2018 - ReHiTu.com

Cumartesi, Ağustos 11, 2018

Bursa'dan İki Helal Mekan

Ağustos 11, 2018 13
Bursa'dan İki Helal Mekan
Helâl - haram konusu günümüz müslümanlarının en çok aldandığı konulardan maalesef. Bunların en önde gidenlerinden biri de benim. Dikkat edemiyoruz. Helâl ve harama tam manasıyla riâyet edemediğimiz için de ibâdetlerden zevk alamıyoruz; duâlarımız kabûl olmuyor çünkü tam mânâsıyla ibâdet yaptırmıyor nefis ve şeytan. Boğazımızdan geçene çok çok dikkat etmek gerekiyor. Parayı helâlinden kazanmaya dikkat ediyoruz belki ama yediğimiz - içtiğimize o derece dikkat etmiyoruz.




Ben detaylıca ele almak isterdim bu helal - haram konusunu ancak ciltlerce kitapla [binlerce blog yayını diyelim biz :)] anlatılabilecek bir konu bu. Ben sadece beyaz et ve kırmızı et kanalında Bursa'da gönül rahatlığıyla tercih edebileceğiniz 2 mekandan bahsedeceğim sizlere.

Bir tanesi Fidyekızık Şelale Park Tesisleri. Hem kapalı alanı olan hem de yeşillikler ve su sesi ile bezenmiş oldukça geniş bir açık alanı olan bir işletme. Açık alanda çocuklarınız için oyun parkı da mevcut. Bursa'da yaşıyorsanız muhakkak bir kere uğrayıp mekanı ve lezzetleri görmelisiniz. Fidyekızık Şelale Park Tesisleri'nin Facebook sayfasından mekan ile ilgili görsellere, müşteri yorumlarına ve diğer ihtiyacınız olabilecek tüm bilgilere erişebilirsiniz:  https://www.facebook.com/selaleparkbursa/

Kışın Şelale Park. (Kışı özlemişim.)
Diğer mekan ise henüz yeni açıldı. Bursa'nın tam merkezinde yer alıyor. Böylece alışveriş ve sair ihtiyaçlar için şehir merkezine gelen ve helal yemek isteyenler için harika bir gelişme oldu buranın açılması. Ulu Camii ziyaretine farklı şehirlerden gelen yerli ziyaretçiler de yararlanabilir çok fazla mesafesi yok Ulu Camii ile arasında.

Çamlıca Izgara - Döner adıyla Reyhan Mah. Mantıcı Cd. No: 34/A Osmangazi / Bursa adresinde hizmet vermeye başlayan Çamlıca Izgara - Döner, Şehreküstü Metro İstasyonu'nun meydan çıkışında yer alıyor. 


Ben işim gereği sürekli öğle yemeklerinde dışarıda oluyorum. Yediğime içtiğime dikkat etmeye çalışıyorum ama çoğu zaman bunu başaramıyorum. Ben kendi bildiğim ve güvendiğim Akdeniz Toros ürünleri kullanan bu mekanlara eğer yakınsam gidiyorum ancak genelde Nilüfer tarafında olduğum için o taraflarda sizin bildiğiniz, güvendiğiniz, gerçek manasıyla helalliğinden emin olduğunuz mekanlar varsa tavsiyelerinizi de bekliyorum. Sadece Nilüfer için değil Bursa'nın herhangi bir bölgesinden de mekan önerebilirsiniz. 

Etin dana eti veya koyun eti olması o etin helal olduğu anlamına gelmediğini; haram etten kastımızın da domuz eti olmadığını belirterek yazımı tamamlamak istedim. Bursa'da yemek yiyebileceğimiz helal restoranlar önerinizi bekliyorum. Restoran deyince yanlış anlaşılmasın. Tanıdığınız bir kasap vardır. Köfte ekmek yapıp satıyordur ve bu adam besmelesiz kurban kesmez gidip yiyebilirsin dediğiniz yerleri de yazabilirsiniz. 

Perşembe, Ağustos 09, 2018

Dineliyorum Gözlerim Kapalı!

Ağustos 09, 2018 7
Dineliyorum Gözlerim Kapalı!
Geçen haftadan beri Kim Milyoner Olmak İster? yarışması konuşuluyor. Eskiden de zaman zaman böyle gündem oluyordu bu yarışma ancak geçen hafta üst üste konuşuldu. Sosyal medyada da sık sık konuşulmasının bir nedeni Harvard Üniversitesi'nde eğitim görmüş birinin ilk soruda elenmesi idi.


Diğer bir konu ise bir bayanın Çin Seddi'nin nerede olduğu sorulan soruda 2 joker harcamasıydı. Cevap tabii ki Çin ancak yarışma heyecanı ile ve benim tahminim "Cevabı Çin olamaz; bu kadar kolay soru sormazlar!" tahminini yürüterek tereddütte kaldı hanımefendi ve 2 jokeri feda etti bu basit soruda.

Kim Milyoner Olmak İster?'den Milyonluk Resim yarışmasına zıplıyorum burada ve geçen yıl aynı zamanlar Bir Yaşıma Daha Girdim sayfasında paylaştığım bu videoyu bonus olarak bırakıyorum:


Bu arada Bir Yaşıma Daha Girdim için de blog açtım. Oraya da gelirseniz beklerim: https://girdimbiryasimadaha.blogspot.com/

Neyse biz şimdi asıl konumuza geçelim. Kim Milyoner Olmak İster?'in sosyal medyaya düşen diğer bir sorusu ise şuydu:


30.000,00₺'lik bir soru. Bana gelse kazanırdım; cevabını biliyordum çünkü bizim Afyonkarahisar - Kütahya çevresinde de kullanılır bu "dinelmek" kelimesi. Aradaki "n" harfi "nazal n" veya "şağır kef" denilen cinsten. Sabah sabah evde uyuyanları uyandırmamak adına Forvo'ya şu kötü telaffuzu gönderdim; idare edin artık. :)


"Dineliyorum" diyen biri ayakta duruyordur. Muhtemelen bu kelimenin diglenmek > digelmek > dikelmek > dinelmek ve şu anda dikilmek şeklinde bir yolculuğu olmuş. Uzun zamandır duymamıştım "dinelmek" kelimesini. Benim bir ara başlattığım "Nadir Kelimeler" kategorisine girmeye adaydı.

Peki sizin yörelerde kullanılıp da Kim Milyoner Olmak İster?'de 30.000,00₺'lik soru olarak sorulabilecek yörenize özgü kelimeler var mı? Haydi biraz beyin fırtınası yapalım ve yorumu ona göre yazalım! :) Siz gerekirse cevabı hemen yazmayın ve arkadan gelenler sorunuzu yanıtlasın! :)

Cumartesi, Ağustos 04, 2018

Sudan Ölmüş!

Ağustos 04, 2018 8
Sudan Ölmüş!
Sudan deyince aklınıza ne geliyor? Muhtemelen "u"yu çekmeden okursak içtiğimiz "su - dan" aklınıza gelir. Ablatif hâli yâni. "U"yu çekerek okursak da ülke olan Sûdan aklınıza gelir. Aslında Sudan denildiğinde aklınıza gelmesi gereken bir canlı daha vardı ki yaşlılıktan hayatını kaybetmiş. R.I.P. diyelim.


19 Mart 2018'de ölen Sudan, dünyanın son erkek kuzey beyaz gergedanı imiş. Ölmeden önce yaşadığı Kenya'da hükümet tarafından 24 saat silahlı korumalarla korunmuş; iki dişi kuzey beyaz gergedanıyla birlikte yaşamasına rağmen üreme çalışmaları başarılı olmamış. 45 yaşında ise hayata gözlerini yummuş.


Üreme çalışmaları için yürütülen kampanyalar kapsamında erkek Sudan, çöpçatanlık uygulaması Tinder'a da kaydolmuş. Tinder denen uygulamayı ben de ilk zamanlarında meraktan yüklemiştim. Karşı cinsten birilerini size gösteriyor ve siz ekranı sola kaydırırsanız beğenmediğinizi; sağa kaydırırsanız da beğendiğinizi ifade ediyorsunuz. Karşı taraf da size beğeni duyduysa siz eşleşmiş oluyorsunuz ve muhabbete başlıyorsunuz. Neyse efendim işte Tinder'da manita arayanlara bu vahşi cazibeli Sudanımız da gösteriliyormuş ve eğer kullanıcılar sağa kaydırırsa ekranı üreme çalışmalarına katkı sağlayabilecekleri yardım sayfasına yönlendiriliyormuş.

Teroik olarak maalesef kuzey beyaz gergedanlarının soyu tükenmiş oldu. Şu anda Sudan'ın dişi yavrusu Najin (yaş 27) ile Najin'in dişi yavrusu Fatu (yaş 17) hayatta. Sudan'dan önceki erkek kuzey beyaz gergedanı Suni ise 2014'te ölmüş. 

