Mayıs 2019

Perşembe, Mayıs 30, 2019

Pazar, Mayıs 26, 2019

Kocamanlar Bir Rezalet!


Üzerinden 8 iftar geçmesine rağmen içimdekileri paylaşma isteğim hâlâ taze. Sizlere rezervasyon yaptırıp yiyemediğimiz bir iftardan bahsedeceğim. Başlıkta bir anormallik var diye düşünmeyin, çünkü bahsedeceğim mekan Kocamanlar ismiyle maruf Bursa'daki bir balık restoranı. Evet Kocamanlar gerçekten de kocaman bir rezalet oldu bizim için. İftarımızı geç açmamıza sebep oldukları akşam tam 8 gün önce 18 Mayıs Cumartesi günü idi.


İftar için firmayı Cumartesi sabah saatlerinde aradık ve yemek istediğimiz balıkları da seçtikten sonra 5 yaşındaki oğlumuzla geleceğimizi de üstüne basarak söyledikten sonra rezervasyonun mutlaka akvaryumun dibindeki masalardan yapılmasını istedik. Telefondaki bayan da "Tamam efendim; akşam görüşürüz." dedi.

Cuma, Mayıs 17, 2019

Nerede O Eski Ramazanlar? (Mimlendik)


Bloglarda bir durgunluk var. Bu durgunluğa bir canlılık katmak isteyen İstiridye Avcısı güzel bir mim başlatmış. Beni de Ece EVREN, nâm-ı diğer Ece Abla mimledi. Mimin ana teması "Nerede O Eski Ramazanlar?" Şu sıralar "Nerede o eski Ramazanlar?" denince ilk aklıma gelen şey Saadet Partisi'nin hazırlattığı video. Onu izleyip geçelim sorulara...



1) Ramazan'ı bir hediye paketine benzetirsek sizin için nasıl bir paket olurdu? İçinde sizin için neler olurdu?

Ramazan Ayı zaten bize bir hediye. Hem de ışıl ışıl, cıvıl cıvıl gelen bir hediye ancak son yıllarda o hediyeyi aldığımızda olması gereken kadar sevinemiyoruz sanki. Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem'den azat olan bir aydan başka ne hediye beklenebilir ki? Farz namazların sevapları katlanıyor, nâfile namazlar ise farz namazmış gibi kabûl ediliyor Allah indinde. Daha ne olsun? Bundan güzel hediye mi olur? Bizim ufaklık var (Kayra Eymen) ne hediye alırsak alalım mutlu olmuyor; Ramazan Ayı'na da biz aynı muameleyi yapıyoruz sanki. İçerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi de Ramazan'da. Bundan büyük hediye, bundan büyük nimet mi olur ki!


2) Ramazan ile ilgili hatırladığınız en net anınız hangisidir? Size kazandırdığı hislerle birlikte anlatır mısınız?

Açıkçası geçmişte yaşanılan anıları hatırlamakta çok da iyi değilimdir ancak çocuklukta yaşadığım bir anım aklıma geldi tam da şu an! Biz aslen Afyonluyuz ancak babamın işi dolayısıyla Kütahya'da doğup büyüdüm ben. Bayramlarda Kütahya'dan Afyon'a giderdik. Ramazan Ayı'nın o son günlerinde amcamın çocukları ile sahura kadar oturduğumuzu, davulculara bahşişler dağıttığımızı iyi hatırlıyorum.

3) Çocukluğunuzdaki Ramazan ve şimdiki yaşadığınız Ramazan arasındaki en belirgin farklar sizce nelerdir?

En belirgin fark saygı! Eskiden insanlar oruç tutanlara saygı gösterirdi. Şimdi kimsede empati de kalmamış saygı da kalmamış! Oruç tutup tutmamak değil mesele. İsteyen tutar, isteyen tutmaz ancak tutmayanlar, tutanlara karşı saygılı olmalılar ve açıktan yiyip içmemeliler. Eskiden Ramazan ayında lokantaların camları gazete kağıtları ile kapatılırdı ki oruç tutanlara karşı bir saygısızlık olmasın ama şimdilerde lokantalar, cafeler, restoranlar yine hınca hınç dolu oluyor gündüz vakitlerinde bile. Bazen kendi kendime oranlıyorum da sanki oruç tutanların sayısı, oruç tutmayanların sayısından azdır şu güzelim memlekette. İstatistiklere baksak %90'ın üzerinde müslümanız! Ama sözde!

