Cuma, Eylül 22, 2017

Kapiş ve Kapüşon Kelimeleri
Geçenlerde bir yazım için "kapüşon" kelimesinin yazılışında yanlışlık yapmamak için TDK sitesine danışmıştım. "Kapüşon" mu yoksa "kapişon" mu diye muallakta kalmıştım. Doğrusu "kapüşon" imiş ancak beni en çok şaşırtan "kapiş" kelimesi oldu.


"Kapiş" kelimesi hangi akla hizmet TDK sözlüğüne eklenmiş anlamadım. Gençler arasında duyarsınız bazen bir şeyler anlatırlar ve sonunda "Kapiş!" derler. Argo bir kelime TDK sâyesinde artık dilimize iyice geçmiş çünkü sözlüğe eklemişler. 

Capisci?
TDK, meşhur olup dilimize iyice yerleşmiş yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar ararken bir yandan da daha iyice dilimize yerleşmemiş kelimeleri sözlüğüne ekliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Sahi "drone"a ne diyorduk?


Ben İtalyan Dili ve Edebiyatı okudum. İtalyanca'da vurgu çok önemlidir burada da vurguyu son heceye vererek soru cümlesi hâline getiriliyor. Aşağıda telaffuzunu da bulabilirsiniz.


TDK eğer yabancı kelimeleri dilimize katmaya çok meraklı ise yine "Anladın mı?" anlamına gelen İngilizce bir kelime önerim olacak onlara: "Got it?" (Kesinlikle küfür değil.) Arkadaşlar arasında "kapiş" yerine biz sıklıkla "got it" (gat it) kullanırız da. :)

Kapüşon kelimesi ise dilimize Fransızca "capuchon" kelimesinden geçmiş, anlamı ise "başlık". Kapüşonlu dediğimizde o kıyafetin bir başlığı olduğunu ifade etmiş oluyoruz.


Hafiften sonbahar da kendini hissettirmeye başladı değil mi? Siz de artık yavaştan kapüşonlularınızı çıkarın dolaptan. Yoksa hasta olursunuz. Tamam mı? Anladın mı? Kapiş? Got it?

Salı, Eylül 19, 2017

Nilüfer Turizm ve Bursa (19.9.10)
Eski blogumlarımda yazdığım yazılar şimdi Facebook zaman tüneline düşüyor. Onları alıp kaybolmasın diye buraya ekliyorum. Aşağıdaki yazıyı da tam 7 yıl önce yazmışım. Kim derdi ki bir süre sonra Bursa'ya taşınıp Bursa'da yaşayacağım. Bu arada Bursa hâlâ en pahalı memleketlerden birisi.

*******

Dün bir arkadaşla Bursa'daki başka bir arkadaşı ziyaret etmek için Nilüfer Turizm'le Bursa'ya geldik. Nilüfer Turizm'e ve Bursa'daki ulaşım ücretlerine değineceğim bu yazıyı Bursa'dan yazıyorum.

15:15'te Esenler'den Nilüfer Turizm'in gayet lüks bir otobüsüne bindik. Koltuklar oldukça rahattı ve her koltukta da TV vardı. Ancak TV'lerde diğer firmalardaki gibi film / müzik seçme şansımız yoktu. Uydu yayını yapılan kanallar da yol boyunca toplamda 1 saat falan ancak çekti zaten. TV'yi ilk açtığınızda 2 tane yeni film başlıyor. Bir tane de klip kanalı var. Ancak çok çok kötü filmler vardı maalesef.

Nilüfer, ikram konusunda da maalesef sınıfta kalıyor. İkramlık ürünler kendi îmal ettikleri kek ve poğaçadan oluşuyor ve maalesef çok kötü bir tada sahipler. Soğuk içecek olarak ise sadece gene kendi îmalatları olan bir portakal suyu var. Sadece çayları Lipton. Hazır kahve ve şekerleri bile kendi imalatları.


Muavin seçerken çok seçici olması lâzım firmaların. Çünkü firmayı o yolculukta temsil eden bir konuma yükseliyor muavinler. Bizim muavinimiz çok sert mizaçlı birisiydi. Dikkat ettim de su dağıtılmadı. Kimse de su istemedi. Acaba çok mu korktu millet muavinden?