Gergedan Sudan ismini Sudan Cumhuriyeti'nde doğduğu için buradan almış. İnsanoğlu maalesef Sudan ve diğerlerini katlederek tüm canlılar âlemine en çok zarar veren tür ünvanını kimseye bırakmıyor. 2015 yılında hazırlanmış şu videoyu da izlemenizi isterim:



Bu devasa Sudan hakkında yazarken önceki yazılarımdan biri olan Fil Katili Edison başlıklı yazım aklıma geldi. Onu da okumanızı tavsiye ederim. Daha önce duymuş muydunuz siz Sudan'ı? Hayvanlar alemi sizin de ilgi alanınıza giriyor mu?

Salı, Temmuz 31, 2018

Duşakabin Blogayazı

Temmuz 31, 2018 21
Duşakabin Blogayazı
Bazı kelimeleri duyunca sizin de aklınızda soru işaretleri oluşuyor mu hemen? Soru işareti değilse de ampul falan yanıyor mu başınızın üstünde? Bende bazen hatta çoğu zaman oluyor. "Duşakabin" kelimesi dikkatimi çekmişti geçenlerde ve inceleyeyim diye hemen Google Keep'e not aldım.

"Duşakabin" ismi gerçekten harika bir jenerik isim. Neyi kastettiğiniz anında anlaşılıyor bu kelime ile. 1986 yılında böyle bir isimle sektöre giriş yapan firmadan sonra farklı sektörlerden de benzer markalar türetmelerini beklerdim açıkçası. Kapıyakol, Suyabardak, Telefonakılıf gibi varyasyonlar olabilirdi sanki. :)

İkinci paragrafta dolaylı yoldan biraz anlatmaya çalıştım. "Duşakabin" bir cins isim değil. Duş kabini imalatı yapan bir firmanın markasının adı. O firma ile ilgili şöyle bir bilgi buldum:


Evet yazıda da bahsedildiği üzere İntermart'ın markası Duşakabin, ürün ile özdeşleşmiş; ürün duşakabin olarak söylenir olmuş. Böyle markalara daha önce şu yazımda değinmiştim:


Duşakabin aslında duş kabini imalatı yapan bir markanın adı olmasına rağmen dilimize o kadar yerleşmiş ki ben hiç duş kabini diyen duymadım. Bu sektördeki koskoca firmalar bile kendi markalarından sonra "ABC Duş Kabini" demiyor da "ABC Duşakabin" diyor. Google Amca'ya "duş kabini" yazıp arattığınızda "Bunu mu Demek İstediniz?" deyip "duşakabin"i öneriyor:




Yukarıda duşakabin mantığıyla markalar türetmeye çalıştım ve evet etrafımdaki nesnelerden uydurdum. Peki biraz kafa patlatsak acaba biz de bu mantığa uygun olarak bir jenerik isim çıkarabilir miyiz ortaya? Yorumlarınızda cevaplarınızı bekliyorum.

Bu arada sizin evinizde orijinal Duşakabin duş kabini mi var, yoksa çakma mı var? :)

Cumartesi, Temmuz 28, 2018

İdefix'e Göre Türkiye Kitap Okuma Haritası

Temmuz 28, 2018 17
İdefix'e Göre Türkiye Kitap Okuma Haritası
Online kitap alışverişlerinde sıklıkla tercih edilen idefix.com'u geçenlerde ziyaret ettiğimde "Türkiye Ne Okuyor? - Türkiye'de En Çok Okunan Kitaplar" diye bir bölüm gördüm. Veriler ilgimi çekti ve onları sizlerle de paylaşmak istedim. 


Öncelikle aşağıdaki gibi bir harita karşılıyor sizi:


Haritadaki renklendirmeler illerin kitap okuma oranlarına göre belirlenmiş. En koyu maviler en çok kitap okuyan iller olurken en koyu kırmızılar ise bu konuda en gerilere düşen iller. Doğu'daki tek mavi yeri merak ettiyseniz okumaya devam edin lütfen...

İdefix.com'da ilgili sayfada kitap okuma oranlarının nasıl belirlendiği konusunda şöyle bir açıklama var:
Kitap tutkunlarının idefix.com üzerinden son 6 ayda gerçekleştirdikleri siparişler göz önüne alınarak hazırlanan okuma listesi, Türkiye’nin detaylı okuma haritasını ortaya çıkarıyor. İl il okuma oranları, bölge ve şehirlerin okuma sıralaması ve farklı şehirlerdeki okuyucuların daha çok hangi yazarları seçtiği gibi bilgilere bu kapsamlı çalışma sayesinde kolaylıkla ulaşılabiliyor. idefix Türkiye okuma endeksi; [Bir şehre satılan kitap sayısı/ son altı ayda satılan kitap adedi] / [Şehrin nüfusu / Türkiye Nüfusu] hesaplaması ile elde ediliyor. Bu sayede gerçekçi ve kapsamlı bir okuma haritası çıkarabilmek mümkün oluyor. Şehirlerin toplam sıralama içerisindeki yeri ve okuma alışkanlıkları da harita üzerinden kolaylıkla takip edilebiliyor.
En Çok Kitap Okuyan Şehirler

İdefix'in yukarıdaki açıklamasına istinaden Türkiye'de en çok kitap okuyan 10 şehir şu şekilde:

  1. Ankara 2.10
  2. İstanbul 1.91 
  3. Muğla 1.60
  4. İzmir 1.55
  5. Eskişehir 1.50
  6. Çanakkale 1.15
  7. Tunceli 1.13
  8. Edirne 1.10
  9. Kocaeli 1.06
  10. Yalova 1.03
Doğu'daki tek mavi ili öğrendiniz mi şimdi? Evet Tunceli! Helal olsun!

En Az Kitap Okuyan Şehirler

Listeye bir de tersten bakalım ve en az kitap okuyan 10 şehri listeyelim:
  1. Ağrı 0.19
  2. Şanlıurfa 0.20
  3. Yozgat 0.23
  4. Muş 0.25
  5. Siirt 0.26
  6. Bingöl 0.28
  7. Bitlis 0.28
  8. Şırnak 0.28
  9. Adıyaman 0.29
  10. Kahramanmaraş 0.32
En az kitap okuyan şehirler kategorisinde de Batı'ya en yakın il 3. sıradaki Yozgat!

Bu verilerin sadece idefix.com üzerinden yapılan alışverişlere dayalı olduğunu tekrar belirtmek isterim. Başka veriler tarandığında da üç aşağı beş yukarı aynı tablo ile karşılaşacağımızı düşünüyorum. Siz de ilgili sayfaya gidip yaşadığınız veya doğduğunuz ilin kaçıncı sırada yer aldığını öğrenmek isterseniz buraya tıklayınız.  Aslen Afyonkarahisarlıyım (Endeks Sırası: 55 - Puanı 0.43); Kütahya'da doğdum (Endeks Sırası: 49 - Puanı 0.48) ve şu an Bursa'da yaşıyorum (Endeks Sırası: 18 Puanı 0.81)

İdefix'e gittiğinizde ilgili sayfaya gittiğinizde haritadaki değerler ile alta yazılan açıklamadaki değerler tam olarak tutmuyor. Haritadaki değerler sistem tarafından otomatik belirleniyordur düşüncesi ile alttaki değerlere bağlı kalmadığımı da belirtmek isterim. 

Peki sizin ilişikli olduğunuz şehirlerin sıralaması nasıl? Kitap alışverişlerinizde hangi siteleri tercih ediyorsunuz? Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler...

Salı, Temmuz 24, 2018

Fabri'nin Stepnesi!

Temmuz 24, 2018 12
Fabri'nin Stepnesi!
Bir Beşiktaşlı olarak Fabri'nin Fulham'a gitmesine üzüldüm. İlk sene eleştirilse de sonraki senelerde kendisini ispat edip Tolga'dan formayı aldı ve zaman zaman kritik hatalar yapsa da başarılı bir şekilde korudu kalemizi. Şimdi geldiği gibi sessizce gidiyor. 


Fabri'nin gidişi ile ilgili her yerde haberler yazılıp çiziliyor ancak bir tanesi dikkatimi çekti ve burada paylaşmak istedim. Sporx.com'da atılan başlık aynen şöyle: 

"Beşiktaş, Fabri'nin stepnesini buldu; Harun TEKİN!"

fabri'nin stepnesi

Bir insanın yedeği için ilk defa "stepne" ifadesinin kullanıldığını görünce afalladım! Belki de kullanılıyordur sazan gibi atlamayayım dedim ve TDK vb. mecralara bir göz attım. Benim bildiğim doğru imiş ve "stepne" sadece "yedek lastik" olarak kullanılıyormuş. Sporx, ilgi çekici başlık atayım derken çuvallamış yani.

