2018 - ReHiTu.com

Salı, Mayıs 22, 2018

Boyacımı Nasıl Seçtim?

Mayıs 22, 2018 1
Boyacımı Nasıl Seçtim?
Geçen hafta bugün başlayıp hâlâ devam eden bir taşınma telaşımız var. Aynı binada bir alt kata taşındık ama sanki uzağa taşınsak daha az yorulurmuşuz gibi geldi bana. Oturduğumuz ev satılınca ve alanlar da yatırımlık değil de oturumluk alınca biz ev arama sürecine girmiştik. Bir alt kata inince ev sahibimiz de değişeceği için yeni kira tarifeleri geçerli olacaktı ve biz farklı seçenekleri de değerlendirdik. %20 kira artışı oluyordu alt kata inince. %20 daha uygun fiyatlı evler de bulduk ama muhitini beğenmediğimizden ve komşularımızdan uzaklaşmak istemediğimizden dolayı %20 artışla bir alt kata indik.


Alt katın (şu an bu yazıyı yazdığım evin) boyaya ihtiyacı vardı. Bir tanıdığın arkadaşı bu işleri yapıyormuş; ona haber saldık. Ben de bir yandan Armut.com üzerinden boyacı aradığıma dair ilan verdim. İlk teklif veren kişi Lider Yapı İnşaat İrfan AŞKIN Bey oldu. Armut.com'da ilgilenen kişi teklif verince talebi açan kişinin numarası ilgilenen kişiye görünüyor. İrfan Bey hemen aradı ve Kestel'de olduğunu keşif için gelebileceğini söyledi. Buyur gel deyince söylediği gibi hızlı bir şekilde geldi. Keşfini yaptı ve bize uygun rengi belirledikten sonra 1.000,00₺ masraf çıkardı boya kendinden olmak kaydıyla. Filli Boya vb. kalitede ürün kullanacağını söyledi. Renk değişimi olmayacaktı. Yukarıda bahsettiğim arkadaşın yönlendirdiği usta da geleceği için İrfan Bey'e dönüş yapacağımızı söyledim. 

Bu sırada Armut.com'dan +3 teklif daha geldi. Onlar da aradı ama hiçbiri de keşif yapmaya gerek görmedi. 600,00₺ yazan biri numarayı görmek için yazdım 800,00₺ dedi. 1.200,00₺ diyen de olmuştu. 

Ben bu arada Armut.com ile birlikte Decor Yapı'nın decoryapi.com adresinden de talep oluşturmuştum. Oradan da aradılar ve keşfe geldiler. Onlar da çok profesyonel çalışıyorlar. Her adımı mesajla bildiriyorlar. Decor Yapı'dan gelen 2 beyefendi önce 2.000,00₺ sonra 1.500,00₺ fiyat verdiler. 2.000,00₺'yi tavanlar da boyanacak sandıkları için verdiler. Tavanların boyanmayacağını tekrar belirtince 1.500,00₺ dediler ama çok yüksekti. Kabul etmedik.



Akşamüzeri İrfan Bey aradı ve karar verip vermediğimizi sorguladı. İşini iyi takip ettiği buradan da belli oldu. Arkadaşın yönlendirdiği boyacıyı bekliyorduk biz hâlâ. Akşam er geç dönüş yapacağımızı belirttim. 

Fiyatları toplamıştık ama arkadaşın yönlendirdiği boyacı gelmemişti. Öyle olunca ben İrfan Usta'ya akşam geç saatte WhatsApp'tan yazdım ve bir süre yazıştıktan sonra 850,00₺'ye anlaştık. Geçen hafta Pazartesi sabah girdi eve akşam tertemiz teslim etti. Biz memnun kaldık. Peki biz neden İrfan Bey'i tercih ettik?
  • Öncelikle hızından dolayı. Devir hız devri ve o da müşteriye en hızlı dönüşü yaparak bunu yakalamış birisi.
  • Herkes sadece fiyat verdi ama o gelip keşif yaptı ve doğru rengi birlikte seçmemizi sağladı.
  • Fiyatı uygundu. Başka bir keşif yapan firmadan da bahsettim yazımda ancak onlar çok yüksekti ve 4 günde bitireceklerini söylemişlerdi. Birinci maddedeki hız konusuna işi bitirmedeki hızı da ekleyebiliriz aklıma gelmişken. 
Fiyat konusuna gelince aklıma gelen şu videoyu sizinle paylaşmak istedim:

  • İşini takip etti. Akşamüzeri arayıp karar verip vermediğimizi sorguladı.
  • Her zaman ulaşılabilirdi. Akşam bile WhatsApp üzerinden iş konuştu.
  • Kendini ve yapacağı işi iyi anlattı. Eşim bile ikna olmuştu.
Yukarıda ilk aklıma gelen sebeplerden dolayı İrfan Bey'i ve ekibini tercih ettik ve biz memnun kaldık. Çıkarken de tertemiz teslim ettiler. Bu fiyat ve kaliteyi duyan gören komşularımız İrfan Usta'nın numarasını istediler. Bursa'da boya vb. tadilat işleri olanlar kendisini tercih edebilir. Sizler de bu tarz hizmet alımlarınızda Armut.com gibi sosyal mecraları tercih edebilirsiniz. Tavsiye ederim. Belki daha önce benzeri bir hizmeti internetten almışsınızdır. Deneyimlerinizi paylaşır mısınız bizimle?

Pazar, Mayıs 13, 2018

Blog Muhasebesi (Mim)

Mayıs 13, 2018 26
Blog Muhasebesi (Mim)
Yine bir mimle karşınızdayım. Aslında yazacak başka konularım vardı ama beni mimleyen iki kişiyi bekletmek uygun olmayacaktı. Beni mimleyen Egenin İki Yakası ile Düş Tasarımcısı'na teşekkür ediyorum. Haydi başlayalım:

  • Blog Âlemine Nasıl Girdim?
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Blog olarak adlandırdığımız kısma üniversite yıllarında İtalyan okutmanımız Roberto BOVO ile "Anadolu" kelimesinin kökeni hakkında tartıştıktan sonra kelimelerinsoyagaci.blogspot.com adresi ile girdim. Sonrasında .com'lu bir domaine de geçip çok yazarlı bir platforma da dönüştük ama ben sıkıldığım için onca emeği bir çırpıda silip attım. Bu blog kısmında en az 10 yıldır farklı bloglarla yer alıyorum yâni. Bundan öncesinde ise lise zamanlarımda MSN Spaces vardı. :) Orada da çok takılıp kendi alanlarımızı oluştururduk. Hey gidi günler hey!
  • Hangi Blog Bana İlhâm Oldu?
Açıkçası öyle ilhâm olan bir blog yok. Eskiden Wolkanca vardı (hâlâ var ama blog konusunda aktif değil) onu beğenirdim. İstanbul'dayken çeşitli blog toplantılarına da katılırdım. Eskilerdenim yâni.
  • Bloga Yazdığım İlk Yazı ile Son Yazı Arasında Fark Var mı?
Hem de dağlar kadar! Yazmak insanı her anlamda geliştiriyor. Yazmak için okumak, gözlemlemek gerekiyor. Okudukça gördükçe de daha bilinçli bir birey oluyorsunuz.
  • Yakın Çevremdeki İnsanlar Blogumu Biliyor mu?
Biliyorlar ama yorumlamaktan kaçınıyorlar. Blogumun adı ve sanal âlemdeki adım olan "rehitu" diye çağıran da çok fazla. Onlardan tek ricam yazılarıma gereken değeri vermeleri.
  • Blog Yazmak Bana Neler Kattı?
Empati yeteneği kattığı kesin. Yazmak ve insanlarla bir şeyler paylaşmak; içerik üretmek beni ayrıca mutlu ediyor. Umarım sıkılmadan yazmalara devam ederim.
  • Blogumda Kaç Yazı Var ve Toplam Sayfa Görüntülenmesi Ne Kadar?
Şu an 260. yazıyı kaleme alıyorum. Toplam sayfa görüntülenmem ise 388.380. İnanmıyorsanız gelin sayın! :)
  • Blog Muhasebesi Mim'ine Kimleri Davet Ediyorum?
Ben mimi aldım, kabul ettim ve tamamladım. Sıradaki mimdaşlarım şöyle:

- Nuri ÖZKAN
- Yakup TOPÇU
- Ali YATARKALKMAZ
- Engin SUNAL
- Momentos
- Berlin Berlin
- Beytullah POYRAZ
- Cem KAZAN
- Semi M.ELLER
- Halil GÖNÜL
- Sinan ACAR
- Mücahit DOĞAN

Pazartesi, Mayıs 07, 2018

Renault'dan AVB Teknolojisi #annevardımben

Mayıs 07, 2018 23
Renault'dan AVB Teknolojisi #annevardımben
Mâlum Anneler Günü yaklaşıyor. Markalar da bu güne çok önem veriyor ve her sene birbirinden güzel reklamlar ortaya çıkarıyorlar. Geçen sene ben şu yazımda hoşuma giden Anneler Günü reklamlarını da paylaşmıştım hatırlarsanız.