Ben İtalyan Dili ve Edebiyatı okudum. Üniversitedeki arkadaşlarımdan biri Romanyalı idi. Ben oruç tuttuğumda sözde müslümanların göstermediği saygıyı gösterirdi. Yine dediğim gibi tutup tutmamak ayrı mesele; tutana saygı duymak ayrı mesele.

Bir mimin daha sonuna geldik. Ben şu an kimseyi mimleyemiyorum çünkü şarjım bitecek! :) Okuyan ve yapmamış olan varsa yapsın lütfen mimi!

Cuma, Mayıs 10, 2019

"Aloo Duymuyor musun?"


Bir şirkette pazarlamacı olan Gürcan Ali, iş icabı Balıkesir'e gitmişti. Pazarlamacı tanımını da hiç sevmezdi. Pazarlamacı dendiğinde insanların aklına çok da iyi bir insan profili gelmediğini düşünürdü hep. Kıştan yaza geçişte hasta eden tarzda bir hava vardı o gün. Tıpkı insanların sabahleyin evden çıkarken ne giyeceğine karar veremediği havalardan.


Bir reklamcı müşterisi için şehir merkezine geldi ancak arabasını park edecek bir yer bulamadı yakınlarda. Söylene söylene park yeri aradı. "Balıkesir'in şehir içi trafiği Bursa ve İstanbul'u bile geçmiş azizim!" diye içinden geçirdi. Nihayet, gideceği müşteriye biraz uzakta katlı bir otopark buldu. Mevlevi dervişleri gibi döne döne katlı otoparkın en üst katına çıktı; yer buldu ve arabasını park etti. 

Müşteriye gitmeden önce tuvalet ihtiyacını gidermek istedi. Allah'tan hemen katlı otoparkın yanında tarîhî bir camî vardı. Hemen tuvaletine koştu; sadece iki tuvalet vardı erkeklere ayrılmış olan. İlk kapıyı zorladı ancak kapı kolu tam tur dönüyordu. Bozuk herhalde deyip ittirmeye başladı ancak bir sonuç alamadı. Kullanım dışı herhalde deyip diğer kapıya yöneldi. O kapının kolu da tam tur dönüyordu. Bilerek böyle yapmışlar herhalde deyip zorlamaya başladı ki içeriden arka arkaya homurdanmalar gelmeye başladı. 

- "Dolu diyoruz birader, anlamıyor musun?"
- "Hâlâ zorluyor ya hu! Aloo duymuyor musun?"

gibi sesler artık net olarak gelmeye başlamıştı. "Duymuyor musun?" kısmını anlayınca; anladı ki içerideki adam sesini yükseltmişti! Anladığı bir diğer şey ise işitme cihazlarını arabasında unuttuğu idi. Çok sıkıştığı için kıvranarak beklemeye başladı. İlk boşalan tuvalet kendisine içeriden bağırılan ikinci kontrol ettiği tuvalet oldu. Adam çıkınca sinirden kaşları çatık bir şekilde

- "Birader alacaklı gibi neden kapıya yükleniyorsun?" dedi. Kapı kollarının kendisini şaşırttığını anlatmaya çalıştı ancak adam onu dinlemiyordu. Aslında o sırada neden zorlamaya devam ettiğini de anlattı ancak tuvaletten çıkan kişi ona kulak asmıyordu bile. "İşitme cihazı kullanıyorum, işitme kaybım var." falan dedi ama etkisi olmadı. Adam çekip gitti dinlemeden. Muhatabının hangi ruh hâlinde olduğunu, ne gibi rahatsızlıklarının olabileceğini, neden böyle davrandığını düşünmeden, empati yapmadan çekip gitti.

