Türk Milleti'nin Eksiklikleri

Kim ne derse desin her geçen gün her alanda büyük bir yozlaşma yaşanıyor. Kültürel anlamda, dinî anlamda vs. vs. Eskiden her halinden övgüyle bahsedilen o yüce, necip Türk halkından ara da bulasın artık. Bazı güzel hasletlerimizi doğuya, bazılarını ise batıya kaptırdık. Bir kısmı da bizden alındı ve semaya çekildi. 

Başlığın ne olması gerektiği konusunda da açıkçası tereddütte kaldım. Eksiklik deyince sanki "hakaret" gibi algılanmasını da istemem açıkçası ancak daha iyi ifade edebileceğim bir kelime bulamadım. Aklıma gelen diğer bir başlık ise "Türk Milleti'nin Topluca Alması Gereken Eğitimler" oldu. Eskiden roman başlıkları vs. çok uzun olurmuş. Bu iki başlığı birleştirip böyle bir şey mi yapsaydım keşke? :)

Neyse; dönelim şimdi konumuza. Ben kendimce tespit ettiğim bu eksiklikleri alt başlıklar hâlinde buraya yazacağım. Sizler de yazının sonunda kendi tespitlerinizi yazarsanız sevinirim. 

Asansör Kullanmayı Bilmiyoruz.

Bu yazıyı aklıma getiren eksiklik buydu zaten. Maalesef Türk milleti olarak asansör kullanımında ciddi sıkıntılarımız var. Genci yaşlısı, okumuşu cahili, kentlisi köylüsü, erkeği kadını bu eksiklikten nasibini almış durumda. 

Geçtiğimiz iki hafta boyunca Bursa Şehir Hastanesi'ne elektroterapi için gittim. (Bu arada belimde fıtık var. Elektroterapinin faydasını gördüm ancak henüz tam olarak iyileşmedim. Tavsiyesi olanlar var mı?) Her gün nizami olarak aracımı kapalı otoparka koyuyorum ve sonrasında 2 kat yukarı asansörle çıkıyorum. Asansördeki temel kural şudur: 

Gideceğin yönün tuşuna basarsın asansörü çağırmak için. 

Ama bizde öyle mi? Tabii ki hayır. Hem tüm tuşlara basılır; hem de ilk gelen asansörün gidiş yönüne bakılmadan binilir ve tüm katlarda dura kalka, ine çıka hedefe ulaşılır. Bunun sonucu olarak da hem asansör hizmeti verimli bir şekilde verilemez (alınamaz), hem de gideceğin yöne çok çok daha geç varırsın. 

Bununla ilgili 5 yıl önce Asansör Kullanma Kılavuzu yayımlamışım. Kimse de okuyup feyizlenmemiş mi ya hu! :( Kılavuzun üstüne tıklayıp okuyun ve paylaşın lütfen.

Otopark Kültürümüz Yok.

Bunu da yine Şehir Hastanesi günlerimden esinlenerek yazmak istedim. Hastaneye gelen insanlar ya bilgisizlikten ya da çok af edersiniz kendilerince akıllılıktan ama bence enayilikten araçlarını otoparklara koymaktansa yol üstüne, kaldırımlara koymayı tercih ediyorlar. Tam emin değilim ancak Bursa Şehir Hastanesi'nin kapalı otoparklarında LPG kısıtlaması da yok. Kapalı otoparkı bu yüzden tercih etmemiştir diyeceğim ama o da değil çünkü açık otoparklar da boş oluyor çoğu zaman. Hatta bazıları hastane bahçesine de girmeyip araçlarını hastane dışına bırakıp yürümeyi tercih ediyorlar. Onlar da sanırım otoparkları ücretli mi sanıyor, nedir anlamadım açıkçası. 

Bizim sitede de benzer durum var. Otoparklar yetersiz diye ortak alanları da açtılar. İnsanlar kendilerince uyanıklık yapıp kapısına en yakın yere çekiyor aracını. Yaz gününde çocuklar oynar mı, onları kısıtlar mıyım diye düşünen yok. Kul hakkını zaten düşünen yok. İki adım fazla adım atmaktan eriniyoruz maalesef. 

Dün mahallemize yeni açılan kapalı pazara gittik. Oraya da ne güzel kapalı otopark yapılmış pazarın altına. Pazarın dışında herkes yer kapmaca oynarken ben oraya indim. Otopark bomboş. Bir bölümünü evet pazarcıların araçları kaplamış ancak yine de 50 araçlık daha yer vardı rahat. İnsanlar dışarıda kornalarla birbirini taciz ederken ben indim direkt pazarın ortasına da çıkış yaptım. Nereden baksan güzel hizmet. Teşekkürler Yıldırım Belediyesi, teşekkürler Oktay Başkan! Bu arada bahsettiğim yeni kapalı pazar, mahallemizin pazarı yani Millet Kapalı Pazar Alanı.

Selam Sabah Yok.

En büyük eksikliklerimizden biri de maalesef bu. Gülümsemenin sadaka olduğunu belirten bir dinin mensubu olarak; "Selamı yayınız." diyen bir peygamberin ümmeti olarak bu ayıp bize yeter de artar bile! 