Bu sene de önüme çıktıkça izliyorum böyle çalışmaları. Bu sabah Renault'un bir reklamı dikkatimi çekti. #annevardımben etiketiyle yola çıkmışlar. Ben aşağıdaki videoyu izleyince viral bir reklam sadece diye düşündüm. Ama öyle bir teknoloji varmış gerçekten de.


Yönlendirdikleri websitesine gittim. Orada detaylıca anlatmışlar. Sınırlı sayıdaki Clio modellerine koyulacak bu tuşla akıllı telefonunuza indireceğiniz Mum Button uygulamasını eşleştiriyorsunuz ve annenizi merakta bırakmayı sona erdiriyorsunuz.

Araçlardaki ABS, ASR, ESP, BAS, SRS, HLA vb. birçok harfli teknolojinin yanına kardeş olarak gelen AVB teknolojisinin tutup tutmayacağını bizlere zaman gösterecek. Bütün isim hakları Renault'ya ait olan AVB teknolojisinden yararlanmak için diğer markalar ne zaman sıraya girecek bekleniyor. 

Renault, bu Anneler Günü'nde akılda kalacak bir çalışmaya imzasını atmış. Her ne kadar Youtube kanalının altına aşağıdaki gibi bir yorum gelse de AVB teknolojisinden vazgeçmeyip geliştirmeye çalışmalılar.

Yazıyı bitirmeden bir isyanım olacak! Neden AVB teknolojisi var da BVB teknolojisi yok! Niye bu çocuklar annesinden dayak yese de yine annesine sığınır? Niye hiçbir çocuk #babavardımben demez? Niye en son babalar duyar? :)

Var mı sizin önünüze de çıkan bu yıla ait güzel Anneler Günü reklamı? Marka belirtin ki biz de izleyelim.

Cumartesi, Mayıs 05, 2018

Ekonomiye Dair İlginç Gerçekler

Mayıs 05, 2018 14
Ekonomiye Dair İlginç Gerçekler
Quora'da gördüğüm bu bilgileri sizinle de paylaşmak istedim. Quora'da paylaşan kişi Simon Cousaert. Kendisi ekonomi alanında eğitim görmüş birisi imiş.
  • Wal-Mart her saat 1,8 milyon dolar kazanıyormuş.
  • Starbucks'taki yuvarlak masalar müşteriler daha az yalnız hissetsin diye bilerek üretilmiş.
  • 10 Avrupalıdan 1'inin yatağını Ikea tasarlamış.
  • Walt Disney World'de bugüne kadar 80 milyondan fazla "fare kulağı" satılmış.
  • Ortalama bir akıllı telefon kullanıcısı günde 14 defa Facebook'unu kontrol ediyormuş.
  • Volkswagen Grubu'na dail olan markalar şunlar: Bentley, Bugatti, Lamborghini, Audi, Ducati ve Porsche.
  • Marvel Comics firması bir zamanlar "Zombie" kelimesinin isim hakkını almış.
  • Kırmızı beyaz standart Coca Cola logosu dünya nüfusunun %94'ü tarafından tanınıyormuş.
  • Candy Crush oyunu meşhur olduğu dönemlerde günde 633.000$ gelir getiriyormuş.
  • Warner Music isimli firma "happy birthday" in tüm haklarına sahipmiş ancak dava açılmış haklarında ve kaybetmişler.
  • Dünyada cep telefonu olan insanların sayısı tuvaleti olan insanların sayısından fazla imiş.
  • Bugüne kadar en çok satılan ürün zeka küpü imiş. İkinci sırada ise iPhone varmış.
  • 2000 yılında Fortune 500 listesine giren firmaların %40'tan fazlası 2010 yılında kendilerine orada yer bulamamışlar.
  • Yeni müşteri elde etmek mevcut müşteriyi elinizde tutmaktan 6-7 kat daha maliyetlidir.
  • 1999 yılında Google'ın sahipleri Google'ı Excite isminde bir web portalına 1 milyon doların altında bir fiyata satmak istemiş ancak Excite kabul etmemiş. Gerisi bildiğiniz gibi işte...
  • Tüketici elektroniği denildiğinde ilk akla gelen firmalardan biri olan Samsung'un faaliyet gösterdiği diğer alanlar şöyleymiş: silah üretimi, yaşam sigortası ve lunapark yönetimi.
  • Apple'ın 3 kurucusundan biri olan Ronald Wayne (diğer ikisi Steve Jobs ile Steve Wozniak) şirketi kurduklarından 12 gün sonra kendisinin %10'luk hissesini 800,00$'a satmış. Şimdi o hisselerin değeri ise 35 milyar dolar.
  • Günlük satılan Mickey Mouse'lu ürün sayısı: 5 milyon adetten fazla.
  • Youtube'a ilk eklenen video kurucularından biri olan Jawed Karim'in San Diego Hayvanat Bahçesi'ndeki filleri anlattığı videosu imiş. Videonun eklenme tarihi 23 Nisan 2005.
  • Facebook'un URL'sinin yanına "/4" (sağa yatık çizgi ve 4) eklerseniz sizi direkt Mark Zuckerberg'in profiline götürecektir. https://www.facebook.com/4
Benim için oldukça değişik bilgiler vardı içinde. Sizin ilk defa öğrendiğiniz hangileri oldu? Bunlar gibi sizin de eklemek istediğiniz ilginç gerçekler var mıdır?

Salı, Mayıs 01, 2018

Tek Parmaklı Yazar: Rukiye TÜREYEN

Mayıs 01, 2018 12
Tek Parmaklı Yazar: Rukiye TÜREYEN
Blogcular okuduklarını paylaştıkça bana da kitap okuma isteği geliyordu ancak maalesef düzenli kitap okuyan biri değilim. Aslında öğrenci iken çok kitap okumamla meşhurdum okulda. Öğleden önce aldığım kitabı öğleden sonra kütüphaneye teslim ederdim. Öğleden sonra aldığım kitabı da akşam evde okuyup diğer gün sabah okul kütüphanesinden bir başkasıyla değiştirirdim. 


Kitaplar yerine online mecralarda okuma yapan biriyim son zamanlarda. Okumaya değer gördüğüm her şeyi sonuna kadar okumaya çalışırım. Belki de okuma ihtiyacımı bu şekilde karşılıyorum. Yazımın başında da belirttiğim üzere blogcu arkadaşların kitap tanıtımlarını gördükçe "kitap okuma"ya ağırlık vermem gerektiğini düşündüm. 

Bu konuda ilk adımı da geçen seneki Bursa Kitap Fuarı'nda kendisinin elinden imzalı bir şekilde aldığım Ömer EKİNCİ'nin Senin Yolun isimli kitabıyla attım. Kitabı hemen okuyacağım diye almıştım oysa ancak üzerinden bir kitap fuarı daha geçmesine rağmen benim aklım yeni başıma gelmişti. 

Ömer EKİNCİ benim üniversite yıllarımdan tanıdığım birisi. Kendisiyle birebir görüşmüşlüğümüz, kahve içmişliğimiz, bir proje hakkında fikir alışverişi yapmışlığımız vardır. Onun gibi birini tanımak benim için büyük bir onur ancak imzaladığı kitabı bu kadar çok bekletmek ise o denli utanç verici.


Benim elimdeki Senin Yolun, 5. baskı idi. Nesil Yayınları'ndan çıkan kitap toplamda 159 sayfa. Kitabı Google Kitaplar'dan da edinebilirsiniz isterseniz. Sayfalarına göz atmanız için aşağıya bırakıyorum:



Kitabı basılı olarak satın almak isterseniz de HepsiBurada ve KitapYurdu'nda şu an 9,75₺. HepsiBurada'dan alıranız imzalı olarak ulaşıyor kitap size bu arada.

Şimdi gelelim asıl konumuza. Size Rukiye TÜREYEN'den bahsetmek istiyorum. Kendisi bizim gibi blog yazarı. Şimdi blog yazarlığının bir tık üstüne çıkıp kitap da yazmaya başlamış. Ben kendisini kitabının reklamları sayesinde tanıdım. Rukiye Hanım'ı bizden ayıran farklı bir özelliği var. Kendisi %99 engelli. Sadece bir parmağı hareket ediyor ve o bir parmağıyla kendine ayrı bir dünya kurmuş.

