var!" gibi filozofik (böyle bir kelime yoksa da ben ekledim dilimize.) laflar işte. 

Neden yazdım bunları; başlıkta kafa dinlemeyi çekip bir yerlere gitmek, bir kenara çekilmek, insanlardan uzaklaşmak gibi anlamayın diye yazdım. Öyle duygu yoğunluğu olan biri değilim. Dedim ya anlık yaşar geçerim diye. 

Doğuştan kulak zarlarım delik olduğu için işitme kaybım var. İş hayatına atılana kadar bu şekilde idare ettim. Okul yıllarında çok zorlandığım da söylenemez ancak işitme kaybım sanırım yıldan yıla artınca işitme cihazı kullanma gereksinimi doğdu. İşitme kaybında belki çok değişiklikler olmadı ama iş hayatında insanlarla daha çok diyaloga girmek gerektiği için son çare olarak işitme cihazına başvurduk. Son çare dedim çünkü öncesinde lise döneminde sağ kulağımın zarını diktirmiştik ancak işitme kaybı daha da artmıştı. 

Bu işitme kaybından dolayı askere de gidemedim. İş başvurularında CV'ye askerlikten muaf yazınca açıklamasını da işitme kaybı olarak belirttim. Bazen karşıma çıkan işleri bu yüzden de kaybetmiş olabileceğimi düşünüyorum. CV'leri gönderirken eklenilen ön yazılar var. Oraya konuyla alakalı aşağıdaki ön yazıyı da eklerdim:

"Sayın İlgili;

Başvuruda bulunduğum iş ilanınız ile ilgileniyorum. Mevcut öz geçmişimde hakkımdaki tüm detayları bulabilirsiniz ancak ben sizlere bir konuda açıklama yapmak istiyorum.

Askerlik bölümünde muaf olduğumu belirttim. Doğuştan kulak zarlarım delik olduğu için az da olsa işitme problemim var. Bu yüzden askerlikten muaf oldum. Ancak iş hayatında karşılaşabileceğim güçlükleri düşünerek işitme cihazı kullanmaya başladım. Kullandığım işitme cihazı kulak içi olduğu için dikkatli bakılmazsa fark edilmez. Bu yüzden şirketinizi temsil ederken karşı tarafın aklına "acaba!"lar gelmez ve şirketinizi de en iyi şekilde temsil ederim.

Sizler de "acaba!" diye düşünmeden önce bana sizinle çalışma şansı verirseniz çok memnun olurum. Gözlüklü bir çalışanınız varsa işitme cihazı olan bir çalışanınız da olabilir. Lütfen bu şekilde düşünerek değerlendirme yapınız.

İyi çalışmalar,
Recep Hilmi TUFAN"

Bu standart ön yazımda dikkat çekici nokta beş duyu organından birisi olan göz, fonksiyonlarını tam yerine getiremediğinde gözlük kullanmak normal iken; yine beş duyu organından biri olan kulak aynı şekilde fonksiyonlarını yerine getiremediğinde işitme cihazı kullandığımızda anormal karşılanıyor maalesef. Ülkemizde bu durum daha had safhada maalesef. O yüzden de daha verimli olmasına rağmen özellikle benim gibi gençler "Aman görünmesin sonra ne düşünürler?" düşüncesiyle kulak içi cihazlara yöneliyor.

İşitme cihazı kullanmaya 8 yıl önce başladım. 8 yıldır Oticon Go Pro model cihazı kullanıyordum. 2 ay önce artık benden bu kadar dedi ve nalları dikti. Tekrar Oticon'a gittim. Güzel cihazlar vardı ama sonradan gelen bir telefonla bağlantılarımın olduğu bir işitme merkezi firması olduğunu öğrendim ve oradan Widex Unique model cihazı aldım. Widex, piyasanın en pahalısı diyorlar. Forumlarda da araştırdım öne çıkan iki marka Oticon ile Widex idi. Tanıdık olmasından dolayı Widex'i tercih ettim; iyi de iskonto aldım. 

Yeni model işitme cihazları artık bluetoothlu. Telefonla bağlayıp direkt eller serbest şekilde görüşebiliyorsunuz. Kulağınızda bluetooth kulaklık da görünmediği için sizi görenler "Bu deli kiminle konuşuyor?" diyebiliyor. Benim çevremdekiler bile ilk zamanlar çok şaşırmış hatta keşke biz de alsak demişlerdi. :)

Hah şimdi gelelim başlığa. Bu arada ben önce başlığı atıp, yazıyı ona göre kurgulayanlardanım. Siz önce yazıyı yazıp sonra başlığı mı atıyorsunuz yoksa? İşitme kaybının faydaları da yok değil. Evde çok gürültü var diyelim, hemen çıkarıyorsunuz işitme cihazlarını ve bakıyorsunuz keyfinize. Sessizliğin tadına doya doya varıyorsunuz. Kafanızı dinliyorsunuz bir güzel. Her zamanki prensibimdir olumsuz şeylerden bile olumlu bir şeyler çıkarmak! Polyan gibi adamım! (Polyanna yazmadım çünkü o kız versiyonu; Polyan, Polyanna'nın erkeği. İnanmazsan aha Google Dayı'ya sor.)

Derdi veren Allah dermanını da verir kardeşim! O yüzden üzülmeye hiç gerek yok! Sen al şimdi klavyeyi eline ve şu kardeşine bir yorum yaz! Gerisini kafana takma. Haydi selametle...

Salı, Mart 12, 2019

Çöküyoruz!

Mart 12, 2019 34
Çöküyoruz!
Büyük bir çöküntü içindeyiz! Maddî bir çöküşten değil mânevî bir çöküşten bahsediyorum. Bu mânevî çöküş zaten yavaş yavaş maddî çöküşe doğru da sürüklüyor bizleri. Bazen bana öyle geliyor ki artık yeryüzündeki iyi hasletler kaldırılmış gibi. Kıyâmet alâmetleri tek tek zuhur ediyor. Ahir zamanda yaşadığımız iyice kendini belli ediyor artık.


"Nerede o eski Ramazanlar!", "nerede o eski bayramlar!", "nerede o eski komşuluklar!" vb sözleri artık daha çok sarf eder olduk öyle değil mi? Herkeste bir eskiye özlem var ama kimse de kendini o özlem duyduğu eskilere döndürmeye çalışmıyor. Herkes bir başkasından adım bekliyor güzel şeyler için.

Her zaman dile getirilen "dış güçler"i bilirsiniz. İşte bu dış güçler elinde Kur'an, göğsünde iman olan bir nesil istemediği için bilinçli olarak toplumumuzu zehirliyor. Mânevî değerlerimiz artık birer birer yerle bir oluyor. Ne ataya, babaya saygı kaldı; ne aile denen kuruma güven kaldı. İnsanların artık birbirine saygısı kalmadı. Eskiden böyle değildi. Açık kapalıya, şehirli köylüye, sağcı solcuya saygı gösterir kimse bu derece birilerinin etlisine sütlüsüne karışmazdı. 