15:15'te başlayan yolculuğumuz Nilüfer'in sitesinde verdiği bilgiye göre 18:45'te bitmesi gerekiyordu ama 19:30'da bitti. Yollarda çalışmalar vardı o yüzden.

Bursa'ya indik ve 2,00 TL gibi oldukça fâhiş bir fiyata bilet aldık. Bir de üzerinde "Kısa mesafe hatlarında geçerlidir." yazıyordu. Kısa mesafe 2,00 TL ise uzun mesafe ne kadar acaba? Bunu da geçtik beklediğimiz otobüs yarım saatte ancak geldi. O yüzden İstanbul'u herkese tavsiye ediyorum bu konuda.


Birazdan çıkıp Bursa'nın gezilecek görülecek yerlerini gezip göreceğiz. Fırsatım olursa onları da yazarım. Dün akşamki yaşadıklarım hâlâ daha içimdeki "Yeşil Güzel Bursa" sevgisini öldüremedi.

Pazar, Eylül 17, 2017

#ErenKalpNakliBekliyor
Biraz önce aldığım bir haberle çok üzüldüm. Rahmetli annem tarafından uzaktan akrabamız olan Mustafa Eren TURGUT, eğer kalp nakli yapılamazsa maalesef vefat edecekmiş. Aslında Eren'e 1 sene önce yapay kalp takılmış ancak o da şu anda neredeyse atmıyormuş. Şu an İzmir'de Ege Üniversitesi'nde yoğun bakımda imiş. 




Bu haberle birlikte üzüldüğüm bir diğer konu ise akrabalık ilişkilerimizin çok kuvvetli olmaması oldu. Rahmetli annem hayattayken ve biz küçükken Eren'in dedesi Mustafa Amca'lara çok giderdik. Aslen onlar da Afyonlu ancak çok eskiden beri Kütahya'da yaşıyorlar. Biz de Kütahya'nın ilçelerinde yaşadık ve Afyon'a giderken uğrardık. Kıymet Yengemi, Çetin Amca'yı, Cihan Ağabey'i, Hidayet'i, Merve'yi ben ismen biliyorum ancak birbirimizi yolda görsek belki tanımayız. Sosyal medyadan takipleşiyoruz o kadar. Maalesef iletişim yolları gelişse de insanlar akrabalık konusuna eskisi kadar önem vermiyor. Yakın akrabaları ile hatta sadece anne, baba ve kardeşle yetinen insanlar var. 

Eren'i hiç tanımıyorum mesela. Babası Murat Ağabey'i de üzülerek söylüyorum ki tanımıyorum. Sadece Eren'in dedesi Mustafa Amca'yı hatırlıyorum. Bir de kızları vardı Ayfer Abla.

Kendi özeleştirimi vicdanımda yapmaya devam ederim, asıl konuya döneyim. Eren kardeşimiz için beyin ölümü gerçekleşmiş olan birinden acil kalp nakli yapılması gerekiyor. Sosyal medyanın gücünü biliyoruz. O yüzden şu anda Twitter'da #ErenKalpNakliBekliyor hashtagi ile sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Sizler de lütfen bize destek olun ve üyesi olduğunuz bütün mecralarda paylaşın. 

Ana medyadan sadece Yeni Asır konuya önem vermiş ve haber yapmış. Twitter'da da maalesef henüz TT olamamışız. O yüzden çok çalışarak elimizden gelen her şeyi yapmamız lâzım. Duânın tesirini de unutmayarak bol bol duâ edelim lütfen.

Organ bağışı hakkında Süleyman Hilmi Tunahan (KS) Hazretleri şöyle buyurmuştur:

Göz ve kan alıp vermekte mahzur yoktur. Zira eşya-yi ârıziye olup, eşya-i asliyeye tâbidir. Yani, kötüye kullanılırsa mes’uliyeti alan kimseye aittir.” [Erol, Ali, Hatıratım, s. 43]

Burada sadece göz ve kandan bahsedilmesi üstâzımızın yaşadığı devirde sadece bu iki organın nakli mümkün olmasından dolayıdır. Devamındaki cümle zâten cevaz verildiğini gösteriyor.