O bir parmağı için sürekli şükrediyor ancak bizler maalesef nelere sahip olduğumuzun farkında bile değiliz. Rukiye TÜREYEN, tek parmağıyla sosyal medyayı da aktif bir şekilde kullanıyor. Tek amacı var kitabını daha fazla kitlelere ulaştırıp gelecek gelirlerle annesini kiradan kurtarmak ve nihâî hedef olarak da annesini kutsal topraklara göndermek.

Rukiye TÜREYEN'in sosyal medya hesapları şu şekilde:
Facebook: https://www.facebook.com/rukiye.tureyen.yazar/
Blog: https://rukiyetureyen.blogspot.com.tr/
Milliyet Blog: http://blog.milliyet.com.tr/Sayfam/Blogger/?UyeNo=3559143
Instagram: https://www.instagram.com/rukiyetureyen_yazar
Twitter: https://twitter.com/rukiyetrynyazar

Şimdi asıl konumuz 2. baskısı yapılan Rukiye TÜREYEN'in kitabı "Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar". Kitap şu anda n11.com sitesinde satışta. İlk baskıyla birlikte 2. baskı kitabı da alıyorsunuz. Ben de henüz sipariş vermedim. İki kitap arasında fark var mı, yok mu bilmiyorum ancak sırf destek olmak için bu yöntem de seçilmiş olabilir.

Sizler de n11.com üzerinden Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar kitabını satın alarak; bu konu hakkında bir blog yazısı yazarak ve sosyal medya hesaplarınızda tanıtımlar yaparak bu azim abidesi hanımefendiye destek olabilirsiniz. Kitabı satın almak için buraya tıklayınız.


Pazar, Nisan 29, 2018

Erkek Ördeğe Suna Derlermiş!

Nisan 29, 2018 18
Erkek Ördeğe Suna Derlermiş!
Çocuklarımıza isim koyarken çok dikkatli davranmalıyız. Bir ömür boyu taşıyacakları bu isimleri özenle seçmemiz gerekiyor. İsim seçerken kimisi atasının, dedesinin ismini doğan çocuğuna koyarken kimisi de sırf kendi inancı gereği isim seçebiliyor. 


Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor diye anlamı kötü olan isimler de türetiliyor maalesef. Bu konulara girince aklıma nedense hep şu sahne geliyor:

İsim koyarken bir de ismin popülaritesine bakmaya da başladık artık. Değişik isim olsun; kimsede o isimden olmasın düşüncesiyle hareket ediyor bazen ebeveynler. Ekşi Sözlük'te de bu konuda çok iyi yardırıyorlar. Şuna ve şuna bakmanızı tavsiye ederim. 
"Şuna ve şuna" yazınca asıl konumuz aklıma geldi. Ben size "Suna"dan bahsedecektim. Kim Milyoner Olmak İster'in 28.04.18 tarihinde (dün) yayımlanan bölümünde aşağıdaki soru sorulmuş:

Soru bilen için basit ama bilmeyen için kafa karıştırıcı. 30.000,00₺ değerinde olduğunu belirteyim de Kim Milyoner Olmak İster'in hangi seviyesinde sorulduğu da belli olmuş olsun.
Sorumuz "Hangisi 'erkek ördek' anlamına gelir?"
Şıklar arasında kız ismi diye bildiğimiz seçenekler var: "Tuğba, Neclâ, Suna, Seda"
Cevap yazımızın başında da belirttiğimiz üzere Suna. Kız ismi diye verdiğimiz isim bir hayvanın erkek cinsi imiş meğer. Huzurlarınızda yakışıklı Suna:


Yine bir hayvanın erkek cinsine ait olup da bu sefer kız değil de erkek çocuklara verilen bir isim aklıma geldi. "Erkek deve" anlamına gelen bu isim aslında popülaritesi yüksek bir isim. Bu ismi duyduğunuzda karşınıza yakışıklı, zengin, kültürlü bir erkek çıkma oranı %99. Önce size fotoğrafını göstereyim; ne dersiniz?


Evet kızlar, aşık olduğunuz Buğra, erkek deve anlamına gelen bir isim taşıyor. Bir Yaşıma Daha Girdim diyorsanız sizleri sayfamıza bekliyoruz. 

Bu yazı da burada bitti. Sunalar ve Buğralar'a selam olsun. Yazımda kesinlikle bir art niyet yoktur; aksine bilgilendirme için bu yazıyı paylaştım. Sonuçta insan bazı şeyleri seçemiyor; kendi ismi gibi.

Sizin de değişik anlamlara geldiğini bildiğiniz isimler varsa lütfen yorumlara yazın...

Cumartesi, Nisan 28, 2018

Gregory'nin Eli Çevrilince KILIÇDAROĞLU'na Çarpmış!

Nisan 28, 2018 18
Gregory'nin Eli Çevrilince KILIÇDAROĞLU'na Çarpmış!
Başlıktan çok bir şey anlaşılmadı sanırım. Değişik bir başlık bulayım derken bu aklıma geldi. Gregory kimdir, KILIÇDAROĞLU ile ne alakası vardır hepsini açıklayacağım ancak öncesinde bir şeyler söylemeden geçemeyeceğim. 

Bazen kendimi teyit.org yazarı falan sanıyorum. Sosyal medyada her gördüğünüze inanmayın diye bu blogda da defalarca yazı kaleme aldım. Maalesef günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay ancak doğru bilgiye ulaşmak ise çok zor. Sizin görüşünüzü savunduğunu düşündüğünüz birileri çıkıp yalan görsel ve haberlerle sizleri yanlış bilgilendirebiliyor. O yüzden de dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor. Her gördüğünüze sazan gibi atlamamak ve en kötüsü de doğruluğundan emin olmadan paylaşmamak gerekiyor. Sonuçları ağır olabilir çünkü...

Şimdi gelelim yazımızın yazılmasına vesile olan görselimize. Bir aile büyüğümüz paylaşmış bunu Facebook'ta. Piyasaya süren de Olgun AYGÜNEŞ diye bir Facebook kullanıcısı.

Bu paylaşımı görünce bir ara bakarım diye kaydetmiştim. Bugün müsait oldum ve araştırmaya başladım neymiş bu "Kutsal Gregory" diye! Önce Google Görsel Arama ile ilerledim ancak çok yol kat edemedim. Sonrasında farklı arama terimleri ile fotoğrafın nereye ait olduğunu bulduktan sonra yine farklı kanallarla çeşitli bilgiler edinmeye başladım. Ben size işin doğrusunu anlatacağım ancak KILIÇDAROĞLU'nun el hareketiyle Gregory'nin el hareketinin alakası yok. Aşağıda kanıtlarını vereceğim.

Görselde tek bir doğru var o da bu heykel gerçekten Ermenistan'da. Ermenistan'ın Echmiadzin (Vagharshapat diye de biliniyor.) kentindeki bu heykel Ermenilerin kutsal kabul ettiği Gregory'in sağ eline ait bir heykel. (Öyle olduğunu düşünüyorum daha doğrusu.) 2010 yılında yaptırmışlar.

İngilizce kaynaklarda St. Gregory the Illuminator diye geçiyor. Asıl adı Grigor Lusavorich. Ermenistan'ın ilk piskoposu ve koruyucu azizi olarak kabul ediliyor. Hakkında İngilizce kaynaklarda yeterli bilgiler var. Aslen Farsî kökenli birisi. Kapadokya topraklarında doğup büyümüş. İnzivaya çekildiği bir mağarada ise tek başına ölmüş. Kemikleri ise daha sonra ülkedeki kiliselerde değerli bir eser hâline gelmiş.Ani Harabeleri, Gregory onuruna yaptırılmış bir yermiş.

Gregory'nin Ermeniler için değerli biri olduğunu anlayabildik buradan ancak görseldeki işaret de acaba Ermeniler'in sembol işareti mi? Bu işaret ile Kemal KILIÇDAROĞLU'nun işareti aynı mı? Bunu anlayabilmek için önce bu heykelin farklı bir açıdan fotoğrafını sizlerle paylaşıyorum:


Bu fotoğraftan anlıyoruz ki baş parmak işaret parmağı ile değil yüzük parmağı ile birleşmiş. KILIÇDAROĞLU'nun el hareketinde ise baş parmak işaret parmağı ile birleşiyor. KILIÇDAROĞLU'na atılan iftirayı burada boşa çıkarmış oluyoruz. 

Peki bu şekilde baş parmak yüzük parmakla birleştiğinde Ermeniler için ne anlam ifade ediyor? Aslında sadece Ermeniler için değil tüm Hristiyan alemi özellikle Ortodokslar için kutsal bir işaretmiş bu. Anlamı ile ilgili yine İngilizce kaynaklarda bir şeyler buldum ancak Türkçe olarak da Hristiyan Forum diye bir forumda aşağıdaki bilgilere eriştim:

Heykel bu bilgilerle yeniden düşünüldüğünde Gregory'nin eli olarak değil de başka bir kutsalın eli olarak da dizayn edilmiş olabilir. Çok araştırmama rağmen bu heykel hakkında detaylı bilgi bulamadım. Ermenî birkaç tanıdığım var. Müsait zamanda soracağım onlara. Aramızda Ermenistan'a gitmiş olan varsa aydınlatabilir mi? Yazıya ait kaynakları kapatırken şu görseli de gördüm. Bu heykelin de Gregory'nin eli tasvir edilerek yapılmış olma ihtimali arttı altındaki yazıya istinaden.


