Süleymancı Yurdu Gibi Ülke

Geçen hafta her gün yazı paylaşacağım diyerek girdiğim bu yolda hedefimi iki günde bir yazı yazmaya çektim. Yazdığım yazılar gözden kaçsın istemedim açıkçası. Blogger arkadaşlarım için iki günlük bir pay bıraktım. O süreçte gelip okur herkes umarım. Google Amca vasıtası ile bulunacak yazılar zaten kendi kalitesini belli ediyor. :)

Düğmeli Evler

Geçenlerde arabayla yolculuk esnâsında dinlediğim bir program sâyesinde haberim oldu Düğmeli Evler'den. Antalya'nın Akseki ile İbradı ilçelerinde varmış bu evlerden. En meşhurları ise Ormana Köyü'ndekiler imiş. Radyoda anlattıklarından hayal etmiştim bir şeyler ancak fotoğraflarını görünce hayal ettiklerimden daha farklı ve güzel olduğunu anladım açıkçası. Bu evler, o dönemde o bölgede yetişen ağaç ve bölgede vâr olan taşlar kullanılarak yapılmış. Kesinlikle çimento, harç, beton kullanılmamış. İskeleti kurarken kullanılan ağaçların ucu dışarıda kaldığı için uzaktan düğmeye benzermiş. Bu yüzden de bu evlerin ortak adı Düğmeli Ev imiş. 



Düğmeli Evler hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz Hürriyet'in seyahat yazarı Nurgül Hanım'ın şu yazısına göz atabilirsiniz. Benim çalıştığım firmanın merkezi de Antalya'da. Belki bir gün Antalya'ya gittiğimde fırsat bulup gezme şansım olur; kim bilir?

Tahta Masa

Bugün radyolardan gidiyoruz. Ömrümüz yollarda geçtiği için tek yol arkadaşımız radyomuz oluyor hâliyle. Radyoda zaman zaman denk geldiğimiz şarkılar da oluyor. Yakın zamanda bu şarkılardan bir tanesi aklımı karıştırdı. Güftesi Ahmet Selçuk İLKAN'a, bestesi Coşkun SABAH'a ait olan Ümit BESEN şarkısının adı Tahta Masa. Önce şarkıyı bir dinleyin sonra devam edelim:



Şarkıyı ilk duyduğumda "tahta masa" ifadesinin yanlış olduğunu düşündüm. Evet tahta masa diye bir kullanım vardır belki ama onun doğrusu "ahşap masa" olmalı değil mi? Tahta ile ahşap arasında kullanım yerlerine göre çok fark var. Tıpkı "siyah" ile "kara" arasındaki fark gibi. "Kara gün" dersiniz ama "siyah gün" demezsiniz. Bilmem aradaki farkı aktarabildim mi? "Tahta"yı sıfat olarak kullandığınızda "masa"yı nitelendirmek biraz abes kaçıyor gibi. Kullanılmaz demiyorum ancak biraz kulağı tırmalıyor öyle değil mi? 

Şöyle de diyebilir miyiz acaba? Fakirin oturduğuna "tahta masa", zenginin oturduğuna "ahşap masa". Statü farkı da var sanki bu kullanım farklılığında. Ne dersiniz? Bu da böyle bir derdimdi. :)

Süleymancı Yurdu Gibi Ülke

Bugün bu paylaşımı görünce çok güldüm. Adam haklı aslında ama diyecek bir şey bulamadım. Gülsem mi, ağlasam mı? O yurtlarda yetişmiş ve hâlâ o yurtlara mensup biri olarak aklıma ilk gelen şey talebelik yıllarım oldu. Evet dışarıdaki arkadaşlarımıza göre çoğu şey bize yasaktı ama çok mutluyduk. Yurt arkadaşlığının yeri her zaman farklıydı. Bu arada "Süleymancı" değil "Süleymanlı" :)