Dilimizin kullanımına en çok özen göstermesi gerekenler Sporx gibi yayın organları ancak onlar da eskisi gibi gerekli hassasiyeti göstermiyor artık. Yabancı sözlükleri cümlenin içine serpiştirmek moda oldu. Bununla ilgili çok güzel bir video paylaşmıştım Facebook'ta. Sizlere de izleyip paylaşmanızı öneririm:


Fabri deyince aklıma dün yaptığım telefon görüşmesi geldi. Adamın adı Sabri imiş ama ben Fabri anladım. Biraz duraksadım ve "Fahri mi?" dedim. O ısrarla Sabri demeye devam etti ve ben sonunda "Fabri mi?" dedim karşımdaki adam "Evet Sabri, Samsun'un S'si ile" deyince Sabri olduğunu anladım. :) Bunun ses kaydı mevcut kısa bir video yapasım var bakalım becerebilecek miyim?

Sizin de "stepne" gibi yanlış yerde kullanıldığını düşündüğünüz kelimeler var mı?

Benim yanlış anladığım gibi siz de zaman zaman birbirine yakın kelimeleri farklı algılıyor musunuz?

Video hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yorumlarınızı bekliyorum...

Cumartesi, Temmuz 14, 2018

2 Âyet: Hûd 113 - Münâfikûn 7

Temmuz 14, 2018 12
2 Âyet: Hûd 113 - Münâfikûn 7
Özellikle seçime yaklaşılan son hafta ile seçimlerden sonraki hafta ve haftalarda yaşadıklarım, gözlemlediklerim aklıma şu iki âyeti getirdi. Öncelikle iki âyet-i kerîmeyi de sizlerle paylaşıp duruma göre yorumlamaya devam edip etmemeye karar vereceğim. (Bu arada ben bütün yazılarımı bu şekilde yazıyorum.)   



İlk âyetimiz Hûd Sûresi 113. âyet:




İkinci âyetimiz ise Münâfikûn Sûresi 7. âyet:


Ne güzel anlamları var değil mi yukarıdaki âyetlerin? Seçimlerle alâkasına gelince de şöyle açıklayayım kısaca:

Maalesef son dönemlerde siyâsî partizanlık o kadar had safhaya çıktı ki karşı partiden olanları düşman görmeye başladılar. Bazıları daha da ileri gidip kendilerinin inanan; diğerlerini inanmayan îlan ettiler. Din kisvesi altında siyaset yapan bir partiye oy vermeyip de başka bir tarafa sırf zâlimlere meyletmemek adına yönelenleri (yönelen cemaatleri) yardım etmemekle tehdit ettiler.

Yazıma bazıları anlam veremeyebilir. Sıkıntı yok. Ben sadece içimde kalmasın diye bu 2 âyeti paylaşmak istedim. Yazıyı uzatarak daha fazla izah etmeye vaktim de yok maalesef. Ama şunu açıkça söylemek isterim ki it ürüyor; kervan yürümüyor koşuyor...

Siyasetin her kademesi yalan dolan dolu. O yüzden bu kadar içine kaptırmasın kimse kendisini. Siyâsiler bugün başka; yarın başka konuşuyor ama onların avukatlığını yapmak partizanlara kalıyor. Hiç gerek yok! Siyasetten uzak bir hava sahası diliyorum herkese.

Salı, Temmuz 03, 2018

Engelli Bireyler Her Yerde!

Temmuz 03, 2018 24
Engelli Bireyler Her Yerde!
Hepimiz birer engelli adayıyız. Başımıza nelerin geleceğini bilemiyoruz. Bir dakika öncesi ile bir dakika sonrası arasında nelerin değişeceğini kimse bilemez. O yüzden engelli bireylere hayatın her alanında daha çok şans verip; pozitif ayrımcılıklar uygulamamız gerekiyor. 


Konuya böyle giriş yapmamın elbette bir nedeni var. Geçenlerde Quora'da aşağıdaki cevabı görüp yer imlerime eklemiştim. Sorunun Türkçe'si şöyle: "Bugün gördüğün en iyi şey neydi?"

Adya Shukla isimli Hintli bir vatandaş buna cevap olarak Max Store isimli mağazada karşılaştığı işitme engellileri ve onlara bu şansın verilmesini yazmış.

Read Adya Shukla's answer to What is the best thing you saw today? on Quora

Bu cevabı görmeden önce ben de benzer bir olaya şahit olmuştum. O yüzden de bunu yazarım diye yer imlerime eklemiştim. Ben de yıllık izin dolayısıyla bayram öncesi Afyon'a gitmiştim. Oradayken yazdığım şu 3 yazıya da göz atabilirsiniz:

Afyon'dayken yerel zincir marketlerden bir tanesi olan Söz Toplu Tüketim Mağazaları'nın Ambaryolu'ndaki şubesine uğramıştım. Ramazan Ayı olduğu için biz eşimle niyetliydik ancak bizim afacan Kayra Eymen, Çilekli Link diye tutturmuştu. İçecek bölümünde Çilekli Link'i bulduk ancak en üst rafta ve kolisi açılmamış şekilde duruyordu. Başkasının işine müdahale etmeyelim düşüncesiyle bir görevli aramaya başladık. Tam arka rafta Adya Shukla'nın örnek olarak kullandığı fotoğrafta olduğu gibi bir beyefendi harıl harıl çalışıyordu. 

Market raf düzenleme
Temsilidir.
Önce gayet duyabileceği bir ses tonuyla "Bakabilir misiniz?" dedim. Hiç istifini bozmayınca "Pardon!" diyerek biraz sesimi yükselttim. En sonunda da "Beyefendi bakar mısınız?!" diye biraz daha yüksek sesle bağırdım ancak adam oralı bile olmadı. Orada bulunanlar bir adama bir bana bakıyordu. O sırada eşim uyardı hemen "Duymuyor olabilir..." diye. Öyle deyince hatamı anladım. Sürekli oradan alışveriş yapan birisi de işitme engelli olduğunu söyleyince çok üzüldüm kendimce bağırdığıma. 

Düşününce ne kadar da sabırsız insanlarız. Saniyeler içinde işin aslını bilmeden birileri hakkında hüküm verebiliyoruz. Benim bağırdığımı duymadı belki ama ben çok üzüldüm; çok pişman oldum. Bu tarz bir pişmanlığı 2. defa yaşıyorum. Başka bir yazımda diğerini de yazarım. 

İşin garip tarafı aynı konudan ben de muzdaribim. Doğuştan kulak zarlarım delik ve işitme kaybım var. İşitme cihazı kullanıyorum. Kullandığım cihaz kulak içi ve günlük hayatıma herhangi bir olumsuz etkisi yok. Bazı aşırı sessiz konuşan kişiler hariç herkesle güzel güzel anlaşabiliyorum. Bugünüme şükürler olsun.


Dedim ya hepimiz engelli adayıyız; o yüzden bütün engellilere sevgiden çok saygı göstermeliyiz. Söz Market'i de buradan tebrik ediyorum böyle arkadaşlara imkan tanıdığı için. Bu arkadaşlar kâlleriyle (SÖZleriyle) değil ama hâlleriyle Söz'e çok şey katarlar. 

Pazar, Temmuz 01, 2018

Gelelim Sigortanın Faydalarına!

Temmuz 01, 2018 23
Gelelim Sigortanın Faydalarına!
Sizlere bir iyi bir de kötü haberim var sevgili okurlar! Hatırlarsanız şu yazımda bir alt kata taşındığımızı yazmıştım. Yeni taşındığımız bu evde talihsiz bir kaza yaşadık maalesef ve evi su bastı! 24 Haziran seçim sabahı idi. Sabah 6:30 civarında eşim uyandırdı ve o istenmeyen manzara ile karşılaştık. Evin tüm odaları 2 parmak yüksekliğinde su ile dolmuştu. Suyun kaynağını bulmak için alelacele sesin geldiği mutfağa koşturduk. Mutfak lavabosundaki bataryanın soğuk su hortumu patlamıştı ancak biz o uyku mahmurluğu ile anlayamadık ve su yukarıdan geliyor diye daha önce oturduğumuz eve koştuk ve komşumuz Mustafa Ağabey ve eşine sitem ettik. Bir yandan da suyu kapatmaya çalışıyordum daire girişinden. Ben suyu kapatacağım diye gazı kapatmışım hâliyle su akmaya devam etmiş. Herhalde daire girişinden değil de bina girişinden kapatmalıyım diye düşündüğüm için bir yandan aşağı katlara iniyordum bir yandan da site görevlisi Caner Ağabey'i arıyordum. Ona ulaşamayınca en altta giriş katta oturan komşumuz Hüseyin Ağabey'i uyandırdım. Apar topar yukarı çıktık ki o sırada üst kattan inen Mustafa Ağabey doğru vanadan suyu kapatmıştı.