Gregory'nin sağ eliyle alakalı farklı bilgiler de var ancak konuyu çok fazla dallandırıp budaklandırmak istemiyorum. Kemal KILIÇDAROĞLU'nun yaptığı el işareti ile ilgili de farklı yorumlar var. Onu da başka bir yazıda ele alırız. 

Bu yazının anafikri şudur ki en yukarıdaki görselde yer alan bilgiler yanlıştır. İnternette her gördüğünüze inanmamanız gerekmektedir. Bu yazıyı yayalım da yanlış bilginin önüne geçilsin!

Pazar, Nisan 22, 2018

Beğ Armudu Oldu mu Bergamot!

Nisan 22, 2018 4
Beğ Armudu Oldu mu Bergamot!
Benim blog dünyasına ilk adım atmam Kelimelerin Soyağacı adlı blogumda olmuştu. Bu blogumda kelimelerin kökenlerini araştırıp yazıyordum. İyi de tutmuştu blog ki Ekşi Sözlük'te konusu açılmıştı; yanlış hatırlamıyorsam Chip Dergisi'nde özel yer ayrılmıştı tanıtım için. Hatta bu konulara ilgi duyan birkaç arkadaşımız da yazarlık yapmaya başlamıştı ama nedense sıkıldım ve o kadar emeği bir anda sildim. Burcumun bir özelliği midir; yoksa kişisel bir bozukluk falan mıdır bilmiyorum ama gençken vardı böyle huylarım. Telefon rehberini falan komple silerdim ve yeni aldığım kararlar doğrultusunda tekrar eklerdim herkesi. 


Kelimelerin etimolojilerini okumak, araştırmak hoşuma gidiyor. Bu konuda birkaç Facebook sayfasını da takip ediyorum. Orada Emin ÖZCAN isimli bir arkadaşın paylaştıkları hoşuma gitmiş ve kaydetmişim. Sizlerin de ilgisini çekebilir diye burada paylaşmak istedim.

Beğ Armudu > Bergamot

Çehar (Çâr)= Dört



Farsça "dört", "çehâr"dır (چهار). Ancak okunuşu "çâr" şeklinde geçmiştir. Yukarıdaki kelimeler de bu şekilde dilimize evrilmiştir. Ne güzel değil mi?

Kelimelerin kökenlerini araştırdıkça çok değişik bilgilere ulaşıyorsunuz ve bu da insanı mutlu ediyor nedense! Sizin bildiğiniz değişik bilgiler var mı bu konuda?

Perşembe, Nisan 19, 2018

Hırsızlıkta Çıtayı Yükseltenler

Nisan 19, 2018 15
Hırsızlıkta Çıtayı Yükseltenler
Hırsızlık en büyük günahlardan ve kötü hasletlerden. Medenî kanunda çok da bir cezası yok. Kişiye göre muamele de uygulanabiliyor. Bir tarafta baklava çalan çocuk yıllara mahkum edilebilirken; diğer tarafta adam ülkeyi soyup soğana da çevirse cezasız kalabiliyor. Evinize giren hırsızı nerede etkisiz hâle getirdiğinize bağlı olarak suçlu siz de olabiliyorsunuz; hırsız da olabiliyor! Böyle bir düzende adalet aramak mümkün değil o yüzden! Burada yine bir Nasreddin Hoca fıkrası aklına geliyor insanın. Ne demişti Hoca Nasreddin Hz: "Hırsızın hiç mi suçu yok?"

Hakiki İslam kanunları geçerli olsa ve bizler de hakiki müslüman olabilsek ülkede ve dünyada her şey daha güzel olur ve hırsızlık gibi illetler kökünden kesilir; işin ucunda hırsızlık yapılan elin; uslanmadıysa çapraz bacağının kesilmesi vardır çünkü!

"Hırsızın hiç mi suçu yok?" kısmına farklı bir açıdan detaylıca eğilmek lâzım aslında. Hırsızın muhakkak suçu var ancak hırsızı, hırsızlığa iten tüm faktörler de ele alınmalı, masaya yatırılmalı. Ha bunu alışkanlık olarak da sürdüregelenler de var mı; var evet. 

Başlıkta da belirttiğim konuya giriş yapalım. Aslında tam da benim Facebook'taki Bir Yaşıma Daha Girdim sayfama yönelik bir konu bu ama orada kısa kısa paylaşımlar yapıp geçiyorum. O yüzden burada uzun uzun yazmak istedim. Bu arada o sayfaya her eklediğimi bloga da ekliyorum. (Bilgisayardan giriyorsanız başınızı hafifçe sağa çevirin; telefondan giriyorsanız yorum formunun altına bakın.)

Rabbim kimseyi hırsızlık yapacak düşkünlük seviyesine düşürmesin diyerek asıl konumuza şimdi giriş yapıyorum artık. :) Aşağıdaki videolarda hayatınızda hiç görmediğiniz seviyede, çıtayı çok yükseklere koymuş hırsızlar göreceksiniz. Hepsinin ortak özelliği kıyafetlerinin içine saklayarak hırsızlık yapmaları. Muhtemelen bu ilk hırsızlıkları da değil çünkü çok profesyoneller. Şimdi ilk olarak vücudundan 4 ütü çıkan ablayı izliyoruz:



Sırada soyunma kabinine girip vücudunun her tarafına itina ile kıyafet saran ablayı izliyoruz. Bu da montundan pantolonuna kadar 6 - 7 parça kıyafet almış; kışlıklar hazır!


Sıradaki ablamız ise yükte hafif pahada ağır olan bir ürün grubu tercih etmiş ve 18 - 19 adet telefonu vücudunun muhtelif yerlerine yerleştirmiş.


Bu yaşlı teyze de kozmetik dükkanı işletiyor herhalde. Marketin kişisel bakım reyonunu yüklenmiş gidiyor.


Bu hırsızlar başka memleketlerde yaşadığı için aldığı cezaları bilemeyiz ancak aynısı ülkemizde olsa sizce cezası ne olurdu? 

Pazar, Nisan 15, 2018

Çorumlular Neden Leblebi Yerken Su İçer?

Nisan 15, 2018 20
Çorumlular Neden Leblebi Yerken Su İçer?
Daha önce "Bursalılar Neden Top?" başlığı altında bir yazı dizisi başlatmıştım. Bu yazı dizisinde 81 ilimizi sırasıyla ele alıp o şehirden olanları "neden" de ekleyerek Google'da aratıyorum. Ortaya değişik arama terimleri çıkıyor. Maksat muhabbet olsun diye de burada paylaşıyorum. İlk yazıda 16 plaka Bursa'ya kadar gelmiştim. Şimdi de 32 plaka Isparta'ya kadar geldim. İlk yazımda da belirttiğim üzere Google Amca'nın herhangi bir şey önermediklerini de es geçtim.

Haydi devam edelim:

18 Çankırı


Hiç Çankırılı tanıdığım yok sanırım ama neden sevmiyorsunuz ki siz bu adamları ya hu? Onlar da insan değil mi; sevin gitsin! :)

19 Çorum

Çorumlular gerçekten değişik adamlar. Baksana adamlar eşeğe "baba" diyorlarmış. Leblebi yerken veya yedikten sonra da su içiyorlarmış. Çorum denince aklıma "gobel" sözcüğü geliyor nedense. Bu arada leblebi denince sizce en iyi leblebi nereye aittir? Çorum mu yoksa Tavşanlı mı? Tavşanlı'da 43 çeşit leblebi üretildiğini biliyor muydunuz?

21 Diyarbakır
"Neden sevilmez?" sorusunu Diyarbakırlılar için de soruyorlarmış demek ki! 

23 Elazığ

Elazığlılar Gakkoş olduğundan gakkoş diyorlar. :) Bunu yazınca şu yazımda da bahsettiğim Coğrafya öğretmenim geldi aklıma. 

25 Erzurum

Erzurumlu tanıdığım var birkaç tane. Hepsi gerçekten delikanlı adamlar. Karslıları neden sevmezler sormam lazım; bilmiyorum. Yobazlık kime göre o da tartışılır ama tek taraflı karar verilmemeli veya bir kişinin işlediği tüm memlekete mâl edilmemeli.

