Ad Code

Son Yazılarım:

6/recent/ticker-posts

Süleymancı Yurdu Gibi Ülke

Geçen hafta her gün yazı paylaşacağım diyerek girdiğim bu yolda hedefimi iki günde bir yazı yazmaya çektim. Yazdığım yazılar gözden kaçsın istemedim açıkçası. Blogger arkadaşlarım için iki günlük bir pay bıraktım. O süreçte gelip okur herkes umarım. Google Amca vasıtası ile bulunacak yazılar zaten kendi kalitesini belli ediyor. :)

Düğmeli Evler

Geçenlerde arabayla yolculuk esnâsında dinlediğim bir program sâyesinde haberim oldu Düğmeli Evler'den. Antalya'nın Akseki ile İbradı ilçelerinde varmış bu evlerden. En meşhurları ise Ormana Köyü'ndekiler imiş. Radyoda anlattıklarından hayal etmiştim bir şeyler ancak fotoğraflarını görünce hayal ettiklerimden daha farklı ve güzel olduğunu anladım açıkçası. Bu evler, o dönemde o bölgede yetişen ağaç ve bölgede vâr olan taşlar kullanılarak yapılmış. Kesinlikle çimento, harç, beton kullanılmamış. İskeleti kurarken kullanılan ağaçların ucu dışarıda kaldığı için uzaktan düğmeye benzermiş. Bu yüzden de bu evlerin ortak adı Düğmeli Ev imiş. 



Düğmeli Evler hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz Hürriyet'in seyahat yazarı Nurgül Hanım'ın şu yazısına göz atabilirsiniz. Benim çalıştığım firmanın merkezi de Antalya'da. Belki bir gün Antalya'ya gittiğimde fırsat bulup gezme şansım olur; kim bilir?

Tahta Masa

Bugün radyolardan gidiyoruz. Ömrümüz yollarda geçtiği için tek yol arkadaşımız radyomuz oluyor hâliyle. Radyoda zaman zaman denk geldiğimiz şarkılar da oluyor. Yakın zamanda bu şarkılardan bir tanesi aklımı karıştırdı. Güftesi Ahmet Selçuk İLKAN'a, bestesi Coşkun SABAH'a ait olan Ümit BESEN şarkısının adı Tahta Masa. Önce şarkıyı bir dinleyin sonra devam edelim:



Şarkıyı ilk duyduğumda "tahta masa" ifadesinin yanlış olduğunu düşündüm. Evet tahta masa diye bir kullanım vardır belki ama onun doğrusu "ahşap masa" olmalı değil mi? Tahta ile ahşap arasında kullanım yerlerine göre çok fark var. Tıpkı "siyah" ile "kara" arasındaki fark gibi. "Kara gün" dersiniz ama "siyah gün" demezsiniz. Bilmem aradaki farkı aktarabildim mi? "Tahta"yı sıfat olarak kullandığınızda "masa"yı nitelendirmek biraz abes kaçıyor gibi. Kullanılmaz demiyorum ancak biraz kulağı tırmalıyor öyle değil mi? 

Şöyle de diyebilir miyiz acaba? Fakirin oturduğuna "tahta masa", zenginin oturduğuna "ahşap masa". Statü farkı da var sanki bu kullanım farklılığında. Ne dersiniz? Bu da böyle bir derdimdi. :)

Süleymancı Yurdu Gibi Ülke

Bugün bu paylaşımı görünce çok güldüm. Adam haklı aslında ama diyecek bir şey bulamadım. Gülsem mi, ağlasam mı? O yurtlarda yetişmiş ve hâlâ o yurtlara mensup biri olarak aklıma ilk gelen şey talebelik yıllarım oldu. Evet dışarıdaki arkadaşlarımıza göre çoğu şey bize yasaktı ama çok mutluyduk. Yurt arkadaşlığının yeri her zaman farklıydı. Bu arada "Süleymancı" değil "Süleymanlı" :)


Yorum Gönder

28 Yorumlar

  1. Hz. Allah imkan veriyor tevbe etmek için. Bir çok günahtan uzak kalınıyor işte ister istemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Keşke bu günlerin kıymetini bilebilsek ve hakkıyla tevbe-i nasuh edebilsek. :(

      Sil
  2. Merhabalar Recep Bey.
    Blog sayfalarımızda yaptığımız paylaşımların süresi konusunda benim görüşüm haftalıktan yana. Sizi bilmiyorum ama; ben, bırakın günlüğü, haftalık paylaşıma bile yetişemem. Ancak, ben bu blog trafiğinde şunu tespit ettim. Son paylaştığınız yazınız ne kadar çok tedavülde kalıyorsa, okuyucu sayısı da o oranda artıyor.

    Taş düğmeli evler de gerçekten ilgi çekici bir yapı tarzı olmuş. İşte tüm bunlar, eşref-i mahlukat dediğimiz insanlarımızın fikri ve emeği ile oluşmuş birer sanat eseridir. Böyle sanatsal dokunuşları görünce insanları seviyor ve takdir ediyorum. Ortalığı karıştıran, ahlaksız, merhametsiz, vicdansızlarla da karşılaşınca insanlığımızdan nefret ediyorum.

    Demek siz, Süleymancı (Süleyman Hilmi Tunahan) yurtlarında kaldınız. Ben de yaz tatillerinde bu yurtların Kur'an kurslarına gitmiştim. İslami ve Kur'an-i bilgilerimin temelini bu kurslarda almıştım. O zamanlar kurslardaki görevliler de, yöre halkımız da "Süleymanlı" değil, "Süleymancı" şeklinde telaffuz ederlerdi. Demek bunun doğrusu "Süleymanlı"ymış.
    Bu kadar sohbet yeter herhalde. Güzel paylaşımlardı. Emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.
    Selam ve saygılarımla birlikte size sağlıklı, huzurlu ve Koronasız günler dilerim.