Lütfen bu konuda hassas davranalım ve blogcular olarak gücümüzü de göstererek Eren kardeşimize destek olalım. Ben inanıyorum ki o kalp bulunacaktır Allah'ın izniyle. Blogcu arkadaşlarım da bu konuda blog yazarak daha fazla kişiye ulaşılmasını sağlayabilir. 

Salı, Eylül 12, 2017

Hırsız (Ç)Almaz / Aldatan Kavunu
Siz daha önce duydunuz mu hırsız almaz / hırsız çalmaz / hırsız aldatan kavununu? Ben duymamıştım ve ilk defa Metro Market'in katalogunda gördüm. Bu tarz kavun yemişimdir sanırım ancak adına yukarıdaki isimlerin verildiğini ilk defa duydum ve #BirYaşımaDahaGirdim!


Bu aşırı lezzetli kavunun içi güzel. Siz de dış güzelliğe değil de iç güzelliğe önem veriyorsanız bu kavuna bir şans vermelisiniz. Dışı kabağa benzediği için evde kalmış bu içi güzel kavunlarımızı tipi güzel kavunlara tercih etmelisiniz. Bu tercihinizde yanılmayacaksınız ve tekrar tekrar yemek isteyeceksiniz. 

Dış görünüşünden dolayı hırsızların bile rağbet etmediği bu kavun marketlerde fiyatıyla kendinden söz ettiriyor. Nâdir bulunan bir eser gibi diğer kavunlara göre fiyatı iki misli. 

Anavatanı Balıkesir Gönen ile Çanakkale Yenice - Biga civarı imiş. Şu an bu yazıyı Balıkesir'den yazıyorum. Yarın denk gelirsem alıp götüreyim bari eve. Burada bulamazsam Metro'ya bir göz atarım artık.

Yukarıda da yazdığım gibi bu kavun türüne herkes çeşitli isimler koymuş. Hırsız Almaz diyen de var ileri gidip Hırsız Çalmaz diyen de var. Bana en yakını Hırsız Aldatan geldi nedense. Annesinin göster ama öptürme dediği kız gibi kendisini koruyor bu kavun da. :) 

Kavun hakkında bilgi ararken Aşçı Fok diye bir bloga/siteye rastgeldim. Basında da yer alan kitapları olan birisi imiş Aşçı Fok lakabını kullanan Nurdan ÇAKIR TEZGİN. Onun Hırsız Aldatan Kavunu ile ilgili yazısını da buradan okuyabilirsiniz.

Siz daha önce yediniz mi veya duydunuz mu kavunu? Sizin de dış görünüşüne aldanıp yediğinizde mest olduğunuz örnekler var mı?

Pazar, Eylül 10, 2017

Katakulli mi Katakulle mi?
Ben bu kelimeyi açıkçası "katakulle" olarak biliyordum ancak doğrusu "katakulli" imiş. "Yalan dolan, hile, düzen, tuzak, dalavere" anlamlarına gelen bu kelime argo bir kullanım olarak kabul edilmiştir.


Yazıyı yazmaya başlamadan önce TDK sitesinden kelimeyi araştırdığımda kelimenin kökeni olarak Fransızca "Fait Accompli" gösterilmiş. Açıkçası bir bağ kuramamıştım. Orada da detaylı bir bilgi verilmediği için başka kaynaklara geçmiştim. Nişanyan Sözlük'te şöyle bir açıklama vardı: 

19 YY'da diplomatik bir yazışmada Fransızca'da "emrivâkî" anlamına gelen "fait accompli" sözcüğünün Osmanlıca yazılışında yanlışlıkla (fe ‎ف yerine iki noktalı kaf ق ile) okunmasından türediği rivayet olunmuş. Ayrıca Yunanca "katakoúlio" kelimesinden de türemiş olabileceği belirtilmiş. Yunanca bu kelimenin anlamı ise "aşağı yuvarlanmak".
katakulli

Sevan NİŞANYAN, Yunanca'dan geçmesine zorlama demiş ama birincisi daha da zorlama bana göre. Zorlama deyince aklıma geldi. Ben Kütahya - Tavşanlı'ya bağlı Ovacık Köyü'nde doğdum. Babamın tayini vesilesi ile Kütahya Pazarlar'a taşınmıştık ve öğretmen Ovacık isminin nereden geldiğini sormuştu. Ben hemen mi cevap verdim yoksa araştırdım, sordum soruşturdum da mı cevap verdim hatırlamıyorum ama cevabım şuydu:

"Zamanında köye ilk yerleşenler gelmiş ve buraya isim koyalım demişler. Birisi dümdüz ova olduğu için köyün adı Ova olsun demiş; başka biri de hayır olmaz anlamında "cık" demiş. Köyün adı da "Ovacık" olmuş." demiştim. Hoca da uydurma deyip inanmamıştı. Şimdi bu konularda zorlama demenin ne olduğunu daha iyi anlamış oldum.