26 Eskişehir

Eskişehir benim çalışma bölgemde yer alıyor. Zaman zaman gidiyorum ve hatta 17.04 Salı günü de gideceğim. Eskişehirlilerde benim gözüme çarpan bir çekik gözlülük görmedim ancak Google Amca'ya çok sorulmuş demek ki direkt öneriyor bize. Var mı cevap verebilecek bir Eskişehirli aramızda?

28 Giresun

Giresunlular da fenaymış haa!

31 Hatay

Hataylılar yazmama rağmen sadece "Hatay" olarak algıladı Google. Hatay'ın lanetli olduğunu düşünenler varmış demek ki!

Yazı dizisinin devamı bir gün gelecek. :) Takipte kalın lütfen...
Instagram'dan takip etmek için: https://www.instagram.com/hillme2fun/
Twitter'dan takip etmek için: https://twitter.com/Hillme2fun
Facebook'tan takip etmek için: https://www.facebook.com/hillme.twofun


Cuma, Nisan 06, 2018

Başını Evde Unutmasın!

Nisan 06, 2018 14
Başını Evde Unutmasın!
Nasreddin Hoca Hz'lerine atfedilen bir fıkra vardır bilirsiniz. İnternetteki "özgün" yazma girişimlerinden dolayı fıkradaki karakterler her yazanın elinde değişse de değişmeyen bir şey var o da verdiği mesaj. Fıkra şöyle:


Nasreddin Hoca bir arkadaşını / cimri bir adamı / Akşehir ağalarından birini ziyarete gider. Evine yaklaşırken zaten bahse konu kişiyi pencerede görür. Zili çalınca kapıyı o kişinin eşi açar. Nasreddin Hoca kendini tanıttıktan sonra adamın eşi kocasının evde olmadığını ve kendisiyle görüşemediği için de çok üzüleceğini söyler. Nasreddin Hocamız orada cevabı yapıştırır:
"O zaman eşinize söyleyin de evden çıkarken başını evde / pencerede unutmasın!"

Günümüzde başını evde unutanlar çok fazla. Göz göre göre yalan söylemekten kimse utanmaz; sıkılmaz oldu. Kimse empati kurmuyor. Bu, aklının ucundan bile geçmiyor. Ama kendisi empati kurmadığı hâlde diğer insanların ona karşı olan davranışlarında empati kurmasını bekliyor.

İşim gereği sürekli firma ziyaretleri yapıyorum. Görüştüğüm kişiler fabrikaların bakım, üretim, satınalma, Ar-Ge, proje gibi birimlerinin sorumluları veya direkt firma sahipleri olabiliyor. Ziyaret öncesi firmanın durumuna göre telefon veya mail ile bilgilendirme yapıp onaya istinaden ziyaret gerçekleştirdiğim de oluyor; çatkapı ziyaret ettiğim de. İnsanlar telefon veya maillere cevap vermeye bile tenezzül etmiyor maalesef. Bazen de kapısına kadar gidiyorsunuz; görüşeceğiniz adamı ileriden sigara alanında sigara içerken de görüyorsunuz ama kapıdaki güvenlik o adamın firma dışında olduğunu söylüyor içeriyle görüştükten sonra. 

Şimdilerdeki meşhur tanımıyla yer aldığım bir Sosyal Sorumluluk Projesi için zaman zaman bağış toplamaya çıkıyorum. Esnaf ziyaretleri de gerçekleşiyor bu ulvî etkinliklerde. Bir dükkana giriyorsunuz ve adamın verdiği cevap şu: "Patron yok be ağabey!" Bunu söyleyen kendisi patron aslında ama işte bu adam başını değil, tüm kalıbını ve karakterini unutmuş bir yerlerde. Yalan söylemeden izah etse kimse bir şey demeyecek tıpkı patron yok dediğinde demediği gibi. 

Dediğim gibi azizim! Çok kolay yalan söyler olduk! Rahmetli Muhsin Başkan'ın söylediğinin aksine fırıldak gibi olduk cümleten! Ne demişti merhum? Buradan hatırlayalım:


Siz de karşılaşıyor musunuz başını evde unutanlarla? Ne yapmalı bu adamları sizce?

Salı, Nisan 03, 2018

Televizyon Reklamları Mimi

Nisan 03, 2018 24
Televizyon Reklamları Mimi
Bu sıralar blog dünyasında yazı üretmenin yavaşlamasından olsa gerek bir mim furyası başladı sanırım. En son yazarın kendisini tanıma ile ilgili bir mim cevaplamıştım. Bugün de Belle'nin Kütüphanesi'nin başlattığı; bana da Bir Yıldız'ın Hikayesi'nden gelen bir mimle karşınızdayım. 


Mimin konusu geçmişten veya günümüzden aklınızda kalan; beğendiğiniz en az 2 TV reklamını paylaşmak. Çok fazla TV izlemem ve genelde izlerken reklam denk gelirse de kanal değiştiririm aslında ancak çocukluk yıllarımdan aklıma takılan iki reklam repliği var. Bunları sizinle paylaşmak istedim ben de:

* "Tut şunun ucunu döşeyelim abi!"

Fırat Boru'nun bu reklamı her çıktığında ben de eşlik ediyordum ve gün boyunca dilime pelesenk oluyordu sanki. Var mı hatırlayan?


* "Tık tık tık! Eyi günler!" 

Yapı Kredi'nin bu reklamı da uzun zaman gündemden düşmemişti o zamanlar. Herkes bu repliği her yerde kullanmaya başlamıştı.


Youtube'da reklamları ararken bir de Cola Turka'nın reklamlarını gördüm. Bu da bonus olsun. :)


Şimdi gelelim en zor kısma. Mim yaptıktan sonra birilerini mimlemeyeni dövüyorlar. Mimleyeceğim kişileri seçmek için şimdi Google+'a gidiyorum ve karşıma çıkan ilk 3 blogu mimliyorum. Evet döndüm ve mimlenenler şöyle:

Ertuğrul YILDIRIM (Yazar Yıldırım)
Mehmet ERİŞİR (Egenin İki Yakası / Beyaz Yakalı)
Atakan AKSUNGUR (Ertelemek Yok Etmektir / Büyük Lütuf)

Ben mim yazmıyorum diyenler yorumda başkasını mimlemek sûretiyle mim olayından yırtabilir. Başka türlü kat'iyyen kabul etmiyoruz. :)

Cuma, Mart 30, 2018

GetContact mı, TrueCaller mı?

Mart 30, 2018 14
GetContact mı, TrueCaller mı?
Biliyorsunuz son zamanlarda bir akım çıktı; herkes başkaları beni telefonuna nasıl kaydetmiş diye bakıyor. Bu şekilde bakanlara laf edenler de var elit olarak görünmek için. Ben de baktım tabii ki. InstaBlog olarak kullandığım Instagram hesabım olan @hillme2fun adresinde paylaştım. Oradan da takip edebilirsiniz beni. 


Şimdi bu GetContact'ın asıl amacı sizi arayan yabancı numaraları tanıyıp size kimin aradığını ispiyonlaması olmalı. Tıpkı TrueCaller ve CIA programları gibi. CIA eskiden kullandım ancak şimdilerde TrueCaller kullanıyorum. TrueCaller gerçekten bu konuda başarılı. GetContact ise maalesef bu konuda sınıfta kalıyor. TrueCaller'ın tanıdığı numaraları GetContact tanıyamıyor.

İki telefonumda da test ettim ve sonunda GetContact'ı kaldırdım. Nasıl olsa millet beni nasıl kaydetmiş onu da görmüş oldum. TrueCaller'ı herkese tavsiye ediyorum ben normal hayatımda da. Geçenlerde bir ağabeyime bahsettim çok beğendi ve o da kurdu hemen. TrueCaller sadece aramaları değil Whatsapp ve normal mesajlarla size ulaşanları da tanıyor. Spam mesajları ve aramaları engelleyip sizi rahatsız etmelerini de engelleyebiliyorsunuz.

Bu aralar @truecaller 'dan çok bahsediyorum, farkındayım. Adamlar para da vermiyor bana tanıtım yap diye. Gerçekten güzel bir program. Her telefonda muhakkak olmalı. Geçenlerde bir bayimde otururken orada da konusu geçti. Onlar bilmiyormuş ve çok hoşlarına gitti bahsedince. Hemen onlar da yükledi. Truecaller sadece aramalarda değil mesajlaşma uygulamalarında da numaranın kime ait olduğunu size söylüyor. WhatsApp'taki tanımadığınız bir numaranın kim olduğunu hemen belirtiyor. Görsellerde gördüğünüz şekilde bir numaranın spam olup olmadığını size bildiriyor. Bu spama maruz kalan birkaç kişi dolandırıcı diye isim verince numara sizde de dolandırıcı diye çıkıyor. Bu sayede mesaja itibar etmiyorsunuz. Size böyle bir mesaj geldi mi 0850 346 89 43 numaralı dolandırıcılardan? Aman dikkat! @halkbank 'ın ve diğer ilgili mercilerin de olaya el atması gerekiyor bence. #halkbank #dolandırıcı #truecaller #parafpuan #paraf #spam #kamuspotu #telefon #telefondolandırıcılığı
A post shared by Hillme 2fun (@hillme2fun) on


TrueCaller bir telefonda benim vazgeçilmez programlarımdandır. GetContact'ın o seviyeye ulaşması zor gibi görünüyor. Herkes bir defa baktı nasıl kaydedilmişim diye hevesini aldı ve şimdilerde silmeye başlamıştır programı. Ha bu arada sizi nasıl kaydetmişler arkadaşlarınız? İçinde şaşırdığınız etiketlemeler var mı?