Geçenlerde denk geldiğim konuyla ilgili bir videoyu da sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Bir Mısır kanalı olan CBC'de konuşan Mısırlı sinema oyuncusu Mohamed Sophi bir medeniyeti yok etmek isterseniz şu 3 şeyi yıkın diyor:
  1. Aileyi yıkmak
  2. Eğitimi yıkmak
  3. Örnek olanı yıkmak!
Aileyi bize ilk okulda toplumun en küçük yapı taşı diye öğretmişlerdi. Aile yıkılırsa toplum yıkılır demişlerdi. Gerçekten de öyle oluyor. TÜİK her yıl Mart ayında evlenme ve boşanma istatistiklerini paylaşıyor. Bu sene 1 Mart'ta 2018'inkini paylaştı. Evlenme oranı %2,9 azalırken boşanma oranı ise %10,9 artmış. Çok vahim bir tablo. :(


Eğitim de yapboza döndü. Her gelen farklı bir şeyler deniyor ve her gelen de kendinden öncekilerin yaptıklarını beğenmiyor. Eğitimde yaşanan değişimlerin hızına eğitim camiası bile yetişemiyordur herhalde. Her sene birilerine peşkeş çekilen bir eğitim sistemimiz var. Bu akşam haberlerde yine önümüzdeki sene faaliyete geçecek yeni bir değişiklikten bahsedildi; dinlemedim bile! Öğretmen arkadaşlarım şöyle diyorlar: "Öğretmenin saygı gördüğü dönemde öğrenci idik; öğrencinin kral olduğu dönemde öğretmen olduk!" Çok doğru maalesef! :(

Artık medya kendisinden olmayanlar örnek kişileri yermekte çok başarılı! Azıcık dînî konulardan bahsetse "yobaz"; azıcık hükümet aleyhine konuşsa "FETÖCÜ"; azıcık farklı konularda fikrini beyan etse "din karşıtı" ilan ediliyor insanlar. Yani her konuda birileri, örnek olanı yıkmak için üstün çaba sarf ediyor.

Çöküyoruz değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Cumartesi, Mart 02, 2019

Instagram'a Bilgisayardan Fotoğraf Yükleme

Mart 02, 2019 36
Instagram'a Bilgisayardan Fotoğraf Yükleme
Instagram sanki son zamanlarda Facebook ve Twitter'dan daha fazla kullanılır hâle geldi. Özellikle kadınlar arasında daha yaygın olduğunu düşünüyorum. Eşim Instagram üzerinden satış yapan hesapların sıkı takipçisi mesela. :)

Instagram bildiğiniz üzere mobil ağırlıklı bir mecra. Tamam bilgisayardan girdiğinizde de hesabınızı görüntüleyip yorum ve beğeni gibi özelliklerini kullanabiliyorsunuz ancak yeni bir fotoğraf paylaşamıyorsunuz bilgisayarda iken. Bu yüzden de bu ipucunu okumadan önce sizin gibi ben de Instagram'da bir şey paylaşacağım zaman direkt telefona sarılıyordum.

Şimdi gelelim Instagram'a bilgisayar üzerinden, web sürümünden fotoğraf eklemenin ipucuna. Ben de bu yöntemi tanıdığım en eski blogculardan olan Süleyman SÖNMEZ'in LinkedIn hesabında biraz önce gördüm ve paylaşmak istedim. O da eski blogculardan olan Barış ÜNVER'den öğrenmiş bu yöntemi. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

* Öncelikle Google Chrome kullanarak www.instagram.com adresine giriyoruz.
* F12 tuşuna basıyoruz.
* Yana açılan ekranın en üstündeki tablet/telefon simgesine tıklıyoruz.
* Sayfayı yeniliyoruz. (F5)
* İşte karşınızda cep telefonu görünümlü bir Instagram. Fotoğraf yükleme simgesi aktif hâle geldi.

Şu an filtreler yok ancak filtreleme işini de çok gerekliyse dışarıda bir kaynaktan yapıp Instagram'a öyle fotoğraf da ekleyebilirsiniz.


Umarım bu ipucu işinize yaramıştır. Siz Instagram, Facebook ve Twitter üçlüsünden hangisini daha yoğun kullanıyorsunuz?

Herhangi Bir Websitesi Üzerinde Değişiklik Yapma Yöntemi

Mart 02, 2019 8
Herhangi Bir Websitesi Üzerinde Değişiklik Yapma Yöntemi
Sizlere yeni keşfedilmiş bir yöntem hakkında bilgi vermeyeceğim ancak bu sabah Instagram paylaşımım üzerine gelebilecek sorulara cevap olsun, benim için de konu çıkmış olsun diye bu yazıyı yazayım dedim. Bahsekonu Instagram paylaşımım şudur:



Evet bu paylaşımımdan da anlıyorsunuz ki Ocak 2019'un en popüler websiteleri arasına rehitu.com; Google, Youtube, Facebook, Baidu, Wikipedia, Tencent QQ, Taobao, Tmall ve Yahoo'nun arkasından 10. sırada girdi. Bu paylaşım size inandırıcı gelmedi tabii ki ancak yazımda bahsedeceğim bu küçük ve kolay hile ile herkes yalan yanlış bilgiler yayabilir. O yüzden özellikle sosyal medyada her gördüğünüze, her okuduğunuza inanmayın! Her gördüğünüzü ve okuduğunuzu da hemen paylaşmayın!

Evet ben şimdi size bu olayı nasıl yaptığımı anlatayım. Bu yöntemle siz de herhangi bir websitesi üzerinde değişiklik yapabilirsiniz. 
  • Değiştirdiğim yazının orijinali Twitter üzerinde buydu:
  • Google Chrome'da sayfanın boş bir yerindeyken sağ tıklıyoruz ve en alttaki "İncele"yi seçiyoruz. Şöyle bir sayfa açılacak:

  • Sayfanın neresinde değişiklik yapmak istiyorsanız farenizle orayı seçiyorsunuz. Siz seçim yaptığınızda sağdaki kod olan kısımda ilgili yer maviye dönüyor. 
  • Kodun başındaki sağa dönük ok işaretine tıklıyoruz ve yazı içeriğinin alta açılmasını sağlıyoruz.
  • Bundan sonra da değiştirmek istediğiniz yazıya iki defa tıklayıp imleci yazma durumuna getiriyorsunuz. Ben Amazon'u silip Rehitu.com'a çevirmiştim mesela. 
  • Yaptığınız değişiklikten sonra İnceleme ekranının sağ üstünde bulunan (x) işaretinden o bölümü kapatıyoruz. 
  • Sayfayı yenilemediğiniz sürece yaptığınız değişiklik orada kalır. Bundan sonra benim gibi ekran görüntüsü alıp arkadaşlarınıza şakalar yapabilirsiniz.
Bu işlemin kötü amaçlı yapıldığını düşündünüz mü hiç? Nasıl bir dezenformasyona sebep olunuyor küçücük bir işlemle, siz de gördünüz. Lütfen sizler kötü amaçlı kullanmayınız! 