Asıl konumuz "katakulli"nin yazılışı hakkında. Ben "katakulle" biliyordum ancak değilmiş. Benim gibi yanlış bilenler hatalarından dönsün diye bu yazıyı kaleme aldım. Sizin de yazılışından, okunuşundan emin olamadığınız kelimeler varsa yorumda belirtirseniz sevinirim.

Cumartesi, Eylül 09, 2017

İstanbul'a Neden "Yedi Tepe" Denilmiş? (9.9.10)
7 yıl önceki eski blogumdan Facebook'a düşen ve Facebook'un Tarihte Bugün özelliği ile önüme çıkan bir yazı. 9 Eylül 2010 tarihinde yazmışım.

*******
Görsel sonradan eklenmiş olup sırası farklı olabilir.

İstanbul
, yedi tepe üzerine kurulduğu için "Yeditepe İstanbul" denilmiştir evet ama bu yedi tepeyi biliyor muyuz? Merak edenler için işte o yedi tepe:

Birinci tepe; Sarayburnu'ndan içeri doğru yükselen, üzerinde Topkapı Sarayı, Ayasofya Camîi ve Sultanahmed Camîi'nin bulunduğu yer.

İkinci tepe; Çemberlitaş ve Nuruosmaniye Camîi'nin bulunduğu yer.

Üçüncü tepe; Süleymaniye ve Bâyezıd Camîileri ile bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yer.

Dördüncü tepe; Sultan Selim Camîi'nin bulunduğu yer.

Beşinci tepe; Fâtih Camîi ve külliyesinin bulunduğu yer.

Altıncı tepe; Balat denilen semtte Tekfursarayı - Eğrikapı, Edirnekapımevkî.

Yedinci tepe; Altımermer ve Çukurbostan civârı ve Yedikule'nin bulunduğu kesim (Samatya)



Dikkat edersiniz bu tabir eskiden beri kullanılıyor. O yüzden sadece "sur içi" diye adlandırdığımız asıl İstanbul'dan bahsediyoruz.

Cuma, Eylül 08, 2017

Aleme Cihan Ne Demek?
"Aleme cihan" şeklinde bir tabiri daha önce duydunuz mu? Duymadıysanız üzülmenize de gerek yok çünkü böyle bir kullanım yok. Duyduysanız da Burcu GÜNEŞ'in Darmaduman şarkısından duymuşsunuzdur.


Şarkının sözleri şöyle:

"Bak etrafına bak görürsen benim kadar seven durma git, Yak bizi durma yak savur küllerimizi hatta öyle git, Unut onu artık dediler senelerce, Belki döner dedim elinde çiçeklerle, Hep aralık bıraktım uykularımın kapısını sen rüyalarıma gel diye, Sevdanın kıymetini bilmiyorsan eğer olsan ne olur ki bu dünyada âleme cihan, Aşktan yara almak diye bir şey varsa eğer bendeki durum şu an kan ve revan Kalp kıymeti bilmiyorsan eğer olsan ne olur ki bu dünyada en âlâ sultan Aşktan yanmak diye bir şey varsa eğer bendeki durum şu an darmaduman"

Şarkının klibini de aşağıdan izleyebilirsiniz:



Şarkının söz ve müziği Eflatun'a aitmiş. Eflatun burada aslında "Allâme-i Cihan" demek istemiş. Yani "çok bilgili" anlamında. "Allâme", Arapça "alime" - "bilmek" fiilinden mübalağalı ismi fail dediğimiz vezinden gelir ve "çok âlim" anlamındadır. "Cihan" ise dilimizde de kullanılan "dünya, kainat" anlamındadır.

