Kasım 2018

Pazar, Kasım 25, 2018

Diyanet Helal Sertifikası Verse!


Zaman zaman buradan kalemim yettiğince bazı kurumlara sitemlerimi iletiyorum. Bu kurumların başında da Diyanet geliyor. Diyanet maalesef aslî vazifelerinin dışında her şeyi yapıyor! Aslî vazifeleri bizim bildiğimiz gibi değilse de bize göre aslî vazifesi olması gereken alanlarda hiçbir şey yapmıyor diyelim o zaman.


Nedir Diyanet'in olması gereken aslî vazifeleri peki? Bence en önemlilerinden bir tanesi Diyanet adam, eş - dost kayırmadan helal gıda işinde otorite olmalı! Bu tarz helal gıda belgelendirmeleri özel firmalara bırakılmamalı! 

Kazandığımız para helal olabilir ancak harcadığımız yerler helal değilse hiçbir kıymeti yok! Kazandığımız paranın helal olmasına çok dikkat ediyoruz ama aldıklarımızın ve yediklerimizin helal, haram veya şüpheli olup olmadığı bizi çok fazla ilgilendirmiyor nedense. 

Özellikle et ve tavuk ürünlerinde buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çağımızın gereği diğer paketli gıdalarda çok dikkat edemiyoruz belki ama en azından kırmızı ve beyaz etlere dikkat etmeliyiz. Bu konuda ben de çok dikkat edemiyorum maalesef ama dikkat etmenin gerekliliğinin farkındayım ve her geçen gün daha fazla yol alıyorum bu konuda.

Öncelikle şu konuda anlaşalım. Derdimiz sadece yediğimiz etin eti yenilebilir bir hayvanın eti olup olmadığı değil. Sadece domuz eti, at eti veya eşek eti yememeliyiz diye algılamayalım konuyu. Kesilen hayvanın Allah'a kurban edilmesi gerekiyor öncelikle. Keserken Allah'ın adıyla ve tekbirlerle kesilmediyse o hayvanın eti de haram olur. Yenilmez! İşte kırmızı et alırken veya dışarıda kırmızı et yerken bu ince noktanın farkında olan kişilerden alışveriş yapmak gerekir. 

Beyaz ette ise durum biraz daha farklı. Standart tavuk kesimhanelerinin videolarını falan da görmüşsünüzdür. Sürüm fazla olsun diye tavuklar modern diye adlandırılan sistemlerde kesilip temizlenip paketleniyor. Eskiden tavuğun büyümesi için aylar gerekiyorken bizim sofralarımıza gelen piliçler civcivlik evresinden tüketilecek piliç evresine hızlı bir geçiş yapıyor. Yine videolarda görmüşsünüzdür tavukların nasıl şişirilerek satıldığını? 

Son yıllarda kuru yolum muhabbetlerini duymuşsunuzdur. Her firma şimdi kuru yolum tavuk işine girdi ancak o iş de öyle sanıldığı gibi kolay değil. Hassasiyet gösterilmesi gereken farklı noktalar var. Kuru yolum kolay olsun diye şoklama veya buhar odaları olmamalı sistemde. Bu konuda bildiğim en güvenilir marka Akdeniz Toros'tur! Farklı markalar da bu hassasiyettedir belki ama tam olarak bilemiyorum maalesef. 


Evet konumuza tekrar dönecek olursak her ne kadar görevlerini tam manasıyla yapmasa da ağzımıza giren lokmanın helal olup olmadığına en fazla hassasiyet göstermesi gereken veya bunu dert edinmesi gereken kurum Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Bu konuda gereken hassasiyeti gösterip bir adım atmalıdır. Ona gelene kadar camilerdeki taharetlenme yerlerine de bakması lâzım bu kurumun ancak nerede! İmamları denetleyen kurum içi müfettiş bile yok sanki! Müftüler üzerilerindeki bu büyük sorumlulukları nasıl kaldırıyorlar anlamış değilim! Çok değiştik azizim; çoook!

Akdeniz Toros ürünlerini şehrinizin büyük yerel marketlerinde bulabilirsiniz. Bursa'da Akuğur Marketleri'n bazılarında var. Afyonkarahisar'da da Söz Marketler'de var. Helal yiyelim, ibadetlerimizden zevk alalım! Ben dikkat ettikçe bunu daha iyi anlıyorum açıkçası! Sizin bu konuda düşünceniz nedir? Helal Gıda Sertifikası veren firmalara güveniyor musunuz?