Bu yöntemi bilmeyen yoktur belki ama yine de paylaşayım dedim. İlk defa duyanlar paylaşsın lütfen.

Cuma, Şubat 22, 2019

Kırık Telefonla Dolandırıcılık!

Şubat 22, 2019 28
Kırık Telefonla Dolandırıcılık!
Bugün bizzat şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum sizlere. Lütfen siz de okuduktan sonra kamu spotu niyetine her yerde paylaşınız ki bu tarz adamlar, kimseyi mağdur edemesin!

Bugün Bursa'da sanayinin kalbi diye nitelendirilen NİLTİM'de bir bayiide oturuyordum. Bir anda dükkan sahibi Recep Ağabey, birisinin çağırmasıyla dışarı çıktı. Dışarıda kısa bir bağrışma falan oldu; sonra Recep Ağabey içeri girdi. Ne oldu diye sorduğumuzda az evvel dükkandan çıkan arkadaşı arabasıyla bir adamın eline çarpmış; o adamın elindeki telefon da yere düşmüş ve kırılmış. Telefonu kırılan kişi zararının karşılanmasını istiyormuş. Recep Ağabey'in arkadaşının acil işi olduğu için konuyu kendisine havale etmiş. 

Recep Ağabey içeri girince arkadan telefonu kırılan adam da geldi. Recep Ağabey'e de tekrar zararının karşılanması talebini iletti. Telefonun markası Samsung Galaxy Note 5 idi. Cidden de ekran komple kırıktı. "Çalışıyor mu bir bakalım." dediler ancak "Şarjı yok; çalışır." dedi adam. Recep Ağabey, çalışanlarından birine talimat verdi "Gidin beraber bir telefoncuya tamir ettirin." dedi. O sırada adam hemen lafa girdi ve "Ben Malatya'ya gideceğim, şimdi siz burada yaptırırsanız ve tekrar bozulursa ben orada tekrar yaptırmak zorunda kalırım; o yüzden yaptırmayalım da parasını verin." dedi. 

Recep Ağabey niyetini anlamıştı ama çaktırmadı "Kardeşim bak sen yapıyorsun diye demiyorum ama kulağımıza geliyor; böyle vurdu, çarptı, kırdı muhabbetine eski kırık telefonlar ile dolandırıcılık yapanlar varmış!" dedi. Adam anlamazlığa geldi ve talebini yineledi. "20 gün önce de kırılmıştı ekranı; ben 650,00₺'ye yaptırmıştım." dedi. Recep Ağabey sinirlendi kredi kartını verdi çalışanına "Gidin, yaptırın!" dedi. Adam hâlâ para koparmanın peşindeydi. Bu sefer devreye çalışanı Ferhat girdi ve adamın planını anlayınca; dinsizin hakkından imansız gelir minvâlinde sert konuşmalar ile adamı kovdu. Recep Ağabey olaydan sonra "Ben anladım zaten olayı; o yüzden de rahat bir şekilde verdim kartı, çünkü tamirciye gitmeyecekti adam!" dedi. 

Aman dikkat! Dolandırıcılar, üçkağıtçılar çoğaldı ve sınırları zorlayan değişik taktikler ile insanları kandırıp paralarını alıyorlar! Bu adamlar da bana çarptın, vurdun ve elimdeki telefonu düşürttün yalanıyla insanlardan vurgun yapıyorlar. Günde bir kişiyi kandırsalar ve 500,00₺'sini alsalar ayda 15.000,00₺ yapar!

Lütfen bu yazıyı paylaşın ki kimseyi bu şekilde kandıramasınlar! Sizin denk geldiğiniz, duyduğunuz değişik dolandırıcı taktikleri var mı? Varsa paylaşır mısınız?

Cumartesi, Şubat 16, 2019

Hezarfen Videosunda Sansürsüz Sahneler!

Şubat 16, 2019 23
Hezarfen Videosunda Sansürsüz Sahneler!
Bahsettiğim animasyon filmi Hezarfen Ahmet Çelebi'den bahseden kısa bir yapım. Bahsekonu Youtube videosunun altında şöyle bir açıklama var:

"Hezarfen Ahmet Çelebi, (d. 1609 - ö. 1640) 17. yüzyılda Osmanlı'da yaşamış Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan olduğu söylenmektedir. 

Türk animasyon sanatçısı Tolga Arı'nın liderliğinde hazırlanan, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış ünlü Türk Mucidi Hezarfen Ahmet Çelebi'nin Galata Kulesi'nden gerçekleştirdiği uçuş deneyimini anlatan Hezarfen adlı kısa animasyon film, internette izlenmeye rekorları kırıyor. Tolga Arı'nın takım liderliğindeki bir ekiple hazırlanan kısa animasyon film, Galata Kulesi'nden kendi geliştirdiği kanatlarla uçmayı başaran Hezarfen Ahmet Çelebi'nin uçuş denemesi oldukça eğlenceli bir dille anlatıyor."


Youtube videosunu buraya eklemiyorum merak edenler Google Amca'ya sorup izleyebilir. Benim yazmama sebep olan konu ise animasyondaki hamam sahnesi. Eşim ana sınıfı öğretmeni; dersinin gereği olarak bir konuda bu animasyonu akıllı tahtada oynatmış. Videonun 1:56 - 1:58 dakikaları arasındaki hamam sahnesi çıkınca elim ayağıma dolaştı diyor kendisi. İzlemeye tenezzül etmeyecekler için şöyle açıklayayım; bir adam animasyon film gereği bir çatıya düşüp çatıyı kırıyor ve içeriye düşüyor, sahneden anlıyorsunuz ki orası bir hamam hem de kadınlar hamamı. Kadınları anadan üryan bir şekilde gösteriyor 2 saniyede. Sonrasında da adamı atıyorlar hamamdan dışarı.

Şimdi animasyon filmler genelde çocuklara hitap etmesi için çekilir ki bu bahsekonu film de tam çocuklara yönelik hazırlanmış. Böyle bir film çekerken hiç mi düşünmediniz bunu? Her şey biraz daha fazla konuşulsun diye mi düşünülür oldu? Biz burada sizi kötü eleştirirken bile reklamın iyisi kötüsü olmaz mı diyorsunuz içinizden? Hamam sahnesi olmasaydı olmaz mıydı? Hamama değil de başka bir yere düşse "eğlenceli" anlatımınızdan bir şey mi eksilirdi?

"Amma da büyüttün ya hu! Ne geri kafalıymışsın! Alt tarafı gerçek olmayan hayâl ürünü çizimlerden ibaret bir sahne!" diye içinizden geçiriyor olabilirsiniz. Sizinle konunun eğriliğini veya doğruluğunu tartışmaya kalksak iki taraf da kendi görüşlerinde haklı olduğunu ispat edecek yüzlerce deliller sunabilir. O yüzden böyle düşünenler de yorumlarını yazabilir sıkıntı yok ancak ben tartışmaya dâhil olmayacağım.