Çarşamba, Mart 28, 2018

12 Soruda ReHiTu - Mim

Mart 28, 2018 38
12 Soruda ReHiTu - Mim
Mim nedir, ne demektir diye soranlar olacaktır muhakkak blog camiasına uzak olanlar. Mim ve mimlenmek hakkında kısaca açıklama yaptığım bir önceki mim yazıma göz atabilirsiniz.

Şimdi gelelim bu seferki mimimize. Blogcu Sultan'ın başlatıp silsile yoluyla farklı blogculara ulaşan bu mim bana İnci'den Notlar ve Momentos bloglarından geçti. Mime başlamadan önce kendilerine teşekkür ediyorum.

  • Nerelisin?
Aslen Afyonkarahisarlıyım ancak babamın işi gereği bulunduğu Kütahya Tavşanlı'da açmışım dünyaya gözlerimi 88'de. Şu anda işim gereği Bursa'da yaşıyorum.  
  • Burcun Nedir?
Kova. Burçları çok bilmem ama denk geldikçe okurum ve ben tipik bir kovayım derim. 

  • Bloglarda En Çok İlgini Çeken Nedir?
Tasarım, özgünlü, yazım kurallarına uygunluk ve kısalık. Uzun uzun yazıları okumaya vaktimiz yok ki! Uzun yazılması gereken yazılar muhakkak vardır ancak lafı dolambaçlı yollarla tamamlayanlara benim sitemim. Tasarım deyince kendi blogumla zıtlaşmadan açıklama yapayım. Bloguma ziyaretçilerin %70'i mobilden geliyor ancak temalar masaüstü kullanıcılarına göre dizayn edilmiş oluyor. O yüzden ben mobilde hızlı olsun düşüncesiyle Blogger'ın kendi temalarına geçiş yaptım.
  • En Sevdiğin Mevsim Hangisi?
Kar kış kıyamet. Ama bu sene gelmedi sevdiceğim.
  • Yabancı Dil Biliyor musun?
Bizim zamanımızda Yabancı Dil Ağırlıklı Lise (Süper Lise) vardı. Orada yabancı dil bölümünden mezun olup İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı'na geçtim. 2010'da mezun olduğumdan beri İtalyanca'yı neredeyse hiç kullanmadım. O yüzden İngilizcem, İtalyancam'dan daha iyidir.
  • Boş Zamanlarını Nasıl Değerlendiriyorsun?
Gün içinde masa başı bir işte çalışmadığımdan internete vakit ayıramıyorum. Akşamları oğlum uyduktan sonra boş vakitlerimde bilgisayarla meşgul oluyorum.
  • En Son Hangi Kitabı Okudun?
Bu konuda sınıfta kalırım ben kesin. Blogculardan gördükçe hevesleniyorum okumak için ancak hep yarım kalıyor. Şu sıralar yine bir hevesle Stefan Zweig - Korku'ya başladım. e-kitap olarak okuyorum. Eğer siz de Stefan Zweig'in tüm e-kitaplarına ulaşmak isterseniz buyurun; indirin: https://yadi.sk/d/5ZgHdytb3TnhAA
  • Hayatında Pişman Olduğun Bir Şeyi Anlatır mısın?
Geçmişte yaşanan olumsuz şeyleri zihnimde tutmam. Muhakkak pişmanlık yaşamışımdır ancak tecrübeyi hayatta yediğiniz kazıkların toplamıdır diye tarif etmezler mi? O yüzden tecrübe kazandık diye kendimizi motive edip hayata güzel pencereden bakmalıyız. Yine de bir tane yazmam gerekirse 2,5 sene eşyalarım yandığında keşke adamlara güvenmeyip kendim sigorta yaptırsaydım. Yangınla ilgili yazıya gitmek isterseniz lütfen buraya tıklayın.
  • Tuttuğun Takım Var mı?
Beşiktaşlıyız ailecek. Kayra Eymen tutturdu Vodafone Park'a gidelim diye. Birkaç haftaya gideriz herhalde.
  • Yanından Eksik Etmediğin Şeylerden Bazılarını Yazar mısın?
Sabah evden çıkarken aldım mı diye kontrol ettiğim şeyleri yazsam olur herhalde: iPad, telefonlar, para (cüzdan kullanmadığımdan pantolonların cebinde kalabiliyor), kartlar, işitme cihazım ve arabanın anahtarı.
  • En Sevdiğin İçecek Nedir?
Herhalde gazozdur. Asitli şeylerden uzak durmaya çalışsam da aklıma geldikçe içiyorum. Tiryakisi olduğum hiçbir içecek yok ama.
  • Blogundan Hiç Para Kazandın mı?
Evet kazandım ve kazanıyorum. Para için yazmıyorum ancak damlaması hoşuma gidiyor.

Ben de bu mimi Blogger / Blogcu Whatsapp Grubu'na üye olan teyzom Beytullah POYRAZ'a, Deniz Humması blogunun sahibi avukat arkadaşımıza ve henüz tanışamadığım (katıldığını yeni farkettim) numarası 51 04 ile biten arkadaşımıza gönderiyorum. Onlar da yazarlar herhalde.

Bu arada sizleri de Whatsapp grubumuza bekleriz. Buraya tıklayarak direkt gruba dahil olabilirsiniz:

Cumartesi, Mart 24, 2018

En Yararsız Gerçekler

Mart 24, 2018 19
En Yararsız Gerçekler
Uzun zamandır Quora'dan yayın devşirmiyorum buraya. Yazacak bir şeyler ararken aklıma geldi ve hemen yer imi eklediğim cevaplara bir göz attım ve sizler için en yararsız gerçeklerden bahsetmek istedim. Bu bilgileri öğrenmek bana, bize, size bir şey katmayabilir ancak bir yaşınıza daha girebilirsiniz. Bunun gibi daha fazla "Bir yaşıma daha girdim!" diyebileceğiniz kısa kısa bilgiler almak isterseniz Facebook'taki Bir Yaşıma Daha Girdim sayfasını beğenebilirsiniz:




Neymiş bakalım Mian Mazhar Yasin'in kanıtlarıyla birlikte sunduğu yararsız gerçekler!


  • Her gün ortalama 12 yenidoğan çocuk yanlış aileye veriliyor!
Biz de onlardan biri değilizdir umarım. :) Beni anam evde doğurmuş öyle bir yanlışlık olması mümkün değil zaten. Hatta şehirde başka çocuklarla karışmayayım diye nüfusa kaydım bile 6 ay sonra yapılmış. :)

  • Kullanımda olan en uzun yer ismi:
Taumatawhakatangihangakoauauotamateaturipukakapikimaungahoronukupokaiwhenuakitanatahu. Tabii ki ben yazmadım; Yasin'in yazdığını kopyaladım. Varsa bir yanlışlık ona aittir. :)

Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiş Yeni Zelanda'daki bu tepenin isminin anlamının Türkçesi (ne güzel zincirleme isim tamlaması oldu) şöyleymiş: Toprakyiyen olarak bilinen, sevdiğine kaval çalan, büyük dizleri ile dağlardan kayıp dağlara tırmanıp adeta dağları yalayıp yutan adam Tamatea'nın yeri.

Adam maço imiş ama sevdiğine serenat da yapıyormuş demek ki! Büyüksün Tamatea!

  • Yunus balıkları tek gözü açık uyurmuş.
  • Filler zıplayamayan tek memeli hayvan imiş.
  • Ortalama bir insan yılda 12 haftasını bir şeyler arayarak geçiriyormuş.
  • Nefesinizi tutarak kendinizi öldüremezsiniz!
  • Ortalama bir kadın ömrü boyunca 2,72kg ruj tüketiyormuş.
Makyaj blogu olan bayanlarda herhalde bu 10-15 katına çıkacaktır. Allah gecinden versin de öldüğünüzde hesaplasınlar artık yakınlarınız. 
  • Bütün kutup ayıları solaktır.
  • Rujların yapımında balık pulları kullanılır.
  • Develerin 3 tane göz kapağı vardır.
  • Venüs ve Uranüs saat yönünde dönerler. 
Sizin aklınıza gelen bu şekilde yararsız gerçek veya gerçekler var mı? Varsa yorumlarınızla konuyu yeşillendirebilir misiniz?