Suyu nasıl tahliye edeceğimizi düşünürken eşim başladı ağlamaya. 3 yıl önce tüm eşyamızı bir yangında kaybetmiştik. Niye bizi buluyor böyle şeyler diye sızlanıyordu. (Yangını detaylıca şu yazımda anlatmıştım.) Önce itfaiyeyi aradık. İtfaiye geçmiş olsun dedikten sonra 2 parmak suda bizim yapabileceğimiz bir şey yok; bizim geniş süzgeçlerimiz var bu süzgeçlerle 1 metre boyundaki suyu 20cm'e kadar düşürebiliyoruz dedi. Sonra BUSKİ'yi aradım onlar da bizim su tahliye hizmetimiz yok dediler. İş başa düşmüştü. Üst kattaki Mustafa Ağabey'in eşinin aklına harika bir fikir gelmişti. Suyu küreklerle ve taslarla kovalara dolduracaktık; sonra da o kovaları tuvaletlere boşaltacaktık. Hanımlar o işe koyuldular biz de Mustafa Ağabey ile birlikte elimize çekpasları aldık ve parke zeminli odalardaki suyu orta alana topladık. Suyun altına sızdığı gardrop, yatak vb. mobilyaların altından da suyu en iyi şekilde izale etmeyi başardık 2 saate yakın bir sürede. Karşı kapı komşumuz Hanife Hanım da yardımcı oldu sağolsun. 

Suyu tahliye etmeye başlamadan önce bir video çekmiştim. İzlemek isterseniz buyurun:


Kötü haberimi yukarıda detaylıca aktardım. Rabbim kimseye yaşatmasın. Sorunun kaynağı ise 7 yıldır değiştirilmeyen artık ömrünü doldurmuş batarya imiş. Eve 2 ay sonra taşınsaymışız herhalde ihale bize değil de ev sahibimize kalacakmış. İyi habere geçmeden önce bir kamu spotu vereyim:

"Musluklarınızı minimum 5 yılda bir değiştirin!"

hisar sigorta
'ye teşekkürlerimi sunarım!
İyi haber ise Rabbimin sevgili kullarından biriyim sanırım ki olaydan tam 5 gün önce Hisar Sigorta'dan bir hanımefendi aradı ve eşya sigortasından bahsetti. Daha önce başımıza yangın felaketi geldiği için ve hanımefendi de tüm cazip detaylarını güzelce anlattığı için ve en önemlisi de Hisar Sigorta firmasının güvenilirliğini çok kişiden duyduğum için eşya sigortasını yaptırmayı kabul etmiştim. İyi ki de yaptırmışım dedim bu su baskınından sonra.

Sompo Japan Sigorta'nın Artı Konut adındaki bir hizmeti imiş bu. Yıllık bedeli 215,29₺. Ben 8 taksitle ödeme yapmıştım. Henüz ilk taksidini ödemeden bu olay başımıza geldi. Ben hemen günün ilerleyen saatlerinde Pazar günü olmasına rağmen Hisar Sigorta'yı aradım ve Selim Bey diye birisi benimle ilgilendi. Sonrasında istediği bilgileri kendisine Whatsapp üzerinden gönderdim. 25 Haziran Pazartesi dosyam açıldı. 26 Haziran Salı hasar tespiti için eve exper geldi. 27 Haziran Çarşamba akşamı ben, benden istenilen evrakları expere gönderdim. 28 Haziran Perşembe Sompo Japan Sigorta'dan ödeme yapılacağına dair mesaj geldi. 29 Haziran Cuma günü ise tayin edilen ödeme geldi. Gerçekten süreç çok hızlı ilerledi. Ben bu kadar hızlı ilerleyeceğini düşünmüyordum. Her adımı hem Sompo Japan Sigorta hem de Hisar Sigorta mesaj yoluyla bilgilendirdi.


İyi ki sigorta yaptırmışım dediğim bir olay geldi başıma. Keşke kimsenin başına gelmese ama gelince de acıları hafifletecek böyle sigortaları da değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Bizim evdeki hasarlar çok büyük boyutta değildi. Ahşap olan mobilyaların yere (suya) temas eden kısımlarından bazıları kabarmıştı. Exper gittikten sonra kabaran yerler de oldu. Dosya kapandığı için oraları işleme aldıramadık. Şu an için tek korkum parkelerin zamanla kabarması. Kiracı olduğum için ve yukarıda da bahsettiğim gibi ihale 2 ay farkla bana kaldığı için böyle bir durum olursa cidden bana koyar. Ev sahibimiz anlayışlı biri ama bakalım neler olacak!

Sizin buna benzer bir sigortanız var mı? Sigorta şirketleri ile yaşadığınız buna benzer durumlar oldu mu? Siz de Hisar Sigorta üzerinden ihtiyacınıza yönelik herhangi bir sigorta için teklif almak ister misiniz? O zaman şuraya tıklayabilirsiniz!

Pazartesi, Haziran 25, 2018

Füfür Füfür Değil Püfür Püfür!

Haziran 25, 2018 32
Füfür Füfür Değil Püfür Püfür!
Bir Eleştirmen Adam değilim ama benim yazılarımda da çok fazla eleştiri görebilirsiniz. Hatta bayramda kayınpederim "Senin 'baylog"a girdim hep tenkit var." deyince önce bir afalladım. "Ne yaptın baba! Ne Bylock'u?" falan derken eşim hemen müdahale etti ve babamın beni Fetöcü olarak yargılamadığını ve blog demek istediğini anlattı.

Evet ben de çokça tenkit eden bir adamım. Halk arasında "Bay Doğru", "Doğrucu Davut", duruma göre "TDK" gibi sıfatlarla anılırım. Bu yazımda da Baymak gibi ısıtma, soğutma ve iklimlendirme konusunda lider bir firmayı eleştireceğim!

Baymak'ın son reklamını herkes görmüştür sanırım! Bir de burada izleyelim!

Reklamda baştan sona kadar kullanılan ve üzerinde durulan bir kullanım var:  "Füfür füfür" Bu kullanımın çocuk ağzıyla yapılması ve çocukların da genelde bu şekilde telaffuz ettiği bir gerçek. Ancaaakk!

Öncelikle bu zarfın doğru kullanımı "püfür püfür" Bebekler ve çocuklar dil gelişimini henüz tamamlayamadığı için "füfür füfür" diyor olabilir. Hatta bebekleşen kişiler şımarıklığından dolayı da "füfür füfür" diyor olabilir ancak bu kullanımın bu şekilde kitlesel iletişim araçları ile reklamlarda kullanılması ülkem adına çok endişe verici. 
püfür püfür



Niye endişe verici? Çünkü bu reklamı izleyen genç yaşlı yüzlerce kişi adım gibi eminim ki bahse konu zarfı bundan sonra "füfür füfür" diye kullanmaya başlayacak! Belki de bundan 10 yıl sonra "Bu kelimenin aslı "püfür püfür" ama halk arasında galat-ı meşhur olarak "füfür füfür" deniyor." gibi ifadeler bile görebiliriz.

Maalesef dilimize sahip çıkma konusunda çok zayıfız. Son zamanlarda bunun kitap okuyup okumamayla ilgili olmadığını da düşünmeye başladım. Etrafımda ve bloglarda çok kitap okuduğunu söyleyen tanıdıklarım bile bana göre çok vahim diye nitelendirebileceğim hatalar yapabiliyorlar. Bu, bence tamamen önem verip vermemekle alakalı!

"Füfür füfür" ve "füfürcük" gibi kullanımlar çok samimi geliyor evet ama ortada çok ciddi bir sorun var! Hâlâ daha "herkez" yazan insanlar varken ve bunun önüne geçemiyorken ilerleyen zamanlarda "füfür füfür" gibi bir zarf duymamak için önlem almak gerekiyor!

Bir tek ben mi kafaya takıyorum bu konuları? Adım "Hata/Yanlış Arayan"a da çıkıyor zaman zaman ama ben gördükçe uyarmaya devam edeceğim. En son kiminle bu diyaloglara girdim diye hafızamı yoklayınca Twitter'daki şu muhabbet aklıma geldi:

Ha bu arada bana "Muhalefet" diyenler de oluyor! Ne çekilmez adammışım ben ya hu! Ne diyorsunuz yazdıklarımda haksız mıyım? Baymak en azından reklamın bir köşesine "Doğru kullanımı "püfür püfür"dür!" diye bir ibare ekleseydi keşke!

Yazıyı uzattım selametle! Youtube kanalıma da abone olun lütfen! Siz abone olduğunuzda "püfür püfür" esiyormuş gibi oluyorum. :) Bu arada Youtube'a biraz daha kafa yoracağım bundan sonra da bana önerebileceğiniz ücretsiz video düzenleme programları var mıdır? 

Perşembe, Haziran 14, 2018

Dünya Kupalarının İlginç Tarihi

Haziran 14, 2018 8
Dünya Kupalarının İlginç Tarihi

Yukarıdaki görsel bana Bip Sporx kanalından gelmişti. Görseli AA hazırlamış. İçindeki ilginç bilgilere bakınca tam da Bir Yaşıma Daha Girdim'e göre bilgiler de var dedim ancak sonrasında topluca buraya yazmak istedim. Görselde verilen bilgileri yeni görsellerle destekleyip daha fazla bilgi eklemeyi hedefliyorum. Bildiğiniz üzere bu akşam itibariyle 2018 yılının Dünya Kupası da başlıyor artık. Türkiye maalesef yok!