Burcu GÜNEŞ şarkıda "Dünyanın en akıllısı, en bilgilisi de olsan sevdanın kıymetini bilmedikten sonra kıymeti yok." demek istemiş ama bilgisizliğin, kültürsüzlüğün kurbanı olmuş. Şarkının hece ölçüsüne uygun olsun diye "Âlim-i cihan" bâri dese kurtarırdı aslında ama "aleme cihan" olmamış be!

Şarkı radyoda zaman zaman denk geliyordu ve ne zamandır yazayım diyordum. Bir de bunu tek fark eden ben miyim acaba neden hiç bunun yaygarası kopmadı ki diye de düşünmüyor da değildim. Yazıyı hazırlarken de şöyle bir baktım ve benim gibi birisi daha kafaya takmış bu konuyu ve Ekşi Sözlük'e yazmış. Teşekkürler Sangria.

TRT ve TDK bu konularda daha titiz olmalı. Bu şarkı yüzünden insanlar bu güzelim kelimeyi yanlış öğrenecek. Özellikle yeni gelen nesil.

Burcu GÜNEŞ'in yanlış kullandığı bu ifadeyi Sıla gayet doğru ve güzel bir şekilde kullanmış şarkısında. Yanlış örneğin üzerine bir doğru örnek iyi gider değil mi?



Bu yanlış kullanım sizin de kulağınızı tırmalamış mıydı hiç? Bu konularda sizler de benim gibi hassas mısınız?

*******

Sonradan ilave.

Yazımı gören hikaye yazarı arkadaşım Erhan GENÇ, Twitter üzerinden aynı dertle dertlenmişiz diyerek bana Burcu GÜNEŞ'e gönderdiği twitini gösterdi. Onu da buraya eklemek istedim. Demek ki tek kafasına takan ben  değilmişim.

Perşembe, Eylül 07, 2017

Eşime Mektuplar Serisi

Aslen Afyonluyuz ancak Bursa'da yaşıyoruz. Eşim de zaman zaman memlekete gidiyor. Ben de birkaç gün evde yalnız kalıyorum. Bu yalnız kalmalarımda da son iki defadır bir mektup furyası başlattım. Eşimin Facebook duvarına gönderdiğim bu mektuplar ilgi çekti. Ben de buraya da koymak istedim. Umarım siz de beğenirsiniz. İlk olarak dün gece gönderdiğim mektuptan başlayayım.

*******

Eşime Mektuplar - 2
Sevgili Eşim;
Yine beni bırakıp gidişlerinin yalnızlığındayım. Bu bırakıp gitmelerin ritüeli olan online mektubumu da unutmadan yazayım dedim. [Merak edenler ilki için 2 Temmuz tarihine gidebilir. :)]
İlk paragrafın ilk cümlesinden romantizm kokusu almış olabilirsin ama boşa umutlanma; bilirsin beni. 
Sen gidince her yanım eksik kalıyor ama asıl eksikliği mutfak konusunda yaşıyorum. 4 gündür buradayken hazırlayıp gittiğin kavurmayı yiyorum. Kahvaltıda yumurtalısını diğer öğünlerde de bazen sâdesini bâzen de yine senin öğrettiğin gibi sebzelisini yapıp yiyorum.
Doymasına doyuyorum çok şükür de senin yaptığın gibi olmuyor be güzelim! Az önce gaza geldim Youtube'daki Tostçu Erol'un videolarına bakarak kavurmalı tost yapayım dedim. Onun da sonu hüsran. Çöpe gitmedi yine mideye gitti ama nasıl gitti bir de bana sor! 
Yazımın sonuna gelirken Erzurum yöresinin o güzel türküsünü sana armağan ediyorum. Nasıl olsa sen de azıcık boydan kısasın. 
"Kavurma Koydum Tasa (Ağam Yar Paşam Yar)
Doldurdum Basa Basa (Di gel Gel)
Benim Yarim Pek Güzel (Ağam Yar Paşam Yar)
Azıcık Boydan Kısa (Di gel Gel)
Haydi Haydi Hopla Gel Di gel Gel
Fistanını Topla Gel Di gel Gel"
Oğlumun gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öper; herkese selam ederim.
Kavurmacı Reco
6.9.17 (23:15)



*******

Eşim bu mektuba şöyle cevap vermiş:

