Hased'den Fakr'e Tekâmül Edelim!

Günlük hayatımızda güzel Türkçemizin kelimelerinin çok çok az bir kısmını kullanıyoruz. Edebî metinlerde bile kullandığımız kelimelerin sayısı oldukça azdır. Sâdeleştirme işini hayatımızın farklı alanlarında nedense uygulayamadık ancak konu din ve dil olunca hızlı bir şekilde uyguladık sanki ne dersiniz? Osmanlıca Türkçesi'nde yer alan çoğu kelimenin anlamını bilmiyoruz. Bizler için büyük bir zenginlik olan dilimizi kullanmaya kullanmaya sâdeleştirdik. Arapça ve Farsça kelimelere düşman kesilip ÖzTürkçeleştirmeye çalıştık. Sonuç ortada; okuduğunu anlayamayan, anladığını ifade edemeyen bir nesil yetişti.

Geçenlerde güzel bir paylaşım gördüm. İçerdiği mana da çok güzeldi ama benim dikkatimi unutup gittiğimiz o kelimeler çekti.


Hased: "Bende yok onda da olmasın."
Buhul: "Bende var onda olmasın."
Şuhh: "Onunki benim olsun."
Gıpta: "Onda var bende de olsun."
Sehâvet: "Bende var onda da olsun."
Îsar: "Benim değil onun olsun."
Cûd: "Bende yok ama onda olsun."
Fakr: "Onda yok bende de olmasın."

Aralarından sadece "hased" ve "gıpta"yı biliyoruz. Diğerleri "çekememezlik" ve "cömertlik" kelimesinin içine hapsolmuş gitmiş sanki.

İnternette bulduğum çeşitli lugatlere göre

"buhul / buhl", hasislik, pintilik demek.
Yukarıda "şuhl" yazılmış ancak doğrusu "şuhh" olacak. O da mala düşkün olmak demek.
"Sehâvet (sahâvet)", cömertlik, el açıklığı demek.
"Îsar", esirgemeden, kendinden çok başkalarının menfaatini düşünerek fedâkârlıkla vermek demek.
"Cûd", insanlara ihtiyaçlarını bildirmelerine meydan vermeden lutufta, ihsanda bulunma, el açıklığı demek.
"Fakr"i ise aslında biliyoruz. "Fakir" ile aynı anlama geliyor ancak buradaki anlamı tamah etme, rıza gösterme şeklinde yorumlayabiliriz.

Peki siz üstteki mertebelerden hangisindesiniz? Hased'den fakr'e doğru birlikte bir yolculuk yapalım mı? Cûd mertebesinde inmek isterseniz o da olur. Cûd sanki yukarıdaki mertebelerin en güzeli. Nefsimizi öyle bir terbiye etmeliyiz ki o seviyeye çıkabilsin. Aksi takdirde buhl mertebesinde debelenir dururuz; hem dünya hayatımız hem de âhiret hayatımız perişân olur. 

Yorum Gönder

4 Yorumlar

  1. Bir çoğunu biliyordum, okuduğum kitaplarda geçiyor. Buhl, bahillik olarak geçiyor genelde.
    Cud ve şuhh'u bilmiyordum. Sehâvet de kulağa tanıdık geliyor sanki ama manası nedir diye sorulsa bilemezdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sehâvet dediğiniz gibi kelime yapısı bakımından tanıdık geliyor. Bu kelimeleri duyuyorduk dediğiniz gibi ancak anlamlarını bilmiyorduk bu yazıyla ben de öğrenmiş oldum.

      Sil
  2. Hased ve gıptayı kelime olarak biliyorum diğerlerini duymadım. Ben öz türkçeden yanayım farsça, arapça ve türkçe karıştırılarak oluşturulan osmanlıca adı verilmiş dilide saray ahalisinde başka kimse bilmiyordu Recep kardeşim anadoluda o dönemde öz türkçe konuşulmaya devam ediyordu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben sizin gibi düşünmüyorum. Dillerin kendi aralarındaki alışverişler bir kültürel zenginliktir ve doğal bir şeydir. "Saray ahâlisinden başka kimsenin bilmediği Osmanlıca" diye bir şey de yok. Osmanlıca diye bir dil de yok zaten. Osmanlıca, Türkçe ifadelerin Arabî harflerle yazılmasıdır.

      Sil

Yorumlarınız için teşekkürler!