  • 1930 Uruguay / Final maçını yöneten hakem sahada ceket ve kravatla yer aldı.


İşte görüntü aynen yukarıdaki gibiydi. Uruguay'daki dünya kupasının finalinde ev sahibi Uruguay rakibi Arjantin'i 4-2 yenmişti. Maça Belçikalı hakem John Langenus yukarıdaki gibi çıkmıştı. Finale de böyle bir kıyafet yakışır diye düşünmüş herhalde! :) 1930'da Dünya Kupası'na sadece 13 takımın katıldığını da eklemiş olayım. 
  • 1938 Fransa / Penaltı olmadığı için ilk turda uzatmaya giden 5 maçın 3'ü tekrar edildi.

Maç uzatmalara gittiğinde yine kazanan olmazsa şu anki şartlarda penaltı vuruşlarına geçiliyor ancak 1938'de henüz bu kural yokmuş. O yüzden de uzatmaya giden 3 maç yeniden oynanmış. İlginçmiş.

1938'de ilginç olan bir diğer şey daha var ki yukarıdaki videoda da gördüğünüz üzere yarı final maçında İtalyan Giuseppe Meazza, Brezilya'yı 2-1 yendikleri maçın 2. golünü penaltıdan atıyor. Hem yabancı hem yerli kaynaklarda yazdığına göre Meazza bu golü attıktan sonra şortu düşüyor ama ben videoda göremedim. Kamera açısından çıktıktan sonra düşüyor demek ki!


  • 1950 Brezilya / Maçları çıplak ayakla oynama isteği reddedilen Hindistan katılmadı.

Hindistan'ı futbolla çok anımsamayız değil mi? Yabancı bir kaynakta 40'lı ile 60'lı yılların Hindistan futbolu için altın yıllar olduğu yazıyor. 1950 yılındaki Dünya Kupası'nda Hindistan 3. Grup'ta İtalya, Paraguay ve İsveç ile eşleşmiş ancak turnuvada ayakkabısız yer alma istekleri kabul edilmediği için Brezilya'ya uçmamışlar. Yukarıdaki görselde çıplak ayaklı futbolcuları görüyorsunuz.

1950 yılı normal şartlarda Türkiye'nin katılmaya hak kazandığı ilk Dünya Kupası ancak maddî şartlar elvermediği için biz gidememişiz.


  • 1986 Meksika / Maradona'nın eliyle İngiltere'ye attığı gol tarihe geçti.



Maradona'nın bu golüne "Tanrı'nın Eli" de derler. Küçük boylu cüce Maradona, İngiltere kalecisi Peter Shilton'u alt etmek için elini de kullanarak o unutulmaz golü atıyor. Yukarıda videosunu; aşağıda ise net görselini görebilirsiniz.
  • 2006 Almanya / İsviçre, gol yemeden elenerek ilginç bir rekora imza attı.

İsviçre, maçların normal sürelerinde hiç gol yemediği hâlde son 16 turunda Ukrayna ile oynadığı maçın normal ve uzatma sürelerinin berabere bitmesi üzerine penaltılara gidiliyor ve hiç penaltı çalışmamış olan İsviçre 3 penaltıyı da kaçırınca rakibi de 3'ünü de gole çevirdiği için kırılması zor bir rekora da imza atmış oluyor! İsviçre'nin o zamanki maç sonuçları yukarıdaki görselde yer alıyor.

Ayrıca 2006'ya damga vuran bir kafa atma olayı var ki onu da hemen ekleyelim! Zidane, Materazzi'yi yere böyle sermişti:

Futbol çok sıkı takip ettiğim bir mecra değil ama yine de biraz ilgilenirim. Sizce bu sene Dünya Kupası'nı kim kazanır? Benim favorim bu sene Portekiz. Herkes yorum olarak yazsın bakalım kim doğru tahmin etmiş olacak!

Pazar, Haziran 10, 2018

İmaret'in Gölgesinde Kalan 40 Direkli Camii

Haziran 10, 2018 8
İmaret'in Gölgesinde Kalan 40 Direkli Camii
Bir Afyonlu olarak utanç duyduğum bir eksikliğimi 2 gün önce cuma namazında giderdim. Yanından geçip birkaç defa Afyon Kalesi'ne çıktığım hâlde 2 gün öncesine kadar hiç Afyonkarahisar Ulu Camii'ye girmemiştim. Başlıkta bahsettiğim 40 direkli cami oluyor burası. Bugüne kadar ziyaret etmeme sebebim 2 gün önceki ziyaretimde koyduğum tespit olabilir. Evet bu 40 direkli Ulu Camii, Afyon'un diğer meşhur camisi İmaret Camii'nin gölgesinde kalmıştı.




Ben aslen Afyonkarahisarlıyım evet ama Kütahya'da doğdum. Lise dönemimde yine Afyon'da okudum ama sonra İstanbul'a geçtim üniversite için. O yüzden Afyon'a ehemmiyet verememişim zamanında.

Ulu Camii'nin yapımında hiç çivi kullanılmadan 40 adet ahşap direkler kullanıldığı için halk arasında Kırk Direkli Camii olarak da biliniyor. Ben bu meşhur cami çok kalabalık olur diye düşünmüştüm cuma namazında ama öyle değildi. Normal camilerde bile cuma namazında yer kalmaz ve cemaat dışarılara taşar ama burada caminin yarısı ancak dolmuştu. İşte bu safhadan itibaren "Burası İmaret'in gölgesinde kalmış." diye düşündüm. Bu gölgede kalmayı Afyon Müftülüğü'nün camiye yeterli önemi vermemesi de tetiklemiş olabilir çünkü camide müezzin yoktu. Bilmiyorum belki de vardır daimi müezzinleri ve izinde olabilir ancak durum böyle bile olsa izinli olan bir müezzin yerine böyle tarihi bir cami için müftülük geçici birini görevlendirmeli. Afyon Ulu Camii'yi yurtiçinden ve dışından turistler de ziyaret ediyor çünkü. Müezzinlik görevini önce mahalleden olduğunu düşündüğüm yaşlı bir amca yaptı; sonra da genç bir arkadaşa devretti. O tarihî ve manevî atmosfere yakışmayan ses tonu vardı ikisinin de. Lütfen burada kimse yanlış anlamasın. Kişilere karşı bir eleştirim yok. Benim de sesim kötüdür bu arada. :)

İmaret Camii de Afyon'un en büyük camilerinden. İmaret daha merkezî bir konumda olması hasebiyle daha çok biliniyor. Ulu Camii ise Çavuşbaş Mahallesi civarında ve Afyon Kalesi ile Hıdırlık Tepesi'nin eteklerinde kalan vadi üzerinde kalıyor. Biraz daha mahalle arasında kalıyor evet ama burayı bir cazibe merkezi hâline getirmeyi bilmeli bence hem müftülük hem de belediye. Müftülük bu konuda hiç çalışmıyor desek ayıp olur. Mesela her sene olduğu gibi bu sene de bu gece idrâk edeceğimiz mübârek Kadir Gecesi için özel bir program düzenlenecekmiş Ulu Camii'de. 

Kendimce eleştiriler yaptıktan sonra gelelim Kırk Direkli Camii'ye. Bu aşamadan sonra yazarak yazıyı uzatmak yerine TC Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından hazırlanmış broşürü sizinle paylaşmak istedim. Bu broşürde o harika ahşap işçiliği de görebileceksiniz. Fotoğrafları daha net görebilmek için tam ekrana geçmenizi tavsiye ederim.




Okuyucular arasında Afyon'a gelip de kaleye çıkan ve bu eşsiz camiyi ziyaret eden var mı acaba; merak ettim de! Bu arada camiyi oturduğunuz yerden gezmek isterseniz 3DMekanlar.com'un şu sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Bu vesile ile bu gece idrak edeceğimiz Kadir Gecenizi tebrik eder; dualarınızda bu aciz yazarı da unutmazsanız sevinirim. 

Çarşamba, Haziran 06, 2018

Müşteri Memnuniyetinde Son Nokta: Bülent Dağlı Kestane Şekeri

Haziran 06, 2018 20
Müşteri Memnuniyetinde Son Nokta: Bülent Dağlı Kestane Şekeri
Önceki yazımda da bahsetmiştim. Yıllık iznimden bir hafta kullandım ve memleketim Afyonkarahisar'a geldim. İftar davetlerine giderken elimiz boş gitmeyelim diye doyduğumuz şehir Bursa'dan doğduğumuz şehir Afyon'a Bursa'nın meşhur kestane şekerinden götürelim dedik. Bu amaçla yola çıkmadan 1-2 saat önce Bülent DAĞLI Kestane Şekeri markasının bayilerinden biri olan Neşeli Pastanesi'ne gittim evime en yakın orası olduğu için.