Çarşamba, Kasım 21, 2018

Satın Almayı Planladığım Ürünlerin Listesi (MiM)


Diğer blogcu arkadaşlara nispeten yeni yeni tanıştığım blogcu arkadaşım Kuzgun beni, kendi başlattığı miminde mimlemiş. Değişik bir mim konusu aslında. Onun yazısının ve miminin başlığı "Uzun vadede almayı planladığım ürünlerin sıralı tam listesi" idi. Ben konuyu biraz daha kendime uyarladım. Uzun vadede almayı planladığım bir şey yok çünkü. O kadar uzun hayallerle yaşayan ve ileri görüşlü biri değilim. Anı yaşarım. 

Neyse gelelim satın almayı planladığım ürünler listesine. Aklıma gelenleri yazacağım; uzun bir liste mi olur yoksa kısa mı olur şu an kestiremiyorum. :)

  • Ütü masası
Evdeki ütü masası yamuk yumuk duruyor. Ha göçtü ha göçecek! Bir ayağı çukurda! Tamamen ayağa kalkamaz duruma gelene kadar kullanmaya devam ederiz herhalde. 
  • Çamaşır kurutma askısı
Bunun da ütü masasından farkı yok. Bazen kendini bırakıyor yere ama ev halkının yardımıyla ayağa kaldırıyoruz. 3,5 yılda bu hâle geldiler ütü masası ile. Çok da yüklenmiyoruz aslında kendilerine ama.
  • Oyuncak dolabı
Oğlumuzun odası için bir oyuncak saklama dolabı almak istiyorum. Bu ay birkaç defa yeltendim şu Ikea'dakilerden almaya ama maddî durumlardan ötürü erteledim. Hoş Ikea tarzında olan farklı markaların bile fiyatları Ikea ile aynı. O yüzden alırsam da yine Ikea'dan alırım herhalde. Almayı düşündüğümüz ürün yandadır. O saklama kapları ile birlikte komple 322,93₺ fiyatı var. 
  • Hole Halı
Bir önceki yazımda yazdım ben köyde doğdum diye. Köyde doğanlar ile kentte doğanlar arasında yetiştirme tarzlarından dolayı muhakkak farklılıklar vardır. Günümüzde bu fark biraz daha azaldı tabii ama bizim zamanımızda vardı. Aslında sadece yetiştirme tarzı değil bölgesel her türlü etmeni saymak gerekir. Mesela ben Kütahya Tavşanlı Ovacık Köyü'nde doğdum ve oralarda "gocuk" kelimesi kullanılırdı. 3. sınıfta Kütahya Pazarlar İlçesi'ne taşındık. Orada "gocuk" dedim ve bana güldüler sınıf arkadaşlarım. Meğer onlar "kaban" ve "mont" diyormuş. Düşündüğünüzde aynı il içinde farklı iki yerleşim birimi. 

Yine konudan uzaklaştık gibi oldu ama evlerin o girişindeki kısma bizim doğduğumuz yerde "salon" denirdi. Şimdilerde "misafir odası" dediğimiz yerlere "salon" deniyor. Ben de başlığı atarken tereddüt ettim. "Salon" desem yine derdimi anlatamam diye düşündüm. "Hol" de uygun bir tabir midir bilmiyorum. Okurlarım arasında nice nice mimarlar var benim; onlar bu konuda bizi aydınlatır umarım. Evet işte bu holdeki halıyı da 3 sene önce almıştık. Eski arkadaşlar hatırlayacaktır bundan 3,5 sene önce biz talihsiz bir kaza yaşadık ve tüm eşyalarımız yandı. Her şeyi yeniden aldık. Bir süre bu holde halımız yoktu ve bir komşumuz hediye almıştı halıyı. Takım olsun diye yolluklarını da biz aldık ama halılar 3 sene dayandı. Çok da iyi bir halı değilmiş. Onu da değiştirmemiz gerekecek artık. Yanlardan sökülmeye başladı çünkü.
  • Araç kamerası
Daha önce vardı; hatta burada tanıtım yazısı bile yayımlamıştım ama ürün sonradan kullanılamaz hâle geldi. Satıcı firmadan da adam akıllı bir destek alamayınca kaldırdım attım bir kenara. Yeniden almak lâzım. Eski araç kamerası yazım şurada.
  • Mutfak masası
Bu kerata da ucuz yollu bir ürün idi. Yangın sonrası arabamızı sattıktan sonra mecburen ucuz yollu ürünler aldık. Benim oturduğum tarafın masa ayağı arada bir sekiyor; hemen düzeltiyorum ben ama yakında tamamen kopacak gibi. Sandalyeler deseniz dikkatli baktığınızda üretim hatası var gibi kambur kambur duruyor. Şimdilerde de alttan çiviler batmaya başladı. Bu da yakında yolcu olacak gibi. Yenisine bakmaya başlasak iyi olacak.