Son yıllarda çocuk istismarı sadece düşünülen, ilk akla gelen sıradan metodlarla olmuyor. Artık sapık fikirliler bu düşüncelerini kitle iletişim araçları vasıtası ile süslü bir şekilde sunuyorlar bizlere. Hatırlarsanız geçenlerde bir kitaptan bahsetmiştim yine benzer konuda. Halime ERDOĞAN diye birinin kaleme aldığı süslü çocuk kitabı Hayalci Çocuk'ta da sakat ve sapık fikirlerin ürünü bölümler vardı.

Bahsettiğim videonun altına birkaç çocuk ve veli "Öğretmenimiz bunu sınıfta açtı." yazmış. Evet eşim önceden kontrol etmeden bu videoyu açmış sınıfta, aynı hatayı yapan diğer talihsiz öğretmenler gibi ancak her şeye de şüphe ile yaklaşmak da insanı hasta eder be ya hu!

Bu devirde çocuk yetiştirmek, iyi ebeveyn olmak, iyi öğretmen olmak, iyi insan olmak gerçekten çok zor iş! Herkes her konuda diken üstünde şu çivisi çıkmış dünyada!

Bu sıkıcı yazının sonuna bir blogiçi link ekleyeyim de hemen SEO hizmetkârlarım tıklanma oranlarımın artmasına yardımcı olsun ve siz de "hezarfen" ne demekmiş bilgilenin. Bir tek Hezarfen yok yâni tarihte!

Lütfen okuyunuz:

Hezarfen İbn-i Firnas

Cumartesi, Şubat 09, 2019

DuoDiyet'ten Tek Cevaplık Tercih Soruları

Şubat 09, 2019 22
DuoDiyet'ten Tek Cevaplık Tercih Soruları
Çoğu blog yazarı ve okuru arkadaşlarım benim başlattığım "Hangisini Tercih Edersin?" mim akımını görmüştür sanırım. Blogcular arasında çok güzel bir etkileşim olduğunu düşünüyorum bu mimler sâyesinde. Ben mimi oluşturduğumda şöyle bir format belirlemiştim aslında ama kimse o kısma dikkat etmedi:

"Yukarıdaki sorularımı alıp kendi cevaplarını ve nedenlerini yazacak ardından da kendi sorularını farklı blogcu arkadaşlarımıza soracak. İlginç sorular çıkacağını tahmin ediyorum. Katılımınızı bekliyorum."

Evet kimse bu ayrıntıya dikkat etmedi ve herkes benim ilk belirlediğim sorular üzerinden ilerledi. Bazıları ekstra sorular ekledi falan ama tam formata uygun olmadı. Neyse aslında böyle daha da iyi oldu diyebiliriz. En azından herkeste aynı sorular dolaştı ve herkes aynı sorulara kendi cevaplarını verdi; böylece blogcu arkadaşlarımızla ortak veya ayrı yanlarımızı daha iyi anlamış olduk.

Benim yeni tanıdığım blogcu arkadaşlarımdan DuoDiyet formata en uygun şekilde mimi yerine getirmiş ve beni de etiketlemiş. Kendisinin yazısına ulaşmak için buraya tıklayınız lütfen!

DuoDiyet'in soruları tek cevaplık ve merdiven şeklinde. Bu merdiven şeklini bozmamak için ben de kısa cevaplar vereceğim.

Gelsin Sorular:

1-Diyet mi egzersiz mi?
Diyet.

2-Sevmek mi sevilmek mi?
Sevmek.

3-Türk kahvesi mi nescafe mi?
Sütlü Türk kahvesi.

4-Kebap olarak Adana mı Urfa mı?
Acısız olan hangisiyse o!

5-Erkekte uzun saçı mı, kısa saçı mı?
Kısa. Keşke kel olsam!

6-Kadında spor giyimi mi, klasik tarzı mı?
Klasik.

7-Kahverengi gözlü mü, renkli gözlü olmayı mı?
Renkli göz. Mavi gözlüyüm elhamdülillah!

8- Saat veya bilekliğini sağa mı yoksa sola mı takmayı?
Sola.

9-Son model telefon tercihin Iphone mu Samsung mu olurdu?
Hiç iPhone kullanmadım ki ben! Samsung.

10- Balık&ekmek yemeyi, lüks bir mekanda mı, salaş bir yerde mi?
Salaş bir yerde.

Bloglarda mimlerden ve meydan okumalardan geçilmediği için bu mimi kimseye göndermiyorum ancak özellikle mimlenmek isteyen varsa bana göz kırpsın hemen mimlerim onu ve konuyu ona paslarım!

Sahi bu acısız olan kebap Urfa idi değil mi? Hep karıştırırım bu ikisini de!

Bu güzel sorular için DuoDiyet'e teşekkürlerimi sunuyorum. Yarından itibaren de diyete başlıyorum! Gerçekten bak!

Salı, Şubat 05, 2019

Bundan Sonra Hep Özdilekteyim.com

Şubat 05, 2019 38
Bundan Sonra Hep Özdilekteyim.com
Her zaman söylerim ve yazarım; blogcular veya bir şekilde yazmayı, çizmeyi, paylaşmayı sevenler objektif olarak fikirlerini, tecrübelerini takipçileriyle paylaşmalı. Tabii ki bir menfaat beklemeden. Bir menfaat bekleyerek de yazabilir sorun yok zaten o tarz yazılar kendini belli ediyor.

2 hafta önce okullar tatil olduğunda eşim ve oğlum memlekete Afyonkarahisar'a gitmişlerdi. Uzun zamandır oğlumuz da "robota dönüşen araba" istiyordu. Annesi de karneleri aldıktan sonrası için söz vermişti. Afyon'dan bana haber saldılar ve sen internetten al daha ucuza gelir dediler.

Orijinal "Transporters" serisine baktım fiyatlar uçuktu! (Bu arada bugünlerde oyuncak ile denk geldiğim bir yazı daha var; Okumaya Gel bloglamış. Muhakkak buraya tıklayıp okuyunuz.) Yine de olmuşken iyisi olsun mantığında idim. Tam da o akşam Özdilekteyim.com'da yarıyıl tatiline özel oyuncaklarda "1 alana 1 bedava" kampanyası olduğunu öğrendim. Aradığım orijinal Transporters serileri yoktu kampanya dahilinde ama robota dönüşen arabalar vardı.

Görsellerini Whatsapp ile Kayra Eymen Paşa'ya gönderip onun da onayını aldıktan sonra sipariş aşamasına geçtik. 4 ayrı oyuncak aldık. İkisi Kayra Eymen'e, ikisi yeğenimiz Abdullah Yekta'ya. Hem fiyat uygun diye abarttık hem de kargo parası ödemeyelim diye. :)

Sipariş aşamasında aslında ben ürünlerin gideceği Afyon adresini sisteme girmiştim ancak birkaç defa Afyon'dakiler ürün değişikliği yaptırdığı için olsa gerek son adımda teslimat adresi Bursa kalmış.