    "Tahta doğrama" denmiyor, onun yerine "ahşap doğrama" deniliyor. Ancak, bizim yöremizde eğer masa ağaçtan yapılmışsa, biz o masayı nitelerken daha çok "tahta masa" diye niteliyoruz. Bizim yörede kulağımız bu tabire alıştığı için, pek ses tırmalamasını hissetmiyoruz. Ancak, doğrusu ve literatüre geçen sizin de dediğiniz gibi "ahşap masa"dır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Recep Bey;

      Ben bu günlük yazma işine aylarca yazamamamdan dolayı giriştim ama baktım olmuyor 2 güne çıkardım. Belki de dediğiniz gibi yavaş yavaş haftalığa doğru kayarım. Blog ziyaretlerinin dönüşleri uzun olabiliyor; o yüzden dediğiniz gibi haftalık belki de o yazının daha çok okunması için en ideal olanı.

      Her devirde her mayadan insan gelmiş bu yeryüzüne. Hz. Allah herkesi iyilerle karşılaştırsın.

      "Süleymancı" dediğimizde sanki "Süleyman satıyor" gibi bir anlam ihtiva ediyor. "Süleymanlı" daha naîf, daha güzel bir anlama geliyor. Süleyman Hilmi TUNAHAN Hz'lerinin yolundan gidenler, ona tâbî olanlar anlamı en güzel bu şekilde veriliyor bizce. Tabii halk arasında herkes Süleymancı diyor. Rabbim bu yurtların sayısını artırsın. İlk temel dînî ve ahlâkî eğitimleri yıllardır en güzel şekilde veren kuruluşlar buralar.

      Evet "tahta masa" kullanımı var ancak sanki yerini yavaş yavaş "ahşap masa"ya veriyor gibi. Dümdüz lata tahta parçalarından yapılan bir masaya tahta masa diyebiliriz belki ama şöyle oymalı, dekoratif bir masaya ahşap masa deriz sanki. Böyle bir fark da var gibi gibi.

      Uzun yorumlarınız ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Sağlıklı günlerde sizinle yüz yüze de tanışıp görüşmek isterim. Saygılarımla...

      Sil
  3. Düğmeli evler hakatten ilginç. Özellikle ikinci foto ilginçlik açısından daha güzel bir bakış açısı sunmuş. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkinci fotoda taşın üzerine beton uygulanmış; o yüzden iki fotoyla sunmak istedim.

      Sil
  4. Düğmeli evleri bende TV de gördüm geçenlerde, çok ilginç bir mimari.
    Haftasonu yasağı çocuklarla vakit geçirme adına iyi oldu benim için de, hep iş hep iş nereye kadar:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocuklarla çok vakit geçirmek de delirtebiliyor insanı bir yerden sonra. :)

      Sil
  5. İki günde bir yazma hedefi çok güzel inşallah aksamaz.

    Düğmeli evleri duymamıştım, ilginçmiş.

    Ahşap ve tahta masa arasındaki ince çizgiyi çok güzel anlatmışsınız, size tamamen katılıyorum Recep Bey. Güzel bir paylaşımdı emeğinize yüreğinize sağlık, 🤚😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aksarsa 3 güne çıkartırız Yıldız Hanım. :)

      Düğmeli Evleri ben de ilk defa duyup sizlerle paylaşmak istedim.

      Yorumunuz için teşekkür ederim Yıldız Hanım. Sağlıklı günler...

      Sil
  6. the houses are attractive because of their unique architecture.... great shots.

    YanıtlaSil
  7. Düğmeli evleri bende televizyonda görmüştüüüüm ☺️

    YanıtlaSil
  8. Abi Düğmeli evlerden, süleymancılara nasıl bir geçiş yaptın anlamadım vala :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son yazılarımı hep bu şekilde yazıyorum Profesör. 2 - 3 kısa konuyu tek yazıda ele alıyorum.

      Sil
  9. Ülkemiz şu kovid derdinden kurutulursa gidip görülesi düğmeli evler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen Hamiyet Hanım. 2022'ye saklamak lâzım sanki o hayalleri. :(

      Sil
  10. çocukluğumda çok duyardım yaşlılardan:"Gelen gideni aratır" diye. Ben de arıyorum bazen eskileri. Eski samimiyetleri, eski sıcaklıkları...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelen gideni aratıyor; geçen zaman da arkasından ağlatıyor artık Halil Bey.

      Sil
  11. Düğmeli evleri ilk defa duydum. Şık duruyor hem de..
    Yurt hayatı benim için de çok güzeldi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke o günler geri gelse değil mi Arif Hocam?

      Sil
  12. Çocukluğunun çok kısa bir dönemi bu düğmeli evlerde geçmiş biri olarak yazınızı görünce çok mutlu oldum. Keşke hep o doğal evlerde yaşasaydık. Hayat ne kadar hızlı akıyor ve güzellikleri ne kadar çabuk alıyor elimizden.

    Blogda kaç günde bir yazı yazılmalı sorunu blogcuların temel sorunu sanırım. Kesin bir yargıya varmak da biraz zor görünüyor. Ama her gün yazmak çok zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Varsa o evlere dair bir anınız blogunuzda paylaşırsanız okumak isteriz Bir Edip.

      Günde bir yazmak gerçekten zormuş. Artık akışına bıraktım ben de. :)

      Sil

Yorumlarınızla katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederim. forum.rehitu.com adresine de beklerim.

Ad Code