Bu yazıyı iki gün önce yazsaydım bu listeye Kayra Eymen'e "gocuk" :) ve botu da eklerdim herhalde. Neyse ki o işi dün akşam hallettik. 

Liste kısa ama yazı uzun oldu herhalde. Yukarıda listelediğim tüm ürünler için sizden tavsiyeler de istiyorum. Dikkat ettiyseniz Ikea haricinde marka belirtmedim. Sizlerin tavsiyesine ihtiyacım var. 

Bloguma yorum yazan son 3 kişiyi mimliyorum ben de:

Cumartesi, Kasım 17, 2018

Sizin Arabanız Kaç Basıyor?


Ben köyde doğup büyüdüm. 1988 Şubat'ında doğmuşum ama (neden böyle yaptıklarına dair net cevap alamadım) Ağustos'ta nüfusa kaydettirmişler. O yüzden resmî doğum günüm ile gerçek doğum günüm farklıdır benim. Ben kendimi hep doğduğum köylü zannederdim meğer değilmişim. Babam vazife icabı oradaymış. Köylüler de bizi o kadar benimsemiş ki kendimizi hiç yabancı hissetmemişiz. "Hacı Dayım" vardı benim ben onu oradan taşınana kadar gerçek dayım sanmışım. 8-9 yaşıma kadar (ilkokul 3. sınıfın yarı yıl tatilinde taşındık) orada yaşadık, sonrasında köyden farkı olmayan bir ilçeye taşındık.

Bulunduğumuz köy öyle çok kentten uzak bir yer değildi ama köye yeni bir araba geldi mi koşar yan camından kilometre ibresinin kaçı gösterdiğine bakardık. O zamanlar bizim bildiğimiz tüm arabalarda bu ibre 180 km/h ile sınırlıydı. Ancak yeni yeni çıkan arabalarda artık 200 falan da vardı. Biz de böyle arabaları görünce "Off oğlum baksana 200 basıyor bu!" derdik. İngilizce eğitimi falan da almamıştık o zamanlar ama köye gelen bir arabayı herhalde kulaktan dolma bilgilerle olsa gerek "Hunday Akkent" diye bilirdik. "Akkent" olsa bizim dilimize daha yakın olmaz mıydı ki?

Çocukluk zamanından beri vardır arabanın kaç bastığı merakı değil mi? Tabii yaşımız ilerledikçe öğrendik ki 180 yazması arabanın 180 basabildiği anlamına gelmiyormuş. Ben bu yaşımda bir bilgi daha öğrendim ki lastiklerin üzerinde de o lastiğin maksimum kaç km hıza dayanıklı olduğu bilgisi yer almaktaymış.


Lastiklerin üzerinde çap bilgisinden sonra yazan tek harfler o lastiğin kaç km hıza dayanıklı olduğu hakkında bilgi veriyor bizlere.

P: 150
Q: 160
R: 170
S: 180
T: 190
H: 210
V: 240
W: 270
ve 
Y: 300 km'lik hıza dayanıklı anlamına geliyor.

Ben aşağı inip bakmadım arabaya ama muhtemelen standart binek araçlarda bu harf T veya H'dir. Müsait bir vaktinizde bakmak faydalı olabilir. Ben de bakıp buraya yorum olarak yazacağım. Sizler de arabanızın marka modelini yazarak lastik üzerindeki ibareleri buraya yazın da herkes bilgilensin lütfen.

Cumartesi, Kasım 10, 2018

Ağaç Yaşken Eğilir!


Herkesin bildiği bir atasözümüz "Ağaç yaşken eğilir!" Ne kadar da doğru! Her alanda kullanabileceğimiz bir atasözü! 