*******

Sevgili Eşim, 
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki seni yalnız bırakmak pek de hoşuma gitmiyor ama bazen oluyor işte böyle.
Romantizm konusunda zaten senden ümidi kestim, oyüzden hiç de o kokuyu almadım bu bir.😊 İkincisi bu gidişlerimden aslında tecrüb
e kazanarak her gidişimde daha iyi olmam gerekirken sen sanki aynı yerde sayıyorsun. 😊
Kavurma yemeği bırakıp kıyma çıkartsaydın bu kadar için dışın kavurma olmayacaktı. Neyse ki gelmeme iki gün kaldı kavuşuyoruz 😍
Geldiğimde o nefis yemeklerinden yapıp aradaki açığı kapatırım (kendimi de övmekten kaçınmadım sanki 😊)
Kısa olduğumu da kabul edip şarkımı dinliyorum ve mektubuma son veriyorum.
Seni çok seven eşin
6.9.17 (23.54)


*******

Yukarıda da bahsi geçen 2 Temmuz'daki ilk mektubum da şöyleydi:

*******

Canım Hayat Arkadaşım;
Bu mektubu sana çok uzaklardan, Bursa'daki evimizden yazıyorum. Facebook ve Instagram sâyesinde görüyorum bensiz oralarda keyfiniz yerinde. Allâhım keyfinizi dâim eylesin ona bir sözüm yok zaten ama benim senden bir özür dilemem gerekiyor.
Şöyle ki; evimizde en az 5 tane tava olmasına rağmen sen 6. tavayı almak istediğinde sana karşı çıkmıştım. Bunun için çok pişmanım. Zira evdeki 5 tavayı da kullandım. Şimdi öğle yemeği vakti ve 6. bir tavaya ihtiyacım var ama yok.
Beni affedebilecek misin bu konuda? Lütfen...
Selam eder; büyüklerin ellerinden; küçüklerin gözlerinden öperim.
02.07.2017 / 13:59
Millet / Yıldırım / Bursa
Recep Hilmi TUFAN

*******

Bu mektuba da eşim şöyle bir cevap yazmıştı:

*******

Yanında Huzur Bulduğum Sevgili Eşim:
Mektubuma başlamadan şunu belirtmek isterim ki gülmekten yerlere yattım, Kayra Eymen bile anne noldu diyor o kadar yani ☺️mektubun beni çok mutlu etti. 
Konumuza gelirsek, mutfak eşyası konusunda sonunda beni anladı
ğın için çok mutluyum. Sırf sen pişir ye, iç, koy diye ben tava tabak setlerini fazla fazla almaya çalıştım. Ama hazır konuya değinmişken de tefalden bir tava daha alırsan çok mu çok mutlu olacağım, zira köfte kızartırken diğer tavalara sığmıyor büyük lazım. 
Neyse mektubuma son verirken seni çok özlediğimiz belirtmek isterim, eğlenirken hep aklımızdasın... Görüşmek üzere Allah'a emanet ol, dikkat et kendine... 

02.07.2817/14:24
Fatih/Merkez/Afyon 
Güldane Tufan

*******

İşte bu kadar dostlar. Sizin de eşinizle mektuplaşma serüveniniz var mı? Gerçek bir mektup da olabilir. Belki evlenmeden önce, belki askerlik döneminde. Gerçi mektup da kalmadı ve tarih oldu ama. :(

Çarşamba, Eylül 06, 2017

Jet ve Gamsız İmamlar (6.9.10)
Aşağıda okuyacağınız yazıyı bundan 7 yıl önce 6 Eylül 2010'da yazmışım. O zamanlar blogumuza yazdığımız bir yazıyı Facebook'taki Notlar uygulamasına otomatik olarak gönderebiliyorduk. Facebook'un Tarihte Bugün özelliği ile karşıma çıktı ve blog yazılarımın hepsi bir arada olsun diye buraya taşıdım.