Ben de iş seyahati için Bursa'dan ayrıldım o akşamdan sonra. PTT ve UPS kargolardan mesaj geliyor ürünlerin kargoya verildiğine dair ancak ben Afyon'a gideceğinden emin olduğum için bakmıyorum bile takipten. Akşama doğru PTT, evde ulaşılamadığı için Millet PTT'ye bırakılmıştır gibi bir mesaj atınca eyvah dedim! Bu sırada da Kayra Eymen her sabah arayıp "Bugün gelecek değil mi robota dönüşen arabam?" deyip duruyor!

Akşam kaldığım otelden hemen Özdilekteyim.com'un canlı destek hattına bağlandım. Oradan derdimi anlattım. Bunlar karne hediyesi lütfen yönlendirin dedim ve ikiletmeden yardımcı oldular. PTT Kargo'ya bilgi verip yönlendireceğiz dediler. Yazıştığım bayanın adı sanırım Bircan'dı. Bir gün sonra gündüz de UPS Kargo'dan aradılar. (Ürünler ayrı ayrı mağazalarda bulunmuş o yüzden iki ayrı kargo ile göndermişler.) Siz kimseye bırakmayın ben yönlendirme isteyeceğim dedim ve bu sefer müşteri hizmetlerini aradım. Bu sefer de Bircan Hanım çıktı ve konuyu hatırladı. UPS'ten gelenleri de yönlendirdik Afyon'a.

İşin özü şudur ki Özdilekteyim.com'un iş bilen müşteri hizmetleri çalışanları sâyesinde iki çocuğun yüzü gülmeye devam etti ve tatillerini güzel güzel geçirdiler. "Beyefendi sizin hatanız, yardımcı olamayız" deyip üste çıkabilirlerdi. Yönlendirmelerde kargolar ekstra ücret talep eder ama Özdilekteyim.com öyle bir şeyden de bahsetmedi. O yüzden bundan sonra hep özdilekteyim.com'u tercih edeceğim.

Aldığımız oyuncakları mı soruyorsunuz? Onlar bir köşede bekliyor. :(

Salı, Ocak 29, 2019

Hangisini Tercih Edersin?

Ocak 29, 2019 78
Hangisini Tercih Edersin?
Uzun zamandır İngilizce olarak da blog açayım diyordum; aslında eskiden zaman zaman bu tarz girişimlerim oldu ve hepsi zamansız soldu gitti; ve sonunda rehitu.com alan adına "English"in kısaltması en'i kullanarak bir alt alanadı aldım ve birkaç haftadır yazıyorum çat pat İngilizcem ile. Ziyaret etmek isteyenler tam da buraya tıklayabilirler!

Bu ecnebî bloguma ziyaretçi çekebilmek adına ben de ecnebîleri takip etmeye başladım. Arada moda, bağ - bahçe gibi beni çok ilgilendirmeyen bloglara da denk gelsem de ilk günler hepsine yorum bıraktım. Baktım yorum takibi, mevcut blogların takibi, blogcu arkadaşlarımın yazılarını okuma gibi rutin işlerim çok yavaşladı ben de artık daha seçici davranarak ilerliyorum. Herkese yorum yapmıyorum yani!

Bu yabancı blogcuların yazmak için bahaneler bulmasına da hayran oldum! Mosaic Monday deyip yazıda kullanacakları görselleri kolaj hâline getirerek paylaşımlar yapıyorlar. Wordless Wednesday deyip yazısız paylaşımlar yapıyorlar falan filan. Her güne birkaç kılıf bulmuşlar yani paylaşım yapmak için. Tam da burada aklıma Salako filminin güne göre bahane kısımları geldi. :)





Neyse konuyu çok uzatmayayım bizim mim dediğimiz olay onlarda "tag" diye geçiyor. Yani etiketlemek. Birisi Would You Rather Tag diye bir akım başlatmış. Ben de hemen dahil oldum. Türkçesini de burada sizlerle oynamak istedim. İlk ben başlattığım için herhangi bir soruya cevap vermeyeceğim ve sizlere cevaplamanız için 10 tane "Hangisini Tercih Edersin?" sorusu yönelteceğim. Birkaç kişiyi de mimleyeceğim ben ancak bu yazımı okuyan herkesi davet ediyorum. Katılan arkadaşlar sorulan bu 10 soruyu yanıtlayacak ve kendileri de 10 farklı soru hazırlayıp kendi blog arkadaşlarını etiketleyecek. Haydi başlayalım!


  • Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı yoksa büyük ayaklar mı? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Saçsız, tüysüz (kaşlar ve kirpikler de dahil) olmayı mı yoksa çok kıllı olmayı mı? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden?
  • Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak bileti mi? Neden?
  • Hangisini tercih edersin? Dişsiz olmayı mı yoksa saçsız (kel) olmayı mı? Neden?
Etiketlemeye geçiyorum şimdi. Yukarıdaki sorularımı alıp kendi cevaplarını ve nedenlerini yazacak ardından da kendi sorularını farklı blogcu arkadaşlarımıza soracak. İlginç sorular çıkacağını tahmin ediyorum. Katılımınızı bekliyorum.

Hâne-i Lâl
Dağınık Anne
Sevda Ünlü
Cem Kazan
Cam Güzeli
İbrahim Erdoğan
Profesör
Selimhan Kalkan
Ece Evren
Kitaplara Kaçanlar 

10 soruya 10 arkadaşımı seçtim. Bloguma son yorum yapanları yazdım her zamanki gibi. Diğer arkadaşlarım da katılsın lütfen bu eğlenceli mime. Bekliyorum. Yine bu ecnebîlerin yaptığı gibi yapalım. Bu mimi kabul edip yapanlar linklerini aşağıdaki eklentiye kaydetsinler ki herkes görsün ve yazıyı okumaya gelsin.

    Çarşamba, Ocak 23, 2019

    Duygusuz Nesil Tehlikesi

    Ocak 23, 2019 42
    Duygusuz Nesil Tehlikesi
    Başlığı Maarif Müfettişi Doğan CEYLAN'dan aldım. Doğan CEYLAN adı tanıdık gelmeyebilir belki ama olayı anlattığımda siz de hatırlayacaksınızdır; en azından olayı hatırlarsınız. 15 Aralık 2017 tarihinde İzmir Ödemiş'te iki öğrenci, pompalı tüfekle Okul Müdürü Ayhan KÖKMEN'i öldürmüşlerdi. Bu olayın aydınlatılması için görevlendirilen Milli Eğitim Müfettişi ise işte Doğan CEYLAN.