Neşeli Pastanesi'nin adını falan tabii ki bu yazıyı hazırlamaya yeltendiğimde öğreniyorum. Ben orayı Bülent DAĞLI markasının şubesi sanmıştım. Zaten Google Haritalar'dan aldığım soldaki görselde de gördüğünüz üzere sadece bir yerde Neşeli Pastanesi yazıyor. İşte bu firmadan 100,00₺ tutarında alışveriş yaparak 7 kalem ürün aldım. İlave olarak oğluma da hemen yemesi için 1 adet karyoka aldım ve firmadan ayrıldım.


Eve gelince de arabada ürünler etkilenmesin diye tüm kestane şekerlerini eve çıkarıp serin yerde muhafaza ettim. Bursa'dan Afyon'a yola çıktığımızda da yine aynı şekilde ürünler bozulmasın diye bagaja koymayıp yanımıza aldık klimalı ortamda muhafaza ettik. 3 saatlik yolda bir şey olmasın diye dikkatli davrandık.

Aldığım ürünlerin çoğu çocuklar çikolatalısını sever diye; çikolatalı idi. Açıkçası şu ürünleri almıştık:

Special olanlardan 1'er adet diğer şeffaf olandan ise 5 paket almıştık. Şeffaf olan lütfen kilosu 10,00₺'ye satılan çikolatalı kestane şekerleri ile karıştırılmasın. Kestane oranı daha yüksek ve kaliteli kestanelerden yapılan bir ürün bu. En azından bize öyle denildiği için tercih ettik.

3 saatlik yolculuktan sonra Afyon'a geldik ve oğlum onun için aldığım karyokayı yemek istemiş. Eşim çikolatası bozulduğu için yiyemediğini söyledi. Biz oruçlu olduğumuz için asıl kestane şekerlerini denemek için iftar sonrasını bekledik. Teravihten sonra aklımıza geldi ve kayınpederimgile getirdiğimiz paketi açtık. Çikolatalılar kimimize göre bozulmuştu; kimimize göre ise idare ederdi. Sade kestane şekerine lafımız zaten yoktu.

Neyse Pazar günü de öyle geçti. Pazartesi günü iftara davetli olduğumuz için köye gittik. Giderken de yanımızda 2 adet sırf çikolatalı olan paketlerden götürdük. İki akrabamıza hediye paketleri içinde teslim ettik. İftar sonrası tekrar kayınpederimgile döndük (burada kalıyoruz çünkü) ve gece vakti otururken canımız kestane şekeri çekti. Dolapta muhafaza ettiğimiz kestane şekerinden alıp geldi eşim ve bu sefer gerçekten de çikolatalı olanların bozulduğuna hükmettik. Hatta test etmek için başka misafirlikler için ayırdığımız paketleri de açıp test ettik. Onlar da bozulmuştu. Eşimin amcasının oğluna gündüz vermişler o da yememiş.

Verdiğim 100,00₺'ye mi yanayım yoksa hediye olarak götürdüğüm kişilere tabiri caizse rezil olduğuma mı yanayım bilemedim ve bir hışımla Dağlı Kestane Şekeri firmasının Instagram hesabına yazdım. Burada öğrendim ki iki farklı firma var: Biri Dağlı Kestane Şekeri, diğeri ise Bülent Dağlı Kestane Şekeri. Muhtemelen ikisi beraber Dağlı Kestane Şekeri olarak yola çıkmışlar sonradan ise Bülent DAĞLI Bey ayrılıp kendi firmasında yoluna devam etmiş.

İnternetten Bülent DAĞLI Bey'in numarasını bulup Pazartesi gece 23:31'de kendisini aradım. Sitemimi ilettim ve kendisi sakin bir şekilde bana durumu izah etti. 9 dk 14 sn süren görüşmemiz oldukça verimli geçti. Kendisi ürünlerinde kesinlikle katkı maddesi kullanmadığını; bu yüzden de ürünlerin üzerinde yazan son tüketim tarihlerinin kısa olduğunu söyledi. Ayrıca Ramazan ayında işler diğer aylara nazaran daha durgun olduğu için sirkülasyon da az oluyor ve havaların da mevsim normallerinin üzerinde gitmesinden dolayı bozulmalar olabiliyor dedi. Ürünlerin erken bozulmasında ürün verdikleri bayilerin tasarruf için akşamları dolaplarını kapatmaları, uygun saklama koşullarına uymamaları gibi nedenleri de sıraladı. Son 1 hafta 10 gün içerisinde değişim için topladığı kestane şekerlerinin haddi hesabı olmadığını belirtti.

Anlattıkları gıda sektöründe olabilecek şeylerdi ve kendisine anlayışla hak verdim. O da mağduriyetimi anlayıp telafi etmeyi teklif etti. Kendisine Afyon adresimi mesaj yoluyla ilettim ve burada yazdığı cevap bile işine ne kadar sahip çıktığını gösteriyor:

Gece görüşme ve yazışmamızdan sonra kendisi söz verdiği gibi ürünleri dün kargoya vermiş. Bugün elimize ulaştı. Yanımdakiler çikolatalı olmasın hepsi sade olsun deyince yüzsüzlük yapıp onu da iletmiştim ve sağolsun dikkate almış ve hepsini sade olarak göndermiş. Ürünler biraz önce kargoyla geldi. Hemen fotoğrafladım sizinle paylaşmak için. Gayet özenle paketlenmiş ancak kargocu bana getirdiğinde paketi yatay tutmak yerine dikey şekilde tutuyordu. Bu da şerbetinin akmasına sebep olmuştu. Online satış yapan bir firma da olduğu için paketlerin üzerine hangi yönün yukarıya gelmesi gerektiğini yazabilirler. Tabii kargocu arkadaşlar buna ne kadar riayet eder o bilinmez!

Oldukça uzun bir yazı oldu farkındayım ancak her şeyi detaylıca anlatmak istedim. Firmanın müşteri şikayetine yaklaşım şekli gerçekten takdire şayandı. O yüzden bunu da herkesle paylaşmak istedim. Gerçekten ürünleri lezzetli ve kaliteli. Gönül rahatlığı ile hediyelik olarak Bülent DAĞLI Kestane Şekeri markasını tercih edebilirsiniz. Bizim yaşadığımız talihsizlik Ramazan ayında olmamızdan ve dolayısıyla alırken tadına bakamamızdan kaynaklandı.

Yukarıda da bahsettiğim üzere Bülent DAĞLI firmasının online satışı da var. daglikestane.com.tr adresinden sizler de Türkiye'nin neresinde olursanız olun bu lezzetleri adresinize isteyebilirsiniz. Ayrıca online alışverişlerde yararlanabileceğiniz şu fırsatlar da var:


Ücretsiz Kargo

50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bizden.

Havale İndirimi

Ödemenizi havale ile yapın anında %10 indirim kazanın.

Taksit İmkanı

75 TL üzeri siparişlerde vade farksız taksit imkanını kaçırmayın.


Bülent DAĞLI Kestane Şekeri firmasının sahibi Bülent Bey'e yaklaşımından ve müşteri memnuniyetine verdiği önemden dolayı tekrar teşekkür ediyorum buradan. Bundan sonra kestane şekeri için ilk tercih edeceğim firma yine Bülent DAĞLI olacaktır. Yorumlarında çok beğenilen ama her yorumun sonuna "...ama çok pahalı" yazılan diğer bilinen markalarla aynı kalitede olan bir marka. Verdiğiniz parayı sonuna kadar hak eden bir kalitesi var. Tavsiye ederim. Bülent Bey'in bu yaklaşımı da diğer tüm markalara örnek olur umarım.

Siz de sever misiniz kestane şekeri? Sevenlere çekilişle kestane şekeri mi ısmarlasam acaba? Aklımda deli sorular... :)

Pazar, Haziran 03, 2018

"Ben Lisedeyken..."

Haziran 03, 2018 22
"Ben Lisedeyken..."
Dün memleketimiz Afyonkarahisar'a geldik. Yıllık iznimden 1 hafta kullanacağım ve onu da Afyon'da eşin dostun yanında iftar ve sahur muhabbetleri ile geçirelim diye düşündük. Kendimizi zorla iftarlara davet ettirdik Facebook üzerinden.