Bazen çok üzülüyorum eski bloglarımı sildiğime. :( Kelimelerin Soyağacı, Türkçe Hataları, Bedava Yaşıyoruz ve Recep Hilmi TUFAN gibi ana blogların haricinde bir sürü de yan bloglarım vardı. :(

Neyse :)

*******

Daha önce "En Kolay Meslek: İmamlık" başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Bu yazımda işini doğru yap(a)mayan imamları fırçalamıştım biraz. Ramazan Ayı gelince kimi imamlar pek sevinmiyor gibi sanki. Hani fazla mesai yapıyor ya :) Bu yazımda da işini güzelce yapan imamları tenzih ederim, onlar müstesna...


Ramazan Ayı gelince bazı cemaat hangi imam daha hızlı Teravihkıldırıyorsa onu tercih ediyor. Jet imamlar da her geçen gün artıyor. Bunun sebebi de maalesef Diyanet. İmamlık yapmaya müsait olmayanları bile imam tayin ediyorlar. Adam daha nasıl tekbir alınacağını bilmiyor. Her imamın arkasında namaz kılınmaz. Hele bu zamanda namazını emanet ettiğiniz imamı çok iyi seçmeniz gerekiyor.


Namazın farzlarından bir tanesi de "kıraat". Maalesef çoğu imamızın kıraati düzgün değil. Konu hakkında pek bilgim yok ama acaba bu imamları deneten, teftiş eden, imtihana tâbî tutan bir mercî var mı? Fıkıh kitaplarında kıraat hakkında şöyle açıklama yapılır: "1 Fatiha-i Şerife ile 3 ayeti kerime veya buna muâdil bir sûre veya 1 uzun ayeti kerime okumak" Maalesef buna Teravih namazlarında uymayan imamlarımız var. Adam 2 kısa ayet okuyup direk rükûya iniyor. Hatta sadece 1 kısa ayet okuyan imamlar da gördüm.


Bir de Diyanet, ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalıyor. İmamı olmayan camiler var hâlâ. Müezzin ise hiçbir câmide yok. Kırsal kesimleri baz alarak yazıyorum bu yazılarımı.


Yarım imamların arkasında kıldığımız namazları kabûl eyle Yâ Râb!

Salı, Eylül 05, 2017

Pek Ümitli Değilim - Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ Hoca'nın bugünkü yazısı çok hoşuma gitti. Hoşuma gitti derken içimdekilere tercüman oldu. Yoksa bahsedilenler maalesef hoş şeyler değil tabii ki.

Sizlerin de okuması için paylaşıyorum. Sizler de konuyla ilgili yorumlarınızı lütfen belirtiniz...