    Doğan CEYLAN, bu olaydan sonra (veya önce) bir yazı kaleme almış; yazının başlığı, benim de yazıma başlık olarak aldığım "Duygusuz Nesil Tehlikesi". Ben yazıdan bir arkadaşımın Whatsapp durumunda paylaştığı bir video ile haberdâr oldum. O video da Masum Öğretmen kullanıcı adıyla Youtube'da videolar yayımlayan nâm-ı diğer "Mouse'm Öğretmen"e ait.

    Ben kendi yazacaklarımı çok uzatmadan sizlerle önce videoyu sonra da öğretmenin okuduğu yazıyı paylaşacağım. Videoyu da muhakkak izlemelisiniz. Öğretmenin eklemeleri de oldukça önemli ve dikkat çekici. Konuyla ilgili sizler de lütfen görüşlerinizi yorum bölümünde belirtiniz.







    “DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
    Hayatın gerçeklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
    Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
    Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
    Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
    Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
    Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
    Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
    İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
    Hayatlarında eğlenmekten başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
    ..... Çocuklar hayattan bihaber.
    Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
    Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
    Susuzluk nedir, hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar.
    Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha ‘susadım’ demeden ağzına suyu dayıyoruz.
    Çocuklar hiç üşümüyor.
    Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz, hiç titremiyorlar.
    Çocuklar hiç ıslanmıyorlar.
    Evden arabaya kadar üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
    Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
    Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz, yorulmasınlar diye.
    Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
    ..... Çocuklar hissetmiyor yaşamı.
    Açlığı bilmedikleri için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
    Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.
    Bu sorunu devlet derinden hissetmeli.
    Bu sorunun çözümü için çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
    Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
    Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
    Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek.
    Doğan Ceylan - Milli Eğitim müfettişi”

    Cumartesi, Ocak 19, 2019

    Kitap İsimlerinden Cümleler (MiM)

    Ocak 19, 2019 43
    Kitap İsimlerinden Cümleler (MiM)
    Aslında bir mim olarak düşünülmemiş ama sosyal medyadaki #10yearschallange gibi yayılıyor bu akım da. Kitap isimlerinden cümleler yapıyoruz. Ben Pudra Şekerim Mehtap Hanım'da gördüm ve yapmak istedim. Sizler de yapmak isterseniz yapın. Ben yazımın sonunda birkaç kişiyi seçeyim diye düşünüyorum son yorum yapanlardan.


    "Trendeki Kız, Hayat Evde Başlar deyip ardından Benimle Oynar mısın Anne! diye bağırdı. Annesi çok yoğundu ve Başlarım Şimdi Anneliğe diye tepki verdi. Sonra böyle tepki verdiği için üzüldü ve Trendeki Kız'a dönerek Senin Yolun, Çilek Ağacı'na doğru uzuyor. Yağmurun Gelini de orada seni bekliyor. Haydi oraya git ve Bugün En Güzel Günün Olsun dedi."

    Fena olmadı ha ne dersiniz? Yeri gelmişken kitapları da yazarları ile birlikte yazayım diyorum:

    Trendeki Kız / Paula HAWKINS / İthaki
    Hayat Evde Başlar / Gözde ERDOĞAN / Yakamoz 
    Benimle Oynar mısın Anne! / Ali ÇANKIRILI / Timaş
    Başlarım Şimdi Anneliğe! / Şermin ÇARKACI / Elma
    Senin Yolun / Ömer EKİNCİ / Nesil
    Çilek Ağacı / Erhan GENÇ / İnsan ve Hayat Kitaplığı
    Yağmurun Gelini / Sinan AKYÜZ / Alfa
    Bugün En Güzel Günün Olsun / FAbooks

    Sizler de katılmak ister misiniz bu mime, meydan okumaya? Sizin kitaplığınızdan nasıl senaryolar dökülecek bakalım ha? Görüp de yapmak isteyenler lütfen ertelemeyip yapsınlar. Ben bloguma gelen son 3 yorumun sahibini mimliyorum şimdi.

    MGelişim
    KonuşanAdam
    Eshabil Mehmet KARADUMAN

    mimlendiniz. :)

    Perşembe, Ocak 17, 2019

    Ütü Masanızın Markası Nedir?

    Ocak 17, 2019 44
    Ütü Masanızın Markası Nedir?
    Ütü masamız 3,5 yıl dayandı bize ve son birkaç aydır can çekişiyordu. O zamanki adı Şaypa olan şimdilerin Onur Marketler'inden ucuz yollu bir ürün almıştık. O zamanlar kaliteye değil fiyata bakıyorduk çünkü her şeyimiz yanmıştı ve bomboş eve girmiştik. Yangın olayını merak eden yeni okuyucularım şu yazımı okuyabilirler: 2 Ağustos 2015

    Geçen hafta iyice kendini belli eden rahatsızlığından sonra bizim ütü masası Hakk'ın rahmetine kavuştu. Yeni bir ütü masası almamız gerekiyordu artık. Ben de ucuz alıp da ikide bir bozulacağına kaliteli ürün alalım ki kafamız rahat etsin diye düşünenlerdenim. O yüzden hem kaliteli hem de uygun fiyatlı olsun diye ürün araştırmaya başladım. (Aşağıdaki görselde "hakkın" yazmışım; doğrusu yukarıdaki gibidir. Daha fazlası için https://twitter.com/hatacietimolog) :)


    Ürün tercih ederken genelde eşimin, dostumun tavsiyelerini de dikkate alırım. WOM (Word of Mouth) denilen Ağızdan Ağıza Pazarlama'nın etkisine inanırım. Bu yüzden de Instagram'dan önce hikaye olarak; sonra da akışta paylaşım yaparak sordum millete. Aslında öncesinde bizim Facebook'taki Blogger / Blogcu grubunda sormuştum. Orada Kazakistan damadı olan teyzom Beytullah POYRAZ, Kayseri firması olan Devecioğlu Ev Gereçleri'ni önerdi. Bu arada tüm blogcu arkadaşlarımızı bekliyoruz bahsi geçen grubumuza: https://www.facebook.com/groups/bloggerblogcu

    devecioğlu ütü masası

    Devecioğlu'nun Harbinger serisi var. Hoşuma da gitti ürünler ama çok emin olamadım. Sonrasında Instagram ve (dolaylı yoldan Facebook paylaşımı da olduğu için) Facebook'tan cevaplar da gelmeye başladı. Aslında cevapların bazısında kendi ütü masasının markasını bilmeyenler de vardı. Normaldir çünkü ben de bir önceki mevta ütü masasının markasını bilmiyordum. "Ütü olsa neyse de ütü masası için de tavsiye mi istenir!" diyenler de oldu.