Afyon'a her geldiğimizde şehre Özdilek tarafından giriş yaptıktan sonra şehirde neler olmuş; neler bitmiş; yeni hangi mekanlar açılmış; hangileri kapanmış diye görmek için şehir merkezinden geçerek Fatih Mahallesi'ndeki ailelerimize gideriz. Dün de böyle yaptık ve bu esnada eşime "Ben lisedeyken bu yolları sabah akşam yürüyordum." deyince o da bana "O yüzden çok zayıfmışsın." dedi. Gerçekten lisedeyken çok zayıf biriydim. Şimdi ise 15 kg fazlası olan biriyim. :)

Bu konuşmadan sonra acaba ne kadarlık bir yolu yaya olarak gidip geliyormuşum o zamanlar diye düşünmeye başladım. Hemen Google Haritalar'dan güzergâhı seçtim ve işte sonuç:


3 rota çıktı haritalarda ve ben çoğunlukla mavi işaretli yolu kullanırdım. Tüm rotalar zaten 3 km imiş ve aynı sürede gidilebiliyor. Sabahları Taşlıdere Talebe Yurdu'ndan çıkıyordum ve yaklaşık 45 dk'lık bir yürüyüşten sonra Cumhuriyet Lisesi'ne geliyordum. O zamanlar Cumhuriyet Lisesi düz lise olarak geçiyordu ama bir de bizim gibilere yabancı dil ağırlıklı eğitim veren Süper Lise kısmı da vardı. Aynı yolu akşamları tekrar yürüyordum ve toplamda 6 km yol yürüyordum. Sağa sola sapmıyorsam tabii ki bu da. 

Bu yol üzerinde ilerlerken hemen hemen her gün Birlik Cd. üzerindeki Bim'e girerdim ve oradan abur cubur alırdım. Hem yolda giderken yerdim hem de yurtta dolabımda stoklardım. 

12-16 yıl öncesinde gördüğüm dükkanların %70'ten fazlası değişmiş artık. Aynı yerinde duran çok az. Düşünüyorum da aynı yolu tekrar yürümeye kalksam ve bunu her gün yapmaya çalışsam çok yorulurum herhalde. Günde 6 km yürürken şimdilerde araba üstünde ömrüm geçiyor. O yüzden de göbeğim hiç erimiyor. Benim eski formuma kavuşmam için 15 yıl öncesine gidip günde 5-6 km yürümem gerekecek galiba. 

Lise fotoğraflarım ile şimdiki fotoğrafımı aşağıya bırakıyorum. İnsan 15 yılda bu kadar mı değişir ya hu?

Konu nereden nerelere geldi. Blog yazarken bu şekilde çok dağılıyorum ben ama iyi de oluyor sanki. Siz de yazsanız bu konuda ne güzel olur? Sizin de liseli hâlleriniz ile şimdiki hâliniz arasında ciddi farklılıklar var mı? 

Pazar, Mayıs 27, 2018

Sittîn Sene Düzelmeyiz!

Mayıs 27, 2018 31
Sittîn Sene Düzelmeyiz!
Türkçe Hataları konusunda zaman zaman yazıyorum. Bu konularda yazdığım her seferde bahsediyorum sanırım ama eskiden sırf bu konuyla ilgili turkcehatalari.com adı altında blogum vardı. Tüm eski bloglarımın kaderini paylaştı o da. Sıkıldım ve siliverdim.


Bu yazımda da sizlere birkaç yazım ve kullanım hatasından bahsedeceğim. İlki başlıkta da geçen "sittîn sene" deyimi ile ilgili.

* Sittîn (S..tim) Sene

Buraya yazmaktan imtinâ ediyorum ancak bir yanlışı düzeltmek için de o yanlışı bir şekilde ifade etmek gerekiyor. Geçen senelerde bir fabrikada ürünlerimizle ilgili demo çalışması yaparken bölüm sorumlusu ustabaşı laf arasında bu deyimi "s..tim sene" (Sin'li küfür sözcüğü) olarak kullandı. İçimden güldüm ama yanlışını da söyleyemedim ilk defa tanıştığımız için. 

Peki ne demek bu yanlış kullanılan "sittîn sene"? Öncelikle zarf olarak kullanılıyor ve "sittînsene" şeklinde birleşik kullanıldığını söylüyor TDK. "Sittîn" Arapça'da 60 (altmış) demek. Yâni "60 sene" anlamına geliyor bu kullanım. 

Ancak sadece "60 sene" anlamında kullanılmıyor. Kullanım yerine göre "çok uzun zaman", "asla gerçekmeyecek bir durum", "belirlenemeyecek kadar uzun zaman", sonsuza kadar, ömür boyu", "asla" vb. anlamlara geliyor.

Bahsettiğim ustamız bu deyimi birinden duymuş ve yazılışını araştırmadan sin'li küfür sözcüğü ile kullanıyordu. Onun gibi olanlar hiç de azımsanmayacak sayıda diye düşünüyorum!

Bu arada "sittîn sene" için kaynak araştırırken şu videoya denk geldim. Onu da yazımı şenlendirsin diye buraya bırakıyorum.

Kamufle & Gökçe'nin "Sittîn Sene" isminde bir eseri varmış:

* Şu Hortumlu Dünyada Fil YaLNız Bir Hayvandır!
Başlıktaki "düzelmeyiz" kısmıyla ilgili yazımıza geçelim şimdi de. Alt başlık bir kitap ismi belki çoğunuz biliyorsunuzdur. Ahmet Şerif İZGÖREN'in harika kitaplarından biri. Okumanızı tavsiye ederim. Bu kitaptan bir alıntı yapan blog arkadaşımız (ismini vermem uygun olmaz diye düşünüyorum) kitabın ismini yaNLış yazmış. Aynı yazısında "grup" yazacağına "gurup" yazmış. Kendisinin bu yaNLışlarına dikkat çekmek için şöyle bir yorum yazdım:
Kitabın adı doğru mu? İnternette aratıyorum ama bulamıyorum. 

Tırtıllar gurup vaktinde mi teste tâbî tutulmuş acaba?
Kendisi buradaki ince mesajı anlamayıp kitabın adı doğru evet diyerek giriş yapıp kitabın adını yine yaNLış yazmış. "Gurup" kelimesine ise hiç değinmemiş. 
Şimdi efendim bu kelimelerin doğru yazılışlarına geçmeden önce yine aynı konuyla ilgili olan bir anımı da buraya ekleyeyim:
Twitter'daki @OliverTrolley kullanıcı adına sahip zararsız troll sabah akşam attığı twitlerden birinde iki defa yaNLış olarak "yanlız" kelimesini kullanmış. Ona cevap yazan birine de "bir mukabele" diye karşılık vermiş. O da ona doğrusu "bil mukabele" demiş. Cagi Bey bu sefer "Bi bitmediniz yav!" deyince ben de olaya nokta koyan twitimi attım. (Nokta koydum çünkü beni dikkate alıp cevap yazmadı.)
İkinci kısmı en başından itibaren özetleyecek olursak:
  • YANLIZ değil YALNIZ
  • YALNIŞ değil YANLIŞ
  • GURUP tan vakti demektir; GRUP ise topluluk anlamında kullandığımızdır.
  • BİRMUKABELE değil BİLMUKABELE
  • Bu da bonus olsun: BİLADER değil BİRADER
YaNLış bulmaya çalışmıyorum ancak çok gözüme çarpıyor böyle şeyler! Bu konuda yaLNız değilimdir herhalde! Sizde de var mı böyle takıntılar? Ne dersiniz "sittînsene" böyle gider mi bu iş? Düzelir miyiz?

Salı, Mayıs 22, 2018

Boyacımı Nasıl Seçtim?

Mayıs 22, 2018 20
Boyacımı Nasıl Seçtim?
Geçen hafta bugün başlayıp hâlâ devam eden bir taşınma telaşımız var. Aynı binada bir alt kata taşındık ama sanki uzağa taşınsak daha az yorulurmuşuz gibi geldi bana. Oturduğumuz ev satılınca ve alanlar da yatırımlık değil de oturumluk alınca biz ev arama sürecine girmiştik. Bir alt kata inince ev sahibimiz de değişeceği için yeni kira tarifeleri geçerli olacaktı ve biz farklı seçenekleri de değerlendirdik. %20 kira artışı oluyordu alt kata inince. %20 daha uygun fiyatlı evler de bulduk ama muhitini beğenmediğimizden ve komşularımızdan uzaklaşmak istemediğimizden dolayı %20 artışla bir alt kata indik.


Alt katın (şu an bu yazıyı yazdığım evin) boyaya ihtiyacı vardı. Bir tanıdığın arkadaşı bu işleri yapıyormuş; ona haber saldık. Ben de bir yandan Armut.com üzerinden boyacı aradığıma dair ilan verdim. İlk teklif veren kişi Lider Yapı İnşaat İrfan AŞKIN Bey oldu. Armut.com'da ilgilenen kişi teklif verince talebi açan kişinin numarası ilgilenen kişiye görünüyor. İrfan Bey hemen aradı ve Kestel'de olduğunu keşif için gelebileceğini söyledi. Buyur gel deyince söylediği gibi hızlı bir şekilde geldi. Keşfini yaptı ve bize uygun rengi belirledikten sonra 1.000,00₺ masraf çıkardı boya kendinden olmak kaydıyla. Filli Boya vb. kalitede ürün kullanacağını söyledi. Renk değişimi olmayacaktı. Yukarıda bahsettiğim arkadaşın yönlendirdiği usta da geleceği için İrfan Bey'e dönüş yapacağımızı söyledim. 