Gürcan Ali çok sıkışmıştı ve hemen attı kendini tuvalete. Tuvaletteyken, insanların geniş düşünemediğini, empati yapmadığını aklından geçirdi. Kendisinin zaman zaman maruz kaldığı benzer sahneler aklına ReHiTu.com'daki "Engelli Bireyler Her Yerde" adlı yazıyı getiriyordu. Yine aynısı oldu.

İşini bitirdikten sonra tuvaletten çıktı ve tekrar otoparka döndü. Ömür boyu takmak zorunda olduğu işitme cihazlarını alıp bir an evvel müşteriye geçmeliydi. Pazarlamacıydı ve aracı takip ediliyordu. Patrona hesap vermek zorunda kalmayı sevmezdi Gürcan Ali. Tuvaletini kullandığı caminin adını merak etmişti. "İbrahim Ağa Camii imiş" diye mırıldandı ve akşam evde araştırmayı düşünerek aklının bir kenarına not etti.

Perşembe, Mayıs 02, 2019

17,5 Saatlik Orucu 17,5 Dakika İçin Heba Etmeyin!


Konunun önemine binâen 3 sene önce yazdığım yazıyı tekrar yayımlamak istedim. Ayrıca 2017'de de yine bu konuyla ilgili bir yazı iktibas etmiştim. Onu da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Konuyu tekrar gündeme getirmeme vesile olan yazı ise Diriliş Postası adlı internet sitesinde Cemalettin HACIOSMANOĞLU'nun kaleme aldığı "Ramazan, İmsak, Vebal, FETÖ..." Onu da muhakkak okumalısınız.

***

Öncelikle herkesin Ramazân-ı Şerîf'i tekrar mübarek olsun. Tuttuğumuz oruçları kabul eder inşaAllah Mevlam! Tabii ki bu oruçları gerçekten tutabiliyorsak; boşu boşuna aç kalmıyorsak.

Her Ramazân-ı Şerif'te olduğu gibi bu Ramazân Ayı'nda da gündeme gelen konulardan bir tanesi oruca başlama vakti ile ilgili. Asırlardır uygulanagelen bir takvimimiz var ancak bu takvim maalesef 1983 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar ALTIKULAÇ'ın "Ben millete 20 dk daha az oruç tutturacağım" safsatasıyla değiştirilmiştir. Geçen 23 yılda da maalesef bu hatadan dönmemiştir Diyanet.

Bu sene ortalama 17,5 saat oruç tutuyoruz. Ancak temkin vaktini hesaba katmayıp ezan okunana kadar yediğimiz o 20 dk'dan dolayı acaba oruçlarımız kabul oluyor mu? Be hey müslüman! Zaten 17,5 saat oruç tutuyorsun. Gel boşu boşuna aç kalma da temkin vaktini de düşünerek orucuna 20 dk önce başla. Fazilet Takvimi veya Türkiye Takvimi kullan ki kafan rahat olsun.

Temkinin Tanımı: İbadet vakitlerimizin başlangıcında ve bitiminde şüphelerden kurtulup tedbirli amel etmek demektir. Ayrıca bu temkin meselesi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kendi yayımladığı
Tecrîd-i Sarîh Tercümesi'nin 6. cildinin 268. sayfasında ve birçok ilmî eserde belirtilmektedir.


Konuyla ilgili olarak aşağıdaki TV programı kaydını da buldum. Hocamı tanımıyorum ancak konuyu çok güzel açıklamış. İsmi Osman ÜNLÜ. Allah razı olsun!


Konu hakkında daha detaylı bilgi ve belge için aşağıdaki açıklamaları da dikkatli bir şekilde okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca şunu da belirteyim ki bu temkin mevzuu, sadece orucun başlangıcı ile ilgili değil. Yukarıdaki tanımda da yer aldığı üzere tüm ibadetlerimiz için geçerli. Mesela yatsı namazı da olması gerekenden 9 dk öne alınmış 1983'te Diyanet tarafından.




Müslüman uyanık olmalı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın maalesef çoğu konuda eksik kaldığını kabul etmek gerekir. Saçma sapan konulara el atacaklarına müslümanların itikat ve amel hususundaki konulara el atsalar daha makbule geçer!