    Bir ara yolumuz Koçtaş'a düştü. Orada da baktım ütü masası modellerine. Gazzella, Doğrular gibi markalar vardı orada da. Gazzella önerenler zaten olmuştu. Önerilerin arasında Saraylı, Lorenzo ve Polti de vardı. Lorenzo'yu babam önerdi ve şaşırdım çünkü ilk defa Facebook'ta yorum yapıyordu. :) Polti'yi ise muzip bir iş arkadaşım önerdi ki fiyatı zaten 12.900,00₺ idi. :)

    Şimdi bizim eski masanın kronik sorunu iki açılan ayağının tam ortasındaki birbirine birleştiren çubuğun ikide bir çıkmasıydı. Aynı sorunu yaşamamak adına o sistemde olan bir ürün kesinlikle almayacaktım. O yüzden de tercihimi Gazzella'dan yana kullandım. Onda farklı bir ayak sistemi var.
    ütü masasında istenmeyen ayak

    Gazzella'nın da farklı fiyat aralıklarında ürünleri vardı. Ben tercihimi biraz daha uygun fiyatlı olan SM GZM 800 DS modelinden yana kullandım. Gazzella Duty diye de geçiyor. Koçtaş'ta pahalı olduğu için internete de baktım ve çeşitli araştırmalarım sonucu en uygun fiyatı ve ödeme kolaylığını Hepsiburada'da yakaladım. Hepsiburada'da HaydiAL isimli mağaza ürünü 198,68₺'ye satıyordu.

    gazzella duty ütü masası

    Ürün taa Adana'dan 2 günde geldi. Aslında 1 günde gelirdi ama Aras Kargo'nun gevşekliği diye düşünüyorum.Gazzella'nın hoşuma giden ayak birleşimi ise aşağıdadır.

    gazzella ütü masası ayak birleşimi

    Ütü masası hakkında da uzun uzadıya yazdım ya helal olsun bana! Hiç mi işin gücün yok diyenler oluyor bazen! Benim hobim de bu arkadaşım! Paylaşmaktan, yazmaktan zevk alıyorum. Ha bu hafta yıllık izindeyim bir de. :) Onun nedenini de yazarım yakında. Siz okuyun ve yorumlayın e mi? Sizin ütü masanızın markası ne ki bu arada?

    Salı, Ocak 15, 2019

    Kaliteli mi, Kalite mi?

    Ocak 15, 2019 31
    Kaliteli mi, Kalite mi?
    Normal şartlarda bu tarz konular için açtığım bir Twitter adresim var (https://twitter.com/hatacietimolog) ancak uzun uzadıya, muhabbet edercesine yazmak istediğim için buraya yazayım dedim. Twitter'da da takip ederseniz sevinirim.

    Öncelikle başlığı uzatmamak adına böyle tuttum. "Kalite" de "kaliteli" de kullanım yerlerine göre doğru kelimeler. Ancak birisi isim, birisi ise sıfat. İsim olanı sıfat olarak kullanırsanız yanlış oluyor.

    Bu konu nereden aklına geldi derseniz geçenlerde bir logoya gözüm takıldı. Altında "Kalite Hidrofor" yazıyordu. Allah Allah "kalite ayakkabı", "kalite telefon" gibi bir kullanım doğru mudur acaba diye düşündüm. Bu hata sanırım "kalite" kelimesinin dilimize geçtiği menşei dil olan Fransız dilinde "qualité" ifadesinin hem "kaliteli" hem de "kalite" olarak kullanımından kaynaklanıyor. İngilizce'de de bu böyle; "quality" hem sıfat hem de isim olarak kullanılıyor.


    Mas Grup ürettiği tüm ürünler için "kalite" kelimesi ile slogan oluşturmuş ancak yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu konularda ihtisas yapmış biri değilim ancak sadece öğrendiğim bilgileri elimdeki mayayla birleştirip hamur yapmaya çalışan biriyim. Belki yanlış da biliyorumdur. Gözden kaçırdığım istisnalar olabilir. "Kaliteli Pompa" ve "Kaliteli Hidrofor" daha doğru kullanımlar olacaktır.

    DAF'ın eski bir hidroforu üzerinde ise "hidrafor" yazıyormuş. Araştırma yaparken farkettim. "Hidrofor" kelimesi için TDK'nin önerisini ben beğendim; "subasar" demişler. Bence de kullanılabilir ve akılda kalıcı. Subasar sektöründekiler bu kullanımı yaygınlaştırırlarsa, söylemeyi ve yazmayı beceremediğimiz "hidrofor" kelimesinden de kurtulmuş oluruz.


    DAF firması bildiğim kadarıyla sektörün eskilerinden. İlk önce onlar ellerini taşın altına koymalılar ve sloganlarını "Kaliteli Subasar" yapmalılar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? 


    Pazar, Ocak 13, 2019

    Yeni Keşfettiğim Bir Adam: Hayati İNANÇ

    Ocak 13, 2019 29
    Yeni Keşfettiğim Bir Adam: Hayati İNANÇ
    Hayâtî İNANÇ Bey'i yeni keşfettim. İlk sanırım şu videosunda tanıdım kendisini:





    Değişik bir ses tonu var adamın. Tok ve kendisini dinleten bir ses! Sonradan araştırdım ve websitesinde kendisine dair şu bilgilere ulaştım:


    TRT'de "Can Veren Pervaneler" isimli bir program sunuyormuş ancak ben hiç denk gelmedim. Araştırdığım kadarıyla TRT Radyo'da, TRT Haber'de ve Diyanet TV'de yayımlanıyor bu program. Ancak net bir gün ve saati yok gibi.  Denk gelip izlemek/dinlemek isterim açıkçası.

    Programla aynı isimde kitapları da varmış kendisinin. Okuyan arkadaşlarım varsa yorumlarını okumak isterim açıkçası.

    Bu sabah denk geldiğim ve şu an içinde olduğumuz ahlâkî çöküntünün de açıklaması olan harika bir video izlettirmek istiyorum size bir de:



    Fener Rum Patriği Gregorius 1821 yılında Rus Çarı Alexander'a bizim (Osmanlı) nasıl alt edilebileceğimiz hakkında tüyolar vermiş:

    * Ehli sünnetten ayırın!
    * Siyâsî yapılarını dağıtın!
    * Aileyi bozun!

    Başarmışlar da sanırım bunu! Ne dersiniz ha? Siz tanıyor muydunuz Hayati İNANÇ'ı? Sizin önereceğiniz farklı videoları veya yayınları var mıdır?

    Cumartesi, Ocak 05, 2019

    Mantımız Akdeniz Toros'tan!

    Ocak 05, 2019 26
    Mantımız Akdeniz Toros'tan!
    Eskiden hiçbir şeyi hazır almazdık. Komşular, akrabalar bir araya gelir sırayla birbirleri için mantılar, kışlıklar, salçalar, yufkalar, erişteler hazırlarlardı.Artık her şey hazır paketli hâlde önümüze geliyor. Kırsal kesimlerde yaşayanlar azaldı ve herkes kentlere göç etti. Kırsal kesimlerde kalanlar da artık bir kentli gibi her şeye kolay bir şekilde ulaşabiliyor.

    Hanımlar da artık devrin gerekliliğinden olsa gerek çalışıyorlar ve bu tarz mantı, salça, yoğurt gibi ev yapımı gıdalara yoğunluk veremiyorlar. Zaman su misali akıp geçiyor. Yapılacaklar listesi bir türlü tükenmiyor ve bir koşuşturma içinde hayat devam ederken her şeyin hazırına ve pratiğine yöneliyoruz artık.