İzlediğim şu video bana bu atasözünü hatırlattı:



Çinli minik kız nasıl da antrenman yapıyor değil mi? Çinliler zaten masa tenisinde dünyanın en iyisi. Aileler de çocuklarını küçük yaşlarda yönlendiriyor bu spora. Masa tenisi olimpiyatlara 1988'de eklenmiş ve 31 altın madalyanın 28'ini Çinliler kazanmış. O kadar iyiler yani bu sporda!

Bir işte en iyi olmak için o alana hamken eğilmek gerekiyor sanırım. Şu Çinli kız 4-5 yaşlarındadır diye tahmin ediyorum ancak el - vücut koordinasyonu o kadar gelişmiş ki topları  hızlı reflekslerle geri püskürtüyor.

Çinliler gerçekten değişik adamlar! Aşağıdaki videoda da küçük Çinlilerin Kung Fu gösterilerini izleyeceğiz. Videoda da küçük yaştan itibaren bu sporla ilgilenmenin faydaları sıralanıyor!



Bizler de çocuklarımızı küçük yaşlarda eğitmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kimisi çocuğunu daha bebekken İngilizce kursuna gönderiyor, kimisi de keman kursuna. Kimisi çocuğum dinini, diyanetini bellesin diye Kur'ân-ı Kerîm kursuna gönderiyor, kimisi de at binmeye. Bu örnekler çoğaltılabilir. Herkes, çocuğunu nasıl yetiştirmek istiyorsa o alana ağırlık veriyor. Herkesin amacı tek; ağacı yaşken eğmek, kütüğü yontmak.

Buna farklı açıdan da bakabiliriz. Japonya'daki eğitim sisteminde çocuklar kendi okullarını kendileri temizliyor. Ancak bizim ülkemize böyle bir sistem gelse yer yerinden oynar. Benim çocuğuma kimse temizlik yaptıramazcılar türer hemen! İşte Japonlar küçükken bu kültürle yetiştikleri için Dünya Kupası'nda stadı tertemiz bırakıyorlar; İzmir Kordon'da sahili temizliyorlar. Bizde ise çöpçüler işsiz kalmasın mantığıyla yere çöp atan adamlar var işte!

Japonların sistemini uygulayan bazı öğrenci yurtları biliyorum ülkemizde. Oralarda da hademe yok ve yurtta kalan öğrenciler temizliği kendileri yapıyorlar. En iyi temizliğin kirletmemek olduğu bilincinde yetişiyorlar. Şimdi şöyle bir sahne hayal edin. Ana haber bültenini izleyen "ilerici" bir adam önce Japonların sisteminden bahsedilen haberi izliyor ve takdir ediyor adamları; ardından ise Türkiye'deki bahsettiğim yurtlarda öğrencilere temizlik yaptırıldığını anlatan haberi izliyor ve tenkit ediyor. Sizce bu adamı ne demeli? İkiyüzlü hafif mi kalır; ağır mı kaçar?

Yine atladık daldan dala! Sizin çocuk yaşlardan kazandığınız bir beceri var mı? Benim yok mesela. Ben dümdüz bir adamım. Bazen düşünürüm de gerçekten dümdüz adamım ben ya hu! Ne bir mesleğim (meslek ile iş kavramlarının ayrımına varalım lütfen) var, ne bir zanaatım var, ne bir sanat dalında becerim var. Siz de benim gibi dümdüz bir insan mısınız; yoksa bir hezarfen misiniz?

Cumartesi, Kasım 03, 2018

Nepal Hakkında İlginç Gerçekler


Quora'da "Ülkeniz hakkında şaşırtıcı gerçekler?" nedir diye sormuşlar ve Nepalli bir arkadaş da sizler için Türkçeleştirdiğim cevapları vermiş. Buyurun birlikte bir Nepal gezisi yapalım:
Read Aabishkar Wagle's answer to What are some amazing facts about your country? on Quora



  • Budizm'in kurucusu Gautam Buddha doğma büyüme Nepalli imiş. Hem de içinden, evet.
Bizim milletimiz bu adama yabancı değil aslında. Çoğu kişi adını günde bir veya daha fazla yazıya döküyordur. "Buda" yazıp duruyoruz dağa taşa! Buradaki "da" bağlaçtır arkadaşım "bu da" yazacaksın; Budist misin nesin? Şimdi reklamlar; benzer yayınlar için Twitter'da @HataciEtimolog 'u takip edin lütfen.
  • Dünyanın en yüksek dağı olan Everest, Nepal'de. Aslında dünyanın en yüksek 10 noktasından 8'i Nepal'de yer alıyormuş. 
Ne kadar da yüksekten bakan bir memleketmiş burası böyle kardeşim!
  • 6000'den fazla nehir varmış.
Ohh hem yüksek yüksek tepeler var hem de buz gibi akan nehirler; güzel bir yer gibi sanki ha ne dersiniz? Gidip gören varsa yoruma çöksün lütfen! :)
  • Nepal, 879 kuş türünün de ana vatanı imiş. The Lophophorus adındaki kuş ise ulusal kuşları oluyormuş.