Salı, Mart 20, 2018

Bilgilerinize Rica Ederiz (!)

Mart 20, 2018 8
Bilgilerinize Rica Ederiz (!)
Az önce bir haber okurken karşıma çıktı bu ifade. Okurken sadece benim mi kulağımı tırmalıyor bu; yoksa ben mi çok takıntılıyım? Habere konu olan metin şu:


Habere göre Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne ait işletmelerden BESAŞ Ekmek Fabrikası, bayilerine yukarıdaki yazıyı göndermiş ve "Alkol satıyorsanız ekmek yok!" demiş. Bilgilendirme metnini de üç yanlışla noktalamış. Öncelikle "bayilik sözleşmemizin" yanlış olmuş. Sözleşme karşılıklı imzalandıktan sonra sadece bir tarafa ait değil ortak bir evrak olmuş oluyor. O yüzden "bayilik sözleşmesinin" yazılması gerekirdi.

"Tarafımızdan fesih edileceğini" yazmışlar ki bu da yanlıştır. "Fesih" ve "etmek" fiilleri birleşik yazılır ve doğrusu "tarafımızdan feshedileceğini" olmalıdır. Ve son olarak da gelelim konumuza başlık olan ifadeye! "Bilgilerinize rica ederiz." de ne demek ya hu!

Şimdi bu sondaki ifade maalesef resmî yazışmalardaki en tuhaf kullanımlardan bir tanesi. Bürokrasideki mantığı yazıya uygulamaya çalışıyorlar. Nedir o mantık? Üst, asta arz eder; ast, üste rica eder. Bunu da düz mantıkla "Bilgilerinize arz ederim rica ederim." şeklinde yazarsan Türkçe'yi katletmiş olursun. Tuhaflığı anlamak için "bir şeye rica etmek" şeklinde bir kullanım olmadığını düşünmek yeterli oluyor.

"Bilgilerinizi rica ederim." şeklinde de bir kullanım var ancak o da bir garip. Kim türettiyse bu kullanımı maalesef virüs gibi yayılmış. Öylesine yayılmış ki üniversitelerin hazırladığı konu ile ilgili dokümanlarda bile "bilgilerinizi rica ederim" kullanımı doğru kabul edilip öğrencilere sunulmuş.

Bu tuhaf kullanımdan kaçınmak için en güzeli "Bilgilerinize sunarım." olabilir. Bilgilendirmenin sonunda bir şey yapılması isteniyorsa "Gereğinin yapılmasını rica ederim." olabilir. Hiç birisine eliniz varmıyosa o zaman "Bilgilerinize..." yazıp bitirin ama yeter ki "Bilgilerinize/Bilgilerinizi rica ederim." demeyin ya hu! Birileri ses çıkarsa ve farklı kullanımları denese o da olumsuz örnekler gibi yayılır herhalde. 

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bana katılıp katılmadığınız noktalar varsa lütfen siz de yorum yapıp fikrinizi beyan edin. 

Pazartesi, Mart 19, 2018

CHP'nin Domalan Kadın Heykeli

Mart 19, 2018 14
CHP'nin Domalan Kadın Heykeli
Haftasonu Facebook'ta yaşlıca bir tanıdığım aşağıdaki Facebook gönderisini paylaşmış.

domalan kadın heykeli
Sözde CHP'nin Domalan Kadın Heykeli
Öncelikle her "domalan" kelimesini duyduğumda affınıza sığınarak aşağıdaki afişin aklıma geldiğini söylemek istiyorum. 

Paylaşımı ilk gördüğümde gene uydurma bir paylaşımdır diye düşündüm ve de haklı çıktım. İnternette ve sosyal medyada her gördüğünüze inanmayın diye daha önce de şu yazıları kaleme almıştım:

Sosyal Medyada Her Yazılana İnanmayın


Yukarıdaki yazılarımı da muhakkak okumanızı öneririm. Evet gelelim sözde CHP'nin domalan kadın heykeline! Aklınıza, mantığınıza uymayan; bilginiz dâhilinde sosyal medyada karşınıza çıkan her şeyi hemen paylaşmayın yoksa zor durumda kalırsınız. Benim yaptığım gibi küçük bir Google Amca soruşturması ile haberin gerçek mi yoksa asparagas mı olduğunu hemen anlayabilirsiniz. 

Ben bu araştırmayı nasıl yaptığımı size de anlatayım ki ileride siz de aklınıza takılanı bu şekilde sorgulayın. Google klasik arama ile de çözüme ulaşırsınız muhakkak ancak bu tür görsel paylaşımlarında Google'ın görsel ile arama özelliğini muhakkak kullanın! Ben yukarıdaki paylaşımın yazı olan kısmını dışarıda bırakarak görselin heykel kısmını kırpıp aldım. Sonrasında ise https://www.google.com.tr/imghp?hl=tr adresine geldim. Buraya Google ana sayfasının en üst sağ köşesindeki "Görseller" sekmesinden de gelebilirsiniz. 

Elde ettiğim görseli aratmak için arama ekranındaki fotoğraf makinesi ikonuna tıkladım ve oradan da iki seçenek sunuldu: Birincisi "Görsel URL'sini yapıştır"; diğeri ise "Görsel yükleyin!" Ben bilgisayara kaydettiğim için görseli yükledim ve sonuç ortada! Anlatmaya gerek yok; işte görüyorsunuz:

Bu heykel daha önce Kızlar Soruyor, Twitter, Uludağ Sözlük gibi mecralarda haber olmuş yakın zamanlarda. Muhtemelen kendini uyanık zanneden birisi heykeli almış ve CHP'nin domalan kadın heykeli diye sosyal medyaya sunmuş. Birçok sazan da maalesef atlamış. 

Şimdi gelelim bu heykelin gerçek hikayesine. Heykel, 1943 doğumlu ABD'li Terry ALLEN'e ait. Terry ALLEN sanatın her türlü alanında faaliyet gösteren çok yönlü bir adammış. Bu heykeli ise HumaNature adını verdiği çalışmalarından bir tanesi. Heykel Oliver Ranch Foundation'da sergileniyor. Oliver Ranch'e ait websitesine şu anda erişilemiyor. http://www.oliverranchfoundation.org adresi hata veriyor.  

Terry ALLEN bu heykeli 1992'de dikmiş ve 1990'da da aşağıda göreceğiniz üzere benzer bir heykel yapmış. Bu heykellerle ALLEN, insanların sorunlara karşı duyarsız olduğunu, gerçekleri kabul etmediğini ve 3 maymunu oynadığını ifade etmiş. 

Sonuç olarak ne sanal âlemde ne de gerçek hayatta her duyduğunuza inanmayın. Birileri gerçeği ortaya çıkarır da ortada kalırsınız. Siz karşılaşmış mıydınız bu heykelle sosyal medyada? İlk gördüğünüzde siz ne düşündünüz?

Pazar, Mart 18, 2018

Kobo'da İlk e-kitabınız 15,00₺ İndirimli!

Mart 18, 2018 6
Kobo'da İlk e-kitabınız 15,00₺ İndirimli!
Geçenlerde bir vesile ile Abbas SAYAR'ın El Eli Yur, El de Yüzü isimli kitabına denk geldim Google Kitaplar'da. Belki biliyorsunuzdur Google Kitaplar'da pdf hâlinde sunulan kitapların bazı bölümlerini okuyabiliyorsunuz satınalmadan önce. Bu özelliği sâyesinde kitabın içeriğini görmüş oldum ve kullanılan dil hoşuma gittiği için de kitabı satın almak istedim.


El Eli Yur, El de Yüzü kitabını direkt Google Kitaplar uygulaması üzerinden PDF olarak almak istediğinizde fiyatı 9,60₺. Online kitap satıcılarından basılı hâlini almak istediğinizde ise fiyatı 10,40₺ - 11,20₺ arasında değişiyor.

Son zamanlarda kitapları e-kitap olarak tercih etmeye başladığım için araştırmamı e-kitap olarak yaptım. Hatta ücretsiz e-kitap sunan platformlarda da araştırdım ancak bahse konu kitabı bulamadım. Araştırmalarıma devam ederken Kobo diye bir yere uğradım. İlk başta yeni bir yeri keşfettiğimi sanmıştım ancak Kobo zaten bilinen bir platform imiş. Ben yine de bilmeyenler için tanıtım yapayım diye düşündüm.

Kobo binlerce e-kitabı bulabileceğiniz sanal ve global bir kitapçı. Şu sıralar güzel bir kampanyası da var ilk defa Kobo'ya gelecek olanlara.