    Mantı sevmeyen yoktur herhalde. Ev yapımı mantı yemeyeli uzun yıllar oldu. Eskiden biz de köyde yaşarken yapardı annemler. Mantı yapmak da ustalık gerektiriyor. Onu büzmesi bile ayrı bir maharet. Eskiden yediğime içtiğime çok dikkat etmezken canımız çektiğinde hazır mantılardan alıyorduk. Hiçbirinden gerçek ev yapımı mantı tadı alamadık. İçinde kıyma bile olmuyordu. Kıyma dedikleri de soya fasülyesi gibi bezelye gibi bir şeyler oluyordu.

    Geçen hafta Akdeniz Toros'un mantısını alıp denedik. 12,00₺ veya 15,00₺'ye aldım 500gr'lık paketini. Eşim önyargıyla yaklaştı içindekiler gerçek et değildir dedi ben de olur mu öyle şey bir deneyelim; Akdeniz Toros seni ne zaman yanılttı dedim? Bir keresinde Akdeniz Toros'tan acılı sucuk almıştım o zaman suçu bende değil de markada bulmuştu hanımefendi de garezi oradan geliyor. :) Bizim hanımda bazen muhatabı yanlış alma zaafiyeti var. Aman duymasın! :)



    Neyse efendim hanım pişirdi mantıyı ve bir güzel afiyetle yedik ailecek! Hepimiz çok beğendik. Eşim, mantının gerçekten helal, doğal ve lezzetli olduğunu teyit etti. Soya ve galeta unu da içermiyor Akdeniz Toros Mantı.

    Fiyatı sözde mantılara kıyasla pahalı gelebilir ancak hakiki ev mantısı tadında olan mantılar ile kıyasladığınızda ucuz bile tutulmuş fiyatı. Bundan sonra her gördüğümde muhakkak alacağım! Anne eli değmiş gibi harika bir tadı var!

    Siz hiç denediniz mi Akdeniz Toros ürünlerinden? Mantı sever misiniz? Hanımlar bu sorum size en son ne zaman kendi ellerinizle mantı yaptınız? Mantısever blogger ReHiTu mutlu bir haftasonu geçirmenizi diler!


    Cuma, Ocak 04, 2019

    Hastane Sırası Online Beklenir!

    Ocak 04, 2019 32
    Hastane Sırası Online Beklenir!
    Oğlum Kayra Eymen çok çabuk hasta olabilen bir çocuk. Çok dikkat etmemize rağmen maalesef bünyesi zayıf. Mesela son 2 aydır sürekli bir kuru öksürüğü var. 4-5 defa 4-5 ayrı doktora götürmüşüzdür ama ilaç hatta antibiyotik tedavisi hiç işe yaramadı. Allah'tan ciğerlerinde bir şey yok sadece geniz akıntısı var.

    Son günlerde de sürekli başkasını arkaya atmaya başladı. Boynu ağrıyor. İlk günlerde yastığa güzelce yatmadığı için tutulmuştur; geçer diye düşündük buna rağmen doktora da götürdük 2 doktor da dikkat çekmek için yapıyor, tik de olabilir dedi ama birkaç gün önce gözlerini de çok hızlı bir şekilde açıp kapatmaya başladı. Boynuna çok bir şey demiyor ama gözlerim ağrıyor diyordu.

    Dün Bursa Yıldırım Göz Vakfı'na götürdük. Alerjik bir durum deyip damla verdi. Bu çocuğun neye alerjisi olduğu da bir türlü bulunamadı. O kadar Uludağ Üniversitesi Hastanesi'nde tetkikler yapıldı hiçbir şeye karşı alerjisi çıkmadı. Göz doktoru da neye karşı alerjisi olabileceğini söyleyemedi.

    Kafasını sürekli geri atmasından dolayı gittiğimiz doktorlardan birine bizi Çocuk Nörolojisi'ne sevk etmesini istemiştik. Sevk etti ama sıra alabilmek ne mümkün! MHRS üzerinden en fazla 15 gün sonraya randevu alınabiliyor ve Şevket Yılmaz Hastanesi'nde 2 Çocuk Nörolojisi Doktoru var. İkisi de full dolu. Hastaneyi aradım sabahtan gelsek sıra beklesek doktor muayene eder mi diye; doktorların sekreterleri ile görüştüm ve kesinlikle muayene etmez dediler. Başka yönlendirebileceğiniz hastane, doktor var mı dediğimde özel hastanelerde yok sanırım bu bölüm dediler. Doktorların kendi özel muayenehaneleri var oralara bakabilirsiniz dediler ve ilave olarak da tam gece 00:00'da 182'yi aramamı tavsiye ettiler.

    2 Ocak gecesi uyumadım ve gece 23:59'da elimde telefon MHRS uygulaması üzerinde tetikte bekledim. Dedikleri gibi tam da 00:00'da sistem güncellendi ve 17 Ocak'taki müsait seanslar çıktı. Mecburen aldık 17 Ocak'a randevu! Ne demiştim başlıkta? Yeni Türkiye'de hastane sırası online beklenir!

    Sosyal bir devlette eğitime ve sağlığa para ödemek içimi acıtıyor! Özel okullar ve özel hastaneler mantar gibi türedi. Halkı buralara yöneltmek için her şeyi yapıyorlar. Muayene ücretleri Sağlık Bakanlığı'nın koyduğu rakamın kat kat üstünde. Dün Yıldırım Göz Vakfı için 75,00₺ ödedim. Kayra Eymen'in Yıldırım Tıp Merkezi'nde iken de doktoru olan İlknur Handan GÜNDOĞAN, Doruk Yıldırım'a geçti ve oraya geçen sene her girişte 90,00₺ ödüyorduk bakalım yeni yılda oraya da zam geldi mi, göreceğiz! Hanımın içi rahat etmediği için boynunu göstermek amacıyla yarın için Handan Hanım'dan da randevu aldık. Yarın 90,00₺'ye zam gelmiş mi görürüz.

    Son günlerde çok fazla özel hastaneye gitmek zorunda kaldığımız için özel sağlık sigortalarını araştırmaya başladım. Bunun yerine tamamlayıcı sağlık sigortalarını önerdiler. Yıllık 500-600,00₺ civarı diyorlar. 10 defa ayakta muayene olabiliyormuşuz bir de. Bana az geldi bu 10. Siz değerli okuyucularımın bu konudaki fikirlerini de merak ediyorum; sizin yararlandığınız bir sağlık sigortası var mı? Artıları - eksileri neler? Bursa'dan yazımı okuyanlar varsa bize her alanda en iyi doktorları yazabilir misiniz? Mümkünse devlet hastanelerinden olsun bu doktorlar lütfen! Özel hastanelere para vermek istemiyorum gerçekten!