Hani bir şeyler desem batı hayranlığı diyecekler ama maalesef o gavur Avrupa'da insanlarda selam da var, tebessüm de var. Hem de tanımadıklarına karşı var. Bizim gibi birbirlerine karşı somurtkan değiller. Selam verirsek borçlu çıkarız diye düşünmüyorlar. Hani yazımın başında dedim ya bazı güzel hasletlerimizi batıya kaptırdık diye. İşte bu, onlardan biri. 

Kağıt Havlu Kullanmasını Bilmiyoruz.

Son gelen zamlardan sonra artık yavaş yavaş görmekte zorlansak da hâlâ daha kamuya açık alanlarda kağıt havlu hizmeti sunan camiler, işletmeler vs. var. Hacı abim abdest alıyor, sonrasında yüzü için 3 tane, kolları için 3 - 5 tane, ayakları için 3 - 4 tane derken, son olarak da kalan küçük tanecikler için de 1 - 2 tane kağıt havlu kopararak hem başkalarının da yararlanacağı kağıt havlu hizmetini azaltmış oluyor hem de israf ediyor. 

Peygamber Efendimiz'in "Irmak kenarında da olsanız abdest alırken israf etmeyiniz." hadîs-i şerîfi hiç aklına gelmiyor. Nasılsa beleş diye bol bol koparıp kullanıyor. Ya hu bana kağıdın kalitesine ve büyüklüğüne göre en az 2, en fazla 4 parça kağıt havlu yetiyor. Bu imkanları bu şekilde har vurup, harman savurursak yakında kıtlık geldiğinde ne yapacağımızı bilemeyiz. 

Dertli olduğum konulardan biri olduğu için 6 sene önce de Kağıt Havlu Kullanım Kılavuzu yayımlamıştım. Ona da bir bakınız lütfen. Şaka maka her konuya bir yazı yayımlamışım neredeyse. Hem de kılavuz! :)

Yol Ver Levhasını Tanımıyoruz.

Maalesef bu da büyük bir sorun benim için. Kavşaklara yaklaşırken herkes aşağıdaki işareti görüyordur. Tanıştırayım bu işaretin anlamı "yol ver!"



Maalesef özellikle eski şoförler arasında yaygın bir yanlış bilgi var. Aslında yanlış değil ama uyguladıkları yer yanlış. Eski şoförlere sorsanız kavşakta geçiş üstünlüğü kimdedir diye, sağdan gelen araçtadır derler. Yanlış! Geçiş üstünlüğü kavşağa girmiş olan araçtadır. Kavşağa yeni girecek arkadaşa üstteki ters üçgen vardır ama maalesef bizim ülkemizde uyan sayısı çok fazla yok. Balıkesir'de şehir merkezinde bu kural oturmuş ama. İnsanlar kavşaktaki araçlara yol veriyorlar. Başka yerlerde kavşağa araçlar o kadar hızlı geliyor ki ben kuralı bilmeme rağmen bir kazaya sebebiyet vermemek için durmak zorunda kalıyorum. Tam tersi de olabiliyor. Adam kavşağın içindeyken ben kavşağa yaklaşıyorum. Adama yol veriyorum ama adam yanlış bilgisini o kadar kanıksamış ki o benim geleceğimi düşünerek yol veriyor bana. O tarz durumlarda eğer etraf müsaitse adamın geçmesine izin veriyorum, el kol hareketleri ile de yolun onun hakkı olduğunu söylüyorum ancak eğer etraf müsait değilse de bir kazaya sebebiyet vermemek için ben geçip gidiyorum, ne yapayım başka sevgili okur?

Aslında trafikte genel olarak eksiklerimiz mevcut. Öncelikle saygımız yok birbirimize. Kimse kimseye öncelik tanımak istemiyor. Bir ara birkaç hafta furya olarak yaya geçitlerinde yayaya öncelik verildi ama sonrasında ne denetim kaldı, ne de bu kurala uyan şoför. Aslında bu kural hep var ama nedense o dönem devlet kurumları çok önem verdi. Her yere ekstra işlemler yapıldı ama sonrasında takip edilmedi. 

Yol ver tabelası ile ilgili de zamanında bir yazı yayımlamıştım. Onu okumak için de şuraya tıklayıp ulaşabilirsiniz.

*****

Benim aklıma gelen ilk sıradaki eksikliklerimiz üstteki beş tanesi. Sizin aklınıza gelenler nelerdir? Paylaşır mısınız yorumlarda? 

Âdâb-ı Muâşeret konusunda eksiklerimiz var kısacası. Geçenlerde @rehitublog sosyal medya hesaplarımdan birinde paylaştığım aşağıdaki görsel de konumuzla oldukça alakalı aslında. Ne dersiniz dostlar, yine böyle bir derse ihtiyacımız var mı, yok mu? 


Kalın selametle, sağlıkla, sıhhatle, afiyetle, saygıyla ve tebessümle...
Kategoriler