Bu sırada Armut.com'dan +3 teklif daha geldi. Onlar da aradı ama hiçbiri de keşif yapmaya gerek görmedi. 600,00₺ yazan biri numarayı görmek için yazdım 800,00₺ dedi. 1.200,00₺ diyen de olmuştu. 

Ben bu arada Armut.com ile birlikte Decor Yapı'nın decoryapi.com adresinden de talep oluşturmuştum. Oradan da aradılar ve keşfe geldiler. Onlar da çok profesyonel çalışıyorlar. Her adımı mesajla bildiriyorlar. Decor Yapı'dan gelen 2 beyefendi önce 2.000,00₺ sonra 1.500,00₺ fiyat verdiler. 2.000,00₺'yi tavanlar da boyanacak sandıkları için verdiler. Tavanların boyanmayacağını tekrar belirtince 1.500,00₺ dediler ama çok yüksekti. Kabul etmedik.



Akşamüzeri İrfan Bey aradı ve karar verip vermediğimizi sorguladı. İşini iyi takip ettiği buradan da belli oldu. Arkadaşın yönlendirdiği boyacıyı bekliyorduk biz hâlâ. Akşam er geç dönüş yapacağımızı belirttim. 

Fiyatları toplamıştık ama arkadaşın yönlendirdiği boyacı gelmemişti. Öyle olunca ben İrfan Usta'ya akşam geç saatte WhatsApp'tan yazdım ve bir süre yazıştıktan sonra 850,00₺'ye anlaştık. Geçen hafta Pazartesi sabah girdi eve akşam tertemiz teslim etti. Biz memnun kaldık. Peki biz neden İrfan Bey'i tercih ettik?
  • Öncelikle hızından dolayı. Devir hız devri ve o da müşteriye en hızlı dönüşü yaparak bunu yakalamış birisi.
  • Herkes sadece fiyat verdi ama o gelip keşif yaptı ve doğru rengi birlikte seçmemizi sağladı.
  • Fiyatı uygundu. Başka bir keşif yapan firmadan da bahsettim yazımda ancak onlar çok yüksekti ve 4 günde bitireceklerini söylemişlerdi. Birinci maddedeki hız konusuna işi bitirmedeki hızı da ekleyebiliriz aklıma gelmişken. 
Fiyat konusuna gelince aklıma gelen şu videoyu sizinle paylaşmak istedim:

  • İşini takip etti. Akşamüzeri arayıp karar verip vermediğimizi sorguladı.
  • Her zaman ulaşılabilirdi. Akşam bile WhatsApp üzerinden iş konuştu.
  • Kendini ve yapacağı işi iyi anlattı. Eşim bile ikna olmuştu.
Yukarıda ilk aklıma gelen sebeplerden dolayı İrfan Bey'i ve ekibini tercih ettik ve biz memnun kaldık. Çıkarken de tertemiz teslim ettiler. Bu fiyat ve kaliteyi duyan gören komşularımız İrfan Usta'nın numarasını istediler. Bursa'da boya vb. tadilat işleri olanlar kendisini tercih edebilir. Sizler de bu tarz hizmet alımlarınızda Armut.com gibi sosyal mecraları tercih edebilirsiniz. Tavsiye ederim. Belki daha önce benzeri bir hizmeti internetten almışsınızdır. Deneyimlerinizi paylaşır mısınız bizimle?

Pazar, Mayıs 13, 2018

Blog Muhasebesi (Mim)

Mayıs 13, 2018 39
Blog Muhasebesi (Mim)
Yine bir mimle karşınızdayım. Aslında yazacak başka konularım vardı ama beni mimleyen iki kişiyi bekletmek uygun olmayacaktı. Beni mimleyen Egenin İki Yakası ile Düş Tasarımcısı'na teşekkür ediyorum. Haydi başlayalım:

  • Blog Âlemine Nasıl Girdim?
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Blog olarak adlandırdığımız kısma üniversite yıllarında İtalyan okutmanımız Roberto BOVO ile "Anadolu" kelimesinin kökeni hakkında tartıştıktan sonra kelimelerinsoyagaci.blogspot.com adresi ile girdim. Sonrasında .com'lu bir domaine de geçip çok yazarlı bir platforma da dönüştük ama ben sıkıldığım için onca emeği bir çırpıda silip attım. Bu blog kısmında en az 10 yıldır farklı bloglarla yer alıyorum yâni. Bundan öncesinde ise lise zamanlarımda MSN Spaces vardı. :) Orada da çok takılıp kendi alanlarımızı oluştururduk. Hey gidi günler hey!
  • Hangi Blog Bana İlhâm Oldu?
Açıkçası öyle ilhâm olan bir blog yok. Eskiden Wolkanca vardı (hâlâ var ama blog konusunda aktif değil) onu beğenirdim. İstanbul'dayken çeşitli blog toplantılarına da katılırdım. Eskilerdenim yâni.
  • Bloga Yazdığım İlk Yazı ile Son Yazı Arasında Fark Var mı?
Hem de dağlar kadar! Yazmak insanı her anlamda geliştiriyor. Yazmak için okumak, gözlemlemek gerekiyor. Okudukça gördükçe de daha bilinçli bir birey oluyorsunuz.
  • Yakın Çevremdeki İnsanlar Blogumu Biliyor mu?
Biliyorlar ama yorumlamaktan kaçınıyorlar. Blogumun adı ve sanal âlemdeki adım olan "rehitu" diye çağıran da çok fazla. Onlardan tek ricam yazılarıma gereken değeri vermeleri.
  • Blog Yazmak Bana Neler Kattı?
Empati yeteneği kattığı kesin. Yazmak ve insanlarla bir şeyler paylaşmak; içerik üretmek beni ayrıca mutlu ediyor. Umarım sıkılmadan yazmalara devam ederim.
  • Blogumda Kaç Yazı Var ve Toplam Sayfa Görüntülenmesi Ne Kadar?
Şu an 260. yazıyı kaleme alıyorum. Toplam sayfa görüntülenmem ise 388.380. İnanmıyorsanız gelin sayın! :)
  • Blog Muhasebesi Mim'ine Kimleri Davet Ediyorum?
Ben mimi aldım, kabul ettim ve tamamladım. Sıradaki mimdaşlarım şöyle:

- Nuri ÖZKAN
- Yakup TOPÇU
- Ali YATARKALKMAZ
- Engin SUNAL
- Momentos
- Berlin Berlin
- Beytullah POYRAZ
- Cem KAZAN
- Semi M.ELLER
- Halil GÖNÜL
- Sinan ACAR
- Mücahit DOĞAN

Pazartesi, Mayıs 07, 2018

Renault'dan AVB Teknolojisi #annevardımben

Mayıs 07, 2018 23
Renault'dan AVB Teknolojisi #annevardımben
Mâlum Anneler Günü yaklaşıyor. Markalar da bu güne çok önem veriyor ve her sene birbirinden güzel reklamlar ortaya çıkarıyorlar. Geçen sene ben şu yazımda hoşuma giden Anneler Günü reklamlarını da paylaşmıştım hatırlarsanız.


Bu sene de önüme çıktıkça izliyorum böyle çalışmaları. Bu sabah Renault'un bir reklamı dikkatimi çekti. #annevardımben etiketiyle yola çıkmışlar. Ben aşağıdaki videoyu izleyince viral bir reklam sadece diye düşündüm. Ama öyle bir teknoloji varmış gerçekten de.


Yönlendirdikleri websitesine gittim. Orada detaylıca anlatmışlar. Sınırlı sayıdaki Clio modellerine koyulacak bu tuşla akıllı telefonunuza indireceğiniz Mum Button uygulamasını eşleştiriyorsunuz ve annenizi merakta bırakmayı sona erdiriyorsunuz.

Araçlardaki ABS, ASR, ESP, BAS, SRS, HLA vb. birçok harfli teknolojinin yanına kardeş olarak gelen AVB teknolojisinin tutup tutmayacağını bizlere zaman gösterecek. Bütün isim hakları Renault'ya ait olan AVB teknolojisinden yararlanmak için diğer markalar ne zaman sıraya girecek bekleniyor. 

Renault, bu Anneler Günü'nde akılda kalacak bir çalışmaya imzasını atmış. Her ne kadar Youtube kanalının altına aşağıdaki gibi bir yorum gelse de AVB teknolojisinden vazgeçmeyip geliştirmeye çalışmalılar.

Yazıyı bitirmeden bir isyanım olacak! Neden AVB teknolojisi var da BVB teknolojisi yok! Niye bu çocuklar annesinden dayak yese de yine annesine sığınır? Niye hiçbir çocuk #babavardımben demez? Niye en son babalar duyar? :)

Var mı sizin önünüze de çıkan bu yıla ait güzel Anneler Günü reklamı? Marka belirtin ki biz de izleyelim.