Evet görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok! Mükemmel! :) 

Teklifin şartları da şöyle:

* Teklif yalnızca kobo.com’dan ilk alımlarını 1 Ocak 2018 12.00 EST ila 31 Aralık 2018 23.59 EST arasında yapan Türkiye vatandaşları için geçerlidir. 15 TL’lik kredi otomatik olarak 15,01 TL veya üzeri fiyatlı bir öğeyi alımınıza uygulanacaktır (vergi hariç). Kredi, bir kez kullanılabilir ve sadece ilk alımlar için geçerlidir. Geçmişte Kobo hesabınızı kullanarak bir satın alma yaparsınız, bu teklif için uygun olmayacaksınız. Bu fırsat başka fırsatlarla veya promosyonlarla birleştirilemez ve daha önceki alışverişlerin bakiyesinde kullanılamaz. Satın alma işlemi tamamlandıktan sonra indirim uygulanamaz veya indirim tutarı iade edilemez. Rakuten Kobo Inc. bu teklifi herhangi bir zamanda önceden haber vermeden değiştirme veya iptal etme hakkını saklı tutar.

Bahsetmem gereken en büyük detay şudur ki 15,00₺ altında birkaç kitabı sepete ekleyerek 15,00₺'yi geçtiğinizde indirim aktif olmuyor. Alacağınız kitap veya kitaplardan biri muhakkak 15,00₺'nin üzerinde olmalı. 

Bahse konu kitap Kobo'da 4,90₺. Araştırırken Idefix ve D&R'da da e-kitap hâlinin satışını gördüm. Onlar da Kobo altyapısını kullanıyorlar. Hâliyle onlarda da fiyat 4,90₺ PDF için. Sizler de eğer Kobo'yla daha önce tanışmadıysanız bu teklifi muhakkak değerlendirin ve 15,01₺'lik kitaba sadece 0,01₺ ödeyerek sahip olun!

Kobo'dan satın aldığınız kitabı yine Kobo'ya ait uygulamalar ile ister telefondan ister tabletten okuyabiliyorsunuz. Bir de Kobo'nun kendi e-okuyucuları var. Türkiye'de sadece D&R'da satılıyor. Bir modeli 419,00₺ iken diğeri 919,00₺. Biri hediye etse de bol bol kitap okusak!

Kobo'nun bu teklifini değerlendirmeyi düşünüyor musunuz? e-kitaba bakış açınız nedir? Sizce tabletler e-okuyucunun yerini tutuyor mu? Konu hakkındaki düşünceleriniz benim için önemli. Lütfen yorumlayın siz de! 

Cumartesi, Mart 17, 2018

Sahtekar Hira Beach Bodrum Otel

Mart 17, 2018 24
Sahtekar Hira Beach Bodrum Otel
Yaşadığımız yangın afetinden sonra zor günler geçirmiştik. Durumumuz yavaştan düzelince geçen sene ucuz yollu da olsa bir tatile gidelim diye düşünmüştük. İnternetten gerekli araştırmaları da yaptıktan sonra yorumlara kanarak Ağustos'daki tatil için geçen sene bu zamanlardan ödeme yaptık ve "Aşk Bodrum'da yaşanıyor güzelim" şarkıları eşliğinde Bodrum Ezel Beach'e gittik iki aile, iki arabayla.

Otele varana kadar her şey güzeldi. Otelde işin iç yüzü ortaya çıktı. İşin aslı o paraya Bodrum'da tatil yapamayız; belki de gittiğimizde ortada otel motel olmayacak diye düşünürken neyse ki bir otel vardı karşımızda. Bize verdikleri oda berbattı. Hiç temizlenmemiş neredeyse. Otel çalışanlarının odasının yanında ve onlar da afedersiniz donuna kadar yerlere atmışlar. Klimalar çalışmıyor. Etrafta çöpler, kaşıklar, bardaklar. Burada kalınmaz deyip paramızı iade etmelerini istedik. 21 gün sonra iade edebileceklerini söylediler. Adamların tipine güvenemediğimiz için mecbur kalacağız yoksa paranın üstüne yatarlar dedik. 

Odamızı değiştirttik. İlkine nispeten daha iyiydi ancak yine de bakımsızdı. Her şikayetimizde bu sene yeni devraldık; elemanlar da yeni kusura bakmayın dediler. Otel İslâmî Otel konseptiyle hizmet veriyordu ancak alakası yok. Yemekler berbattı. Kırmızı et hiç yoktu. Kırmızı et gibi görünenlerin hepsi beyaz et. Zaten o ortamı gördükten sonra yemek yiyesiniz de gelmiyor. Çalışanların hiçbiri kişisel temizliğine özen göstermiyor. 

Otelin kötü yanlarını anlata anlata bitiremem herhalde. Düşmanım bile gitmesin dediğim bir oteldi Bodrum Ezel Beach. Ben aslında bu yazıyı tatil dönüşü yazacaktım ancak "Elâlem ne der yazma!" dediler. :) Ben de tamam yazmayacağım demiştim ancak dün gördüğüm Facebook reklamıyla yeminimi bozdum uleyn!

Bizim Ezel Beach olmuş Hira Beach. Ağzıma gelen en ağır hakaretlerin sahibi insancıklar demek ki her sene isim değiştirerek yeni müşteriler topluyorlar. Google Amca'ya Ezel Beach yazdığınızda göreceğiniz şikayetlerin haddi hesabı yok. Sağ tarafta çıkan Google yorumlarını okumanız bile yeterli. Mesela biri de benim gibi Ezel Beach'in Hira Beach olduğunu anlamış:
ŞikayetVar'da da çok fazla olumsuz yorum görebilirsiniz.

Şimdi Google Amca'ya bir de Hira Beach'i sorun. Ne gördünüz? Kalbiniz gibi bembeyaz, tertemiz bir sayfa değil mi? Yukarıdaki reklamda kullandıkları görsellerin aynılarını ben size internette ve kendi fotoğraflarımda da bulabilirim. Hira Beach'in eski Ezel Beach olduğuna zerre şüphe yok.

Bu yazıyı "Ben yandım eller yanmasın!" türküsü eşliğinde yazıyorum. Ezel Beach'in Facebook sayfaları duruyor ancak uyanıklar adresi İstanbul yapmışlar görünmesin diye. Websiteleri ise çalışmıyor. 

Demem o ki bu işletmeden uzak durun! Bu yazıyı burasıyla ilgilenen herkese gönderin. Hira Beach eski Ezel Beach'tir. Gittiğinizde sizin de karşılaşacağınız manzara aynısıdır. Aman dikkat! Paranız ve sağlığınızdan olmayın! Şunu merak ediyorum acaba burası geçen seneden önce ne beach'ti acaba? Peach Beach olabilir mi veya Sahtekar Beach?

Cuma, Mart 16, 2018

Nadir Kelimeler - 2

Mart 16, 2018 18
Nadir Kelimeler - 2
Senin kelimelerle aran iyi dediler ve beni gazladılar. Ben de Nâdir Kelimeler serisine 2 numaralı içerikle devam edeyim dedim. Mâlum günlük hayatta çok az kelime ile hayatımızı idâme ettirebiliyoruz. Bu yüzden de az duyulan kelimeleri daha sonra duyduğumuzda bu ne demek ya hu der hâle geliyoruz. Benim bu seride yazacağım kelimeleri bazıları çok iyi biliyor ve kullanıyor da olabilir ancak ben yazımı çoğunluğa göre hazırlıyorum takdir edersiniz ki.

Şimdi gelelim bu seferki kelimelerimize:

* Bilâbedel
Serinin ilk yazısında She Is The Man'in hatırlattığı bir kelime "bilâbedel". She Is The Man'de kelime ilk olarak "bedeli karşılığında" gibi bir çağrışım yapmış ancak sonradan öğrenmiş ki anlamı tam tersine "bedelsiz" demekmiş. Evet "bilâ" kelimesi Arapça bir önektir ve İngilizce'deki "without"ın amcasının oğludur. "Bilâbedel"i en iyi tanımlayan İngilizce kelime ise "without cost"tur.
"Bilâbedel" birleşik yazılır. Dilimizde "bilâ" ile başlayan farklı kelimeler de vardır:


* Debdebe
"Debdebe" kelimesi de dilimize Arapça'dan girmiştir. "Görkem, gösteriş, şatafat, şaşaa, ihtişam" anlamlarına gelmektedir. Debdebeyi açıklarken ne kadar da güzel kelimeleri tekrar etmiş olduk. Eskiden sanki daha çok kullanılırdı bu kelime. Nadir kelimelerden sayılır artık herhalde. 

Bu sefer gözüme takılan nadir kelimeler bunlar. İlerleyen zamanlarda yine seriye devam ederiz herhalde. Sizin önerdiğiniz nadir kelimelere de muhakkak yer veririm.