*******

ALLAHTAN ümit kesilmez. Lakin toplumun, halkın, gidişatın; İslam dünyasının, insanlığın durumu ümit verici değildir.
Bu hükme nasıl vardın?.. İslamî kriterlerle ölçüp biçerek…
Müslümanlar farkında değiller ama dini kendi elleriyle yıkıyorlar.
İmkan, fırsat, hürriyet, para olduğu halde mutlaka yapılması gereken, yapılabilir hizmetler yapılmıyor.
Bugünkü parçalanmışlığı ve bölünmüşlüğü giderecek, Ümmet birliğini kuracak en ufak bir teşebbüs ve kıpırdanma göremiyorum.
Müslümanlar birleşmemek konusunda birlik içindeler.
Hepsi için söylemem ama nice dinî faaliyet ve hizmet futbol holiganlığı zihniyetiyle yapılıyor.
Tekelcilik, meşreb taassubu son haddinde.
Mü’minlerin birbirlerini ötekileştirmeleri yaygın hale gelmiş.
Ortaklaşa yapılması gereken hizmetler yüzüstü bırakılmış.
Gerçek ulemanın, fukahanın, şeyhlerin, ziyalı Müslümanların ellerinden öperim ama beride haddinden fazla yaman ve yavuz din baronu var.
Onlar Ümmet birliği, ittihad-ı İslam, iman kardeşliği, tesanüd, ortaklaşa hizmet ve faaliyet istemez. Önemli olan kendi saltanatlarıdır.
Osmanlı devletini, bilhassa kuruluş ve yükseliş devirlerinde İslam medreseleri ve tasavvuf tekkeleri ayakta tutuyordu. O iki temel kurum yok artık.
Âhir zaman fitneleri, fesatları, krizleri toplumu temellerinden sarsıyor. Lakin İslamın emr-ı mâruf nehy-i münker farzı esas alınarak yapılmış topyekûn bir ıslah projesi yok.
Dinin direği olan namaz terk edilmiş.
Şeriat çoktan elden gitmiş, din ve iman elden gidiyor.
Siyasal İslam yükselirken din geriliyor.
Onların dinleri para, kıbleleri karıdır şeklinde tarif edilen bir güruh-i lâ yüflihûn dehşet saçıyor.
Gaflet ve dalalet sisleri o kadar koyu ki, göz gözü görmüyor.
Karşısında bir Ebubekir olmayan irtidat yangınları her yeri sarmış.
Kelime-i Şehadet’in ne olduğunu bilmeyen Müslümanlar.
Son Ramazan’da sere serpe açıkta açıkça oruç yendi.
Cuma ezanı okununca işyerleri, dükkanlar, ticaret mekanları açık; caddeler meydanlar insan kaynıyor, toplu taşıma vasıtaları lebalep dolu.
Zekat farizası bir âlem. Ya hiç verilmiyor, ya dosdoğru ve tastamam verilmiyor, yahut birtakım zekat eşkıyasının eline geçiyor.
Bir kısım (yüzde kaçı) Müslüman kadın ve kızların kılık kıyafeti bir fâcia.
Anasıyla zina etmek kadar iğrenç ve çirkin bir günah olan riba yaygın mı yaygın.
İslam ahlakı, islamî faziletler yerlere serilmiş.
Azgınlık=fuhşiyyat ayyuka çıkmış.
Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, İslam hikmetinin yap dedikleri terk edilmiş, yapma dedikleri yapılır olmuş.
Şimdi biri kalkıp itiraz etse:
Yahu bu kadar karamsar olma be!..
Yüz bin minareden avaz avaz 100 desibel ezan okunuyor ya…
Şadırvanlardan şar şar sular akıyor ya…
15 Temmuzda bütün gece salâ okundu ya…
Lüks, israflı, açık büfeli, ihtişamlı umreler yapılıyor ya…
Kehkeşan Hoca bir milyonluk lüks arabayla geziyor ya…
Binlerce İmam lisesi açıldı ya…
Şu fettan manken, şu zampara sporcu umreye gitti ya…
Bunları dinin ilerlemesi sanan geri zekalının beynine limon sıkmak lazım.
Din öyle ilerlemez, geriler.
Din, gerçek dindarlıkla, ilimle, irfanla, hikmetle, firasetle, marifetle, bildiğini hayata uygulamakla yükselir.
Uçan Hazretler edebiyatıyla din yıkılır.
Ümmet birliği olmazsa, âkibet Endülüs ve Suriye Müslümanlarınınkilere benzer.
İslam dini ile İslamcılıklar bid’atini ayırt edemeyenler ilerlemeden ve gerilemeden bahs etmesinler.
Peygamber (Salat ve selam olsun ona) “Namaz dinin direğidir. O direği ayakta tutan dinini ayakta tutmuş olur, o direği yıkan dinini yıkmış olur” buyuruyor. Namazı ve cemaati terk ve ihmal eden Müslüman bir toplum yıkılmaya mahkumdur.
Suriye Müslümanları birleşik olsaydılar, tek bir Ümmet yapısına sahip bulunsaydılar, râşid bir İmam’a biat ve itaat etmiş olsaydılar, bugünkü yürekler acısı duruma düşerler miydi?
Dinin kıstasları (Kriterleri, ölçütleri) vardır. Müslüman bir toplumun iyi veya kötü oluşu bunlarla anlaşılır.
Namaz kılanların oranı yüzde ona veya yirmiye düşmüşse, camilerin kubbeleri altınla kaplansa, minarelerden avaz avaz 110 desibel ezan okunsa bile o toplum yıkılır.
Binlerce İmam-Hatip okulu açıldı. Bu okullardaki bütün öğrencilerin beş vakit namazı cemaatle kılmaları gerekir. Bu konu üzerinde niçin durulmuyor?
Fırka-i Nâciye Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığını bütün halka öğretmek için niçin ortak (tekrar ediyorum ortak) bir çalışma yapılmıyor?
Yazıklar olsun, bin kere milyon kere yazıklar olsun ki, temel ve ana din hizmetlerine cami helaları, hoparlörler, kaloriferler, klimalar kadar önem vermiyoruz.