Arkadaş yakışıklıymış hani. Diğer adları da Himalayan Monal ve Danphe imiş. Bizde ise direkt düz mantıkla isim koyulmuş: "Parlak Tavuk" Bu parlak dostlarımızın da nesli tükenmekte imiş. Geçenlerde bir haber okumuştum. İnsanoğlunun son 44 yılda hayvanlar âleminin %60'ını yok ettiği yazıyordu. :(

Ha bir de bizim ülkemizin bir ulusal kuşu falan var mı ya hu? Bilen paylaşsın lütfen...
  • Nepal, dikdörtgen olmayan bayrağa sahip tek ülke imiş.
Bu konuda size görsel sunayım diye Google Amca'ya "Nepal Bayrağı" yazdım. Sonuçlarda dikkatimi çeken yeri ekran alıntısı yaptım. Siz önce bir görsele bakın sonra birlikte yorumlayalım:

Öncelikle Nepal bayrağı dikdörtgen değil dedik ama bizim ülkemizdeki bayrak üretici veya satıcıları bayrağın dikdörtgenden eksik kalan kısmını beyaz fonla doldurmuşlar. Bu, sizin de dikkatinizi çekmiş miydi? :)

İkinci olarak da aramalarda bazen sağda bilgi kutucuğu çıkıyor; ülkemizde hâlâ engelli olan Vikipedi'den oluyor genelde bu bilgiler. Orada Nepal bayrağından başka da dikdörtgen olmayan ülke bayrakları olduğu ima edilmiş. O ülkeler hangileri, bilen var mı? Benim Google Amca'ya bir şey soracak yüzüm kalmadı artık; haydi size zahmet...
  • Nepal'de 123'ten fazla dil kullanılıyormuş. Resmî dilleri ise Nepalce imiş.
Her şeye bir yorum yapacağım illâ! Bu arkadaş da gitmiş küsuratlı bir sayı vermiş ve "-den fazla" ifadesi kullanmış. 123 diyen adam 127 de diyebilir. 120'den fazla desen neyse kardeşim! :) 
  • Kathmandu, Nepal'in başkenti ve aynı zamanda "Tapınaklar Şehri" olarak biliniyormuş.
  • Nepal'in bir bağımsızlık günü yoktur çünkü hiçbir zaman sömürge altına alınamamıştır.
  • Nepal'in ulusal hayvanı ise inek imiş. İnek öldürmek suçmuş ve eğer yakalanırsan 20 yıl hapis cezası alabilirmişsin.
Bizim ülkemizde adam öldüren bile o kadar ceza almıyor ya hu! Adalet mi bu şimdi? Nepal'den ülkemize hayvan ithal etsek ve kesip yesek bize de ceza verirler mi bu Nepalese arkadaşlar? Kafamda deli sorular!
  • Nepal'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmış 10 mekan var imiş.
  • Nepal'de Kukur Tihar adında bir festival düzenleniyormuş. Bu festivalde sadakatleri ve arkadaşlıkları için köpeklere teşekkür ediyorlarmış.
Bu adamlar da köpek ve inek gibi iri cüsseli hayvanlara dokunamamışlar ama gitmişler parlak tavukları yiyip yiyip neslini tüketmişler! Bu cümlemden köpekleri de yesinler anlayan arkadaşlar lütfen sayfayı hızlıca terk edin! (diyemem ki!)


Eveeet Nepal gezi ve bilgi turumuz burada sona ermiştir! Şimdi herkes odalarına çekilip gezi hakkındaki yorumlarını alttaki yorum formundan tur operatörü ReHiTu'ya iletebilir. Yorum yazmayan sonraki turlara katılamaz! Ayrıca yorum yapmayanların üstüne salacağım aşağıdaki Nepal askerlerini. Çiğ çiğ yer bunlar adamı! :)

